Sil baştana dayanamam!

15 Ekim 2018, Pazartesi 08:20
- A +

Başarı nedir?

Koyduğun hedeflere ulaşmak…

Değişimi yakalayan bir süreçte başarı nedir?

Koyduğun hedeflere yakın kalmak.

Yeni yapılanmada başarı nedir?

Hedeften sapmamak.

Lucescu başarılı mı?

Milli takım tarihinde ilk kez 1996 yılında Avrupa Şampiyonası için Fatih Terim ile İngiltere’ye gitmek başarıydı.

Orada yaşanan 0 puan ve 0 galibiyet kimine göre başarısızlık, kimine göre tecrübeydi.

Ama ilime göre başarısızlıktı.

2000 yılında Belçika ve Hollanda’ya Avrupa şampiyonası için gitmek başarı, çeyrek finalde Portekiz yenilgisi ile elenmek yine başarıydı.

Ama ilime göre koyduğun kriter şampiyonluk ise sonuç başarısızlıktı.

2002 Dünya kupasında kürsüde olmak başarı, Şenol Güneş ile kupaya uzanamamak eksiklikti.

Ama ilim burada sosyal ve futbol mantığını organize ederse bu tarihi bir başarıydı. Dünya 3.

Avrupa şampiyonası 2008 için de aynı sözler mümkün.

Başarının kriterinde hedefe olan yakınlık var…

Şimdi Türkiye grubunu İsveç yenilgisi ile kapatırsa küme düşecek o zaman sonuç; BAŞARISIZLIK

Türkiye İsveç ile berabere kalırsa ve İsveç Rusya’yı son maçta yenerse yine küme düşecek; Başarısızlık

Türkiye kazanırsa, ligini 2. tamamlayacak. Yerini koruyacak. Başarı mı? Başarısızlık mı?

Hedef “A” Ligine çıkmak değilmiydi? O zaman yerimizde sayıyorsak…

Lucescu 2024 hedefi koydu, inşallah yaşı ve gücü yeter.

Lakin değişim kaçınılmaz gibi…

Lucescu’nun Avrupa 2020 yolunda kaderi İsveç maçı…

Kayıp ile gider, puanlar ile yerini koruyan milli takım ile yeni serüvene yelken açar.

Bu milli takımı seviyorum.

Gençler.

Dinamikler.

Hata yapıyorlar.

Ama en azından para konuşmuyor, gazeteciye saldırmıyor, kenar yönetime saygıyı yitirmiyor, ayakkabıyı hakeme fırlatmıyorlar.

Bu milli takımı sevdik, seveceğiz ve birlikte başaracağız.

Yozlaşan, milli ruhu unutan, olayın amatör zihnini yok eden felsefeyi dışarda bırakan değişimi destekledim.

Buraya kadar iyi.

Ama bu yol için yeni kaptan gerek.

Bizi hedefe taşıyacak.

Tecrübe merdivenlerini daha önce çıkmış…

Dilimizi bilen, yolumuzu ve ruhumuzu algılayan, anlayan.

Luce’nin ruhunu ve bu takıma kattıklarını analiz edebilen.

Önce “B” liginde tutunmalı, sonra yol haritamızı çizmeliyiz. 

Ama dün oynanan maça bakınca, daha çok kaleye gitmeli, daha çok savaşmalı, daha çok agresif olmalıyız.

Modern felsefe artık gol ile beslenen bu oyunda taktiğin yok, takıma rakibe göre yapılanman var diyor.

Savunma uzun, kaleci dev gibi ve yan top geçit vermiyorsa iyi ara pas ve yerden oyun boyu kısalmış oynamalıyız.

Rakip etkili ise kontra planı dikkate alınmalı.

Kaç rakip varsa sonsuz taktik ve felsefe var.

Ama hepsinden öte kazanma arzusu ve bu yapıda adım olmalı.

Hakan Çalhanoğlu dünün kötüsü, yarının belirsizi İsveç maçında olmalı mı?

Cenk kadar yetenekli ama iletişim karnesi sorgulanabilir Burak bu takımda oynar mı? 

Aynı golü, aynı takımdan, aynı şekilde yemenin faturası kimindir?

Hamle oyuncularını uzun süre bekletmenin bize faydası var mı?

Bu kadar teknik bir takım neden kaleyi bu kadar az görür?

Kanat bekleri rakibin hızının gerisinde kalıyorsa sorun gelişimsel mi? Yoksa anlık mı?

Üç pasta gol nasıl yenir?

Soru çok…

Değişim sancılı, ben milli takımımı çok seviyorum.

Lakin başarıyı da sonuna kadar arıyorum.

Umut veren felsefe beni ısıtıyor, 

Lucescu gider, farklı bir isim gelir…

Önemli olan geleceğin yazılacağı bu genç yüzlere güvenmek. 

Milli takımın yakalanan bu ruhuna soluk verecek felsefeye destek olmak.

2020 ve 2022 sonrası bizi bekliyor…

Sorular yanıtını bulurken süreç kendi içinde şeklini alacaktır, yeter ki değişim olursa her şey sil baştan olmasın.

Ne bunu silecek gücümüz ne yeniden yazacak kalemimize duyduğumuz sabır var.

Mevcut gençleri silmeden, onlar ile yazacak tarihimiz var.

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...