'Marka' var takım yok

16 Ekim 2011, Pazar 12:00
- A +

Kayseri, matematik problemini uzun yoldan çözdü; Bol pas yap, mümkünse sonunca git. İkinci devre attıkları gollerin sinyalini, esasen 56. saniyede vermişlerdi. Rüştü’nün kurtardığı o pozisyon, Beşiktaş’ın neyle karşılaşacağının da habercisi gibiydi.

Beşiktaş’ın, problemin çözümü için kısa yoldan gideceğini, bizim gibi Şota Arveladze de biliyor olmalıydı ki Beşiktaş’ın önemli sayılan bütün oyuncularını, Quaresma, Guti, Simao kilit altına almıştı. Geriye bir tek Fernandes kalmıştı... Onun örgütlediği pozisyonlar içinde, teşhisi tribünde tam arkamdaki arkadaş koydu; “Dakika 70, hep aynı şeyler anasını satayım!” Beşiktaş, elindeki pahalı oyuncuların bu maç için yeterli olduğunu düşünüyor olmalıydı. Ama görüldü ki, futbol yıldızla değil takımla oynanıyor. Tam da bu nedenle, tribünün Fabian Ernst’e yaptığı tezahürat esasen bir tür ‘ruh çağırma seansı’ gibi algılanmalı. Beşiktaş’ta ne yok derseniz, rahatlıkla ‘takım’ diyebiliriz. Yani anlayacağınız, yönetici Doğan Küçükemre’nin, “Beşiktaş markası bu borçları ödemeye yeter” dediği marka, golleri atmaya yetmiyor. Tribün için, maçın en kritik dakikası 50’ydi. Bu dakikada Beşiktaş, “Formanda ter olmaya geldik” diyen taraftarla birlikte saman alevi gibi coştuysa da çabuk söndü. Evet, gollerden birinde kenarda tedavi olan İbrahim Toraman’ın yokluğu önemliydi. Ama bu gerekçe hiçbir şeyi kurtarmaz. Bütün bu olana rağmen, Beşiktaş taraftarlarından bir bölümünün, onlar için de formayı terleten oyuncularını yuhalıyor olması benim bildiğim ‘Beşiktaşlılık ruhu’ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tutumdur. Beşiktaşlı, rakibini alkışlar ama kendi oyuncusunu yuhalamaz.   

YORUM YAZ

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.