Spor yazarları Türkiye - İzlanda maçını yorumladı

Spor yazarları Türkiye - İzlanda maçını yorumladı

07 Ekim 2017, Cumartesi 11:03
- A +
ŞANSAL BÜYÜKA (MİLLİYET)

ŞANSAL BÜYÜKA (MİLLİYET)

Avrupa şampiyonalarına, Dünya kupalarına kalkan trenlerin daha hiçbirine zamanında binemedik. Trenler kalkıyor, gözden kaybolmaya başlıyorlar, aklımız başımıza o zaman geliyor. Var gücümüzle kovalamaya başlıyoruz, bazen son vagona tutunuyoruz, çokça elimizin, avucumuzun içinden kaçırıyoruz.

İşin kötü tarafı, bu kaçırdığımız son tren olmayacak. Bu kafayla, bu anlayışlı, futbolun bu yalan dünyasıyla biz daha çok trenler kovalar, daha çok trenler kaçırırız.

İzlanda karşısındaki şu halimize bakın... Rakip iki pasta bizim kalemize geliyor, biz 10 pas yapıp rakip kaleye gidemiyoruz. Rakip bulutlarla buluşur gibi hava toplarına yükselirken biz niye hep “altta kalanın canı çıksına mahkum oluyoruz. Bu yükselme, sıçrama işi doğuştan Allah vergisi değil ki... Çalışırsan oluyor. Acaba bizim dışımızda “al gülüm-var gülüm diye yan pas oynayan, bu kadar yavaş hücum eden, bunun sonucu rakip savunmada iğne deliği bile bulamayan bir başka takım var mı?

Türk takımları, Türk Milli Takımı öne oynamayı, hızlı oynamayı, üç pasta rakip kaleye inmeyi niye beceremiyor? Adamlar bize iğne deliği kadar boşluk bırakmazken, biz ceza alanımızın içinde ve çevresinde yayla gibi alanları nasıl oluyor da rakiplere ikram ediyoruz? Dünyada bizim kadar kolay gol yiyip, bizim kadar gol atmakta zorlanan bir başka ülke takımı var mı acaba?

Futbolcumuz tembel... Çalışmayı sevmiyor, disiplini sevmiyor, kendini geliştirmeyi hiç denemiyor. Hep söylüyorum; saçına-sakalına gösterdiği özeni, bireysel gelişimi için asla göstermiyor. Üstelik, kulübü şımartıyor, yöneticisi şımartıyor, taraftarı şımartıyor. Asla disiplinli değiller... Hocalarımız kulüp bulma peşinde... Onların da kendilerini geliştirmek gibi bir dertleri yok. Kendilerini yeterli buluyorlar, ama eserleri ortada.

Tek kelimeyle hayal kırıklığı, tek kelimeyle re-za-let... Biz kendi içimizde birbirimize gaz vermekle meşgulüz. “Ligimiz iyi diyoruz, oynayanlar yabancı... Oysa dışarıda futbolun bir başka dünyası var, bir başka gerçeği var... Biz o dünyaya ait değiliz. Biz o dünya için son derece yetersiziz...

GÜNTEKİN ONAY (VATAN)

GÜNTEKİN ONAY (VATAN)

Lucescu orta alanda teknik kapasitesi yüksek oyunculardan kurulu bir tercih yaptı. Oğuzhan, emre, Nuri ve Arda ile topu yere indirip kendi oyunumuzu rakibe kabul ettirmekti amaç. Ancak İzlanda’nın organize , alan bırakmayan çok adamla kapanan savunması karşısında adeta duvara tosladık. Rakip defansın arasına ve arkasına geçemedik.

Sorun yine de orta alanda ve hücumda değildi. Türk futbolunun kronikleşmiş hastalığı olan savunma problemleri ile dün gece de yüzleşmek zorunda kaldık. Açıkça vurgulamak gerekirse dün geceki savunma dörtlüsü böylesine bir finali kaldıracak düzeyde değildi. Kaan, Almanaya 2. lig seviyesinde. Caner, savunma yönüyle öne çıkan bir oyuncu hiçbir zaman olmadı. Mehmet Topal zaten stoper değil. Ve Çağlar da tecrübesiz.

