Son ikazdı!

01 Mart 2005, Salı 04:30
- A +
Kadıköy’den Masallar Neymiş, Fenerbahçe tecrübesizliğin kurbanı olmuş! Böylesine ağzı süt kokan bir takımın, Avrupa arenası için daha fırınlarca ekmek yemesi gerekiyormuş! Neymiş, ligimiz bu muhteşem ekibimizi kandırıyormuş! Kağıt helvadan ibaret Türkiye Ligi yüzünden Fenerbahçe Cumhuriyeti vatandaşlarına, Avrupa vize vermiyormuş! Neymiş, Galatasaray UEFA Kupası’nı almak için 10 sene uğraşmış! Bu işler öyle kolay olmuyormuş! Bunlar Lafonten’den masallar. Yemek isteyen yer, biz de ‘afiyet olsun’ deriz. Galatasaray, UEFA Kupası’nı alana kadar 4-5 yıl uğraştı, doğru. Ama 1987-88 sezonunda, o zamanki Şampiyonlar Ligi sayılan Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk seferde yarı final oynadı. Öncesinde Avrupa’da bir yatırımı yoktu. Kaldı ki, Şampiyonlar Ligi ilk başlarken iki ön eleme ile girilip, Avrupa’daki yegane 8’in içinde bulunma şartı vardı. Galatasaray ilk yılında birisi M.United olmak üzere, iki rakip eleyip son 8 takımlı turnuvada ilk kez boy gösterdi. Türkiye Ligi layt, kabul. Dirençsiz, disiplinsiz ve birbiri arasında uçurumlar olan takımlardan oluşuyor. Peki, Yunanistan Ligi’nden daha mı zayıf? Komşumuzun, şampiyon olmadan önce üç veya dört oyuncusunun Avrupa’da oynamasından başka birikimi yoktu. O Yunanistan, o ligi ile Avrupa şampiyonu oldu. Aynı şekilde Türkiye de 2002 Dünya üçüncülüğünü kendi liginin tasarruflarından elde etti. Şu tecrübe olayına da değinelim. Çoğu kesim de aynı konuyu mazeret gösterdi ama ben sadece Fenerbahçeli Serkan’ın ifadelerinden yola çıkayım. Serkan, “Bizler gibi deneyimsiz bir ekip için normaldi” dedi. Demek ki, Serkan da bu tecrübe işi zaman ilerledikçe geriye sayıyor. Geçen yıl sen değil miydin, Gençlerbirliği gibi son derece toy ve uluslararası arenada, deneyimsiz bir teknik direktör eşliğinde ilk kez çıktığın turnuvada çeyrek final oynayan. Şampiyon olan Valencia’yı da kılpayı elinden kaçırdın. Atma Serkan... Denizlispor da üç tur geçip, araya Lyon’u da katarken, hangi uluslararası deneyime sahipti. Anlaşılıyor ki, Kadıköy’ün havası yaramamış. Oralarda ‘yediği önünde, yemediği arkasında’ , harvurup harman savurmaya alışmış bir zihniyet yaşar. Burunlarından kıl aldırmazlar, memlekette de kimseye pabuç bırakmazlar. Ama bir türlü gerçek hayatın, pencerenin dışında olduğunu da kavrayamazlar. Bıçakcı’nın Doğradıkları Ali Kırca dehşete kapılmış olacak ki, Yanal’a, “Bir an önce istifa et” diyor. Uyarısının nedeni, ulusal takımımızın aldığı kötü sonuçlarla ilgili değil. Ersun Yanal’ın sırtını kara yaslamış olduğunu farkettiği için. Kırca, Bıçakcı ile sohbetinden sonra, başkanın Yanal hakkında kamuoyunun yansıtması gereken düşünceleri ile, asıl kendinde saklı olanların arasındaki uçurumu görünce, selameti bu ikazda buluyor. Düşündüğü bu ülke. Bu ülke futbolunun en kritik döneminde (2006 Almanya öncesi) en kritik koltukları paylaşan iki bireyin konumu... Aradaki bu güvensizlik ve birbirini hiçe saymanın zararını bütün ülke olarak göreceğimizden tedirgin. Son derece de haklı. Peki, Bıçakcı, eylemde ve söylemde ne kadar samimi. Hukuk açısından ne kadar güvenilir? Teşvik olayını, söylediği gibi beş günde kendi hukuksal yöntemlerine göre çözdü. Yanal’ın yüzüne söylemesi gerekenleri, arkasından hem de her önüne gelene, teferruatları ile anlattı. Korkarım ki, TFF’nin başkanı şu an bir dakika bile oturmaması gereken koltuğundan indiğinde de, kendini kurtaramayacak. Çünkü hukuk adamlığı kimliğini de fazlası ile yıprattı. Ben, ona bundan sonra bir kira kontratı düzenlemesi için bile gitmem.

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...