Fenerbahçe’yi yıllardır takip ederim, sezon başında kulübün kaosa sürüklendiğine ilk defa şahit oluyorum.
Avrupa Şampiyonası’nın ilk günü ev sahibi Letonya’yı çok üstün bir oyundan sonra farklı yenen A Milli Basketbol Takımımız, dün Çekya karşısında zaman zaman zorlansa da oyunu kopardı ve 2’de 2 yapmayı başardı
Sezon başı Avrupa elemeleri öncesinde tam olarak bunu yazmışım.
Memleketimizin büyüklük algısı, hele ki futbolda, başının büyük derdidir. Kendi düşünsel sınırlarının dışında kalan hemen her şey “küçük” ya da “kolaydır”.
Beşiktaş’ın kötü sezonları oldu, hatta daha kötü sezon başlangıçları bile var bir çırpıda aklımıza gelen. Ama Beşiktaş, uzun vadede hep ortalamayı tutturmuş, şampiyonluktan bir kaç sene uzak kaldıktan sonra hep daha güçlü dönmüş, kendine güçlü bir kulüp genetiği inşa etmiş büyük bir camiadır.
Maçı oynamaya bırak, daha maç günü bile gelmeden Mourinho’nun yönetime yönelik salvoları, olacakların adeta fragmanı gibiydi.
Mourinho yine sürprizini yapmış, haftalardır yüzüne bakmadığı Livakoviç’i (Sakat değilse birinci kalecidir) kaleye koymuştu.
Ünlü Sloven hakem Vincic, dün akşam kötü günündeydi. Karar standardı hiç yoktu. Her iki takım için de hatalı kararları oldu. Zamana oynayan Benfica oyuncularına gerekli yaptırımlarda bulunamadı. Talisca’nın ilk sarı kartı ile Mert’in sarı kartları manasızdı. 11’de Pavlidis’in golünün VAR müdahalesiyle iptali doğruydu.
Mourinho maçtan önceki basın toplantısında kendince topu yönetimin kucağına attı. Deyim yerindeyse yönetimi beceriksizlik, plansızlık ve vurdumduymazlık ile suçladı.
Konferans Ligi ilk maçında LausanneSport karşısında 1-1’lik beraberlikle sahadan ayrılan Siyah-Beyazlılar rövanşta tur için sahaya çıkıyor.