Oyuncuları ve Lucescu’yu suçlamak, yargılamak şu an için işin kolay tarafı. Lakin gerçek şu; dünkü savunma hattı ile bu seviyeleri oynayamazsınız. Mevcutlar içinde Ömer Toprak, formda Serdar Aziz ve sakatlıktan çıkan Gökhan Gönül, hatta tecrübeli Sabri daha akla yatkın tercihler olurdu.

Terim ve Lucescu gibi iki büyük kariyere ve tecrübeye sahip teknik adamlarla da bu işi yapamıyorsak sorunların daha derinlerine inmek gerekiyor. Son 5 Dünya ve Avrupa Şampiyonası elemesinde ilk ikiye giremedik.

ERMAN ÖZGÜR (FANATİK)

ERMAN ÖZGÜR (FANATİK)

Kadromuzda kaliteli ya da formda oyuncularımızın olması bir şey ifade etmiyor. Öncelikle benimseyeceğimiz bir oyun anlayışı üzerinden oyuncularımızın birlikte oynama pratiğini geliştirmemiz şart.

2. yarıya kendi oyunumuzun şeklini değiştirmek yerine rakibin hızını kesmek için yapılan Ozan-Nuri değişikliği yaparak başladık ama Arnason’un golü ile maç daha 50. dakika olmadan formaliteye döndü. Görünen o ki yorgun ve eksik yakaladığımız Hırvatistan maçı bizi fena kandırmıştı. İzlanda bir kez daha gerçekle yüzleşmemizi sağladı. Yine bir gruptan çıkamadık. Acı gerçek kadromuzda kaliteli ya da formda oyuncularımızın olması bir şey ifade etmiyor.

MEHMET DEMİRKOL (FANATİK)

MEHMET DEMİRKOL (FANATİK)

Aslında çoktan bir mucize kovalıyorduk. Hırvatistan galibiyeti sonrası, İzlanda ve Finlandiya maçları ile günü kurtarabileceğimizi düşündük. Bu da mümkündü. Ama dün 330 bin nüfuslu İzlanda’ya çoğu kez olduğu gibi yine kaybettik ve gerçeklerimize döndük. Şimdi gerçekten tartışmamız gerekene bakalım.

Konu yabancı sınırlaması değil. Gerçek bir organizasyon eksikliği. Bunu sağlamak için yeni bir şey deneyelim. Federasyon başkanlığı artık profesyonel olsun. Futbolun içinden gelme, bütün sorunlarını bilen bir duayeni işin başına getirelim. Maaşını da verelim. Etrafına profesyonelleri koyalım.

Futbol dünyasının belirleyeceği bu ismin etrafında finanstan, organizasyondan, futboldan anlayan bir ekibin olduğu gerçek futbol şirketinden bahsediyorum. Gelin bu işi şımarık çocukların oyuncağı olmaktan çıkarıp, gerçek bir organizasyona dönüştürelim. Bugün bunun için her türlü imkân mevcut...

CEM DİZDAR (FANATİK)

CEM DİZDAR (FANATİK)

Maça “Biz daha yetenekliyiz diyerek hazırlandık bir haftadır çünkü sığınacak başka liman yoktu. Sahaya sürülen 11’e bakınca “Yalan da denilmezdi. Israrla kendi kendine propaganda yapılan bu ülkede, “Avrupa’nın en yaşlı ve en çok zarar eden ligi bizimki diyecek halimiz yoktu ya!.. Gücü kuvveti yerinde olan İzlanda basit, disiplinli ve düzenli oynayarak milli takımı önce ceza sahalarının dışında tuttu ardından da bizim teknik ekipçe ‘analizi yapılan’ bildik hücumlarla daha ilk devre işi bitirdi.

Çünkü futbol artık yeteneğin sadece farkı