Dişe diş mücadele
Haberin Devamı ›
Taa içinden gelen bir sesle “Öyle özledim ki Siyah-Beyazlı formayı” dedi ve hep birlikte maça döndük. Beşiktaş bütün maç boyunca daha çok ‘oyun düzeniyle’ değil, şahsi varyasyonlarla sonuca gitmeyi hedeflemiş görünüyordu. Olgunlaştırabildiği atak sayısı, her iki devrede de 3’ü aşmadı. Ne var ki İBB özellikle ikinci yarının başından sonuna değin ne yaptığını bilen, sahaya bilinçle yayılan, topu ayağında gezdiren, buna rağmen ceza sahası içerisinde pozisyon yaratmakta sıkıntı yaşayan bir takım görünümündeydi. Beşiktaş’ın şahsi gayretlerle sonuca gitme modellemesinin en iyi örneği, Olcay’ın golüydü. Tribünlerdeki bizler de dahil kimsenin beklemediği anda Almeida’nın kendine has pası tribünde şu ortak uğultuya neden oldu; “O ne lan!!”. Bu ses aynı anda en az 5 kişinin ortak nidasıydı. Olcay da yine kendine has vuruşuyla noktayı koydu. Doka’nın, Sivok’un da yardımıyla attığı gol de izlenirlik açısından Olcay’ınkini aratmadı.
Tribünde anlaşılamayan şeyler vardı. Yine ortak soru şuydu: Fernandes-Oğuzhan birlikte oynasaydılar acaba 65’ten sonra bir türlü becerilemeyen oyun kurgusu yerli yerine oturur muydu? Bu soğuk havada her şeye rağmen mücadele bakımından üst düzey bir maç izlediğimizi söyleyebilirim. Beşiktaş ligin tepesindeki konumunu hakeder bir mücadele sergiledi desek durumu abartmış oluruz. Henüz oyununu olgunlaştırma konusunda ilk yarıdan pek farklı görüntü içerisinde değildi. Golü arzuyla isteyen, ancak rakibine de fazlaca topla oynama fırsatı tanıyan ve bu nedenle de zaman zaman ciddi sıkıntılar yaşayan görüntüsünü koruyordu. Öte yandan her şeye rağmen bunca olumsuzluklarla boğuşulan bir yılda tribünlerine heyecan vaadeden bir takım olma özelliğini de koruyor.