MENÜ

Ebeveynliğinizi Bilin…Hıyar Olmayın !

24 Kasım 2020, Salı 11:29 Son Güncelleme: 24 Kasım 2020, Salı 11:29
- A +

Tenis oynamak üzere gittiğim kulüpte bir gençler turnuvası nedeniyle kort bulamayınca maçları dolaşmaya başladım. Haftaiçi olması nedeniyle gördüğüm kadarıyla izleyicilerin çoğu çocukların peşindeki analardı. Haftasonları ise çocuklarını kollayanlar babalardır. 

Bir tek-erkekler maçında karar kılarak bir banka sığındım ve kahvemi yudumlamaya başladım. Gençleri izlemeye bayılıyorum. Öyle yetenekler var ki gözlemlemek bir zevk. Ama o gençlerin bu kısır döngülü kavruk sistemle hiç bir yere ulaşamayacağını bilmek ise bir azap! Nedense hep Amerika’yı baştan keşfetmeye çalışıp sonunda yapılacak işi yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz. 

Yaşım 68… Altı yaşımdan bu yana tenisle iç içeyim. Onca yıldır da bağırıyorum bu iş turnuva yapmakla, kulüp ya da tenis-merkezi inşa etmekle olmaz. Tabi ki onlar da olmalı. Ama önce bir sisteminiz olsun…Bu sistemi yerleştirin…Sonra o sistemin sürekliliği olsun…Sürekliliği yerleşecek bu sistemde herkeze mavi boncuk dağıtmayacak, tenisle ilgileri sadece kendilerine ya da çocuklarına ayrıcalık sağlamaktan öteye gitmeyen yönetici kisvesindeki kıymet-i kendinden menkullere kulak asmayacak adam gibi bir koordinatör ve onun altında da kendini kanıtlamış uluslararası bir koç/hoca olsun. 

Hoca olmadan 52 haftada istersen 552 turnuva organize et. Neye yarar. Yarım asırdır yabancı bir lisanı adam gibi bilen, uluslararası camiaları takip eden, onun insanlarıyla ürkmeden, aşağılık kompleksine kapılmadan işbirliği yapmaktan çekinmeyecek hocalarımızın sayısı emin olun bir elin parmaklarından azdır ! 

Sürekli çıtanın yükseldiğinden dem vuruluyor ! Yahu ortalıkta çıta mı var ki yükselsin? İşte gördük son günlerde TED’de biri erkek (TED OPEN) , biri de kızlar/kadınlar (Cumhuriyet Kızları) olmak üzere ülkemizin en sürekli iki uluslararası turnuvası peşpeşe yapıldı. Her iki kategoride de ikinci turu gören oyuncumuz birer tane. Orada da kaldılar. Biri Cem İlkel diğeri de yılların emekçisi Pemra Özgen. Ötesi sıfır*.  

Tüm bunları yerleştirmek için de Çin’e kadar gitmeye hiç gerek yok. Gerek “ABD Açık” ve gerek “Roland Garros”ta her kategoride en başarılı ülke İtalya oldu. Oraya ulaşmak için tam bir gün uçmuyorsunuz…1.5 saatlik bir mesafede ! Bir zahmet gidiverin. Sorun Corrado Barazzuti’ye : “Kardeşim nasıl oldu da 5 yılın içinde hem kadınlarda hem erkeklerde grand-slam çeyrek-final oyuncuları yetiştirmekle kalmadınız üstelik bunları ilk 10’a sokabildiniz?”

Tenis Merkezi açmak olumlu bir iş. Amma velakin bunu işletebilecek misiniz? Zira üç gün sonra kortlar köstebek tarlasına dönecek, binalar da küflenecek olursa yazık olmayacak mı bu paralara. Ünüversite Oyunları için inşa edilen tesislerin durumu sizlere gayet acı bir örnektir. 

Halbuki bunun yerine zaten güç durumda olan kulüplerde bu merkezi yıllık bazda devreye soksaydınız daha olumlu bir iş yapmış olmaz mıydınız ? Daha da ucuza mal olurdu hem de!  


Neyse yine aldım başımı gittim ! Dönelim yazımızın özüne. 

Gençler turnuvası izliyordum. Çekişmeli geçen maça tam konsantre olmuştum ki işittiğim veciz (!) bir cümleyle sıcak kahvem adeta gırtlağıma yapıştı. 

“Ulan hıyar oğlu hıyar, adam sana yalan söylüyor…Sen de söylesene” ! Baba oğluna yalan söylemesi için bastırırken kendi kartvizitini de ortaya koyuyordu ! Üstelik bu hıyar büyük bir olasılıkla o çocuktan bir gelecek umuyordu!

Tenis her şeyden önce “fevkalade” bir oyundur. Eğlencedir. Ama ondan alınacak yaşam dersleri daha da önemlidir. Disiplin, zaman yönetimi, yalnızlık, sorun-çözme, analitik düşünmek, özgürlük, sabır, yeterlilik ve hepsinden kıymetlisi “esenlik”.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı ebeveynlere “kendi komplekslerini çocukları üzerinde tatmin etmemek”** için arka plana çekilmelerini naçizane öneririm. Gençlerinizi turnuvalarda serbest bırakın. Ne zaman yatacaklarına, kaçta kalkacaklarına kendileri karar versinler…Çantalarını kendileri hazırlasınlar…Kendi beğendiklerini giysinler…Kendileri kortlara ulaşsınlar. Tenis yalnızların sporudur. Sahada sadece oyuncular vardır. Genç turnuvalarında pek seyirci yoktur. Oyuncu oralarda kendi kendine yetmesini öğrenir. 

Onun için ortalıkta bağırıp çığıranlar büyük bir olasılıkla sadece  “kendi komplekslerini çocukları üzerinde tatmin eden” ebeveynlerden ibarettir.

Tenis yalnızların sporudur derken, arkadaşlıklara dostluklara yer yoktur demiyoruz. Maçlardan sonra onları hemen toparlayıp eve götürmeyin. Yorumlarınızı ertelemeye çalışın. Kazansın kazanmasın bırakın onlar maçlardan sonra diğer katılımcılarla sosyalleşsin. Onlar birbirleriyle konuşa konuşa maçlarda kime nasıl bir taktik uygulayacaklarını bulacaklardır. O kulüplerdeki o dostluklarla gelişecektir çocuğunuzun karakteri. Yoldaşlığı onlardan öğrenecektir. Sizlerden değil. 

Sizlerin kort arkasından yönlendirmeleriniz beyhudedir. Dostluk yerine düşmanlık yaratırsınız. 

İlla fikrinizi belirtmek istiyorsanız onun yaklaşımını sabırla bekleyin. Eninde sonunda konuya değinecektir. Ardından “sen daha iyi bilirsin ama şöyle oynamayı da denemek istemez misin” şeklinde katkı verin. Karar vermesine yol açınız. 

Hoş kalın, esen kalın…Tanrı güldüğünüz günleri aratmasın.  

*Çağla Büyükakçay’ı bambaşka bir kategoride gördüğüm için değinmedim. Onun ve Marsel’in tenisimize olan katkılarını kimse inkâr edemez.

**Habertürk-Fatih Altaylı.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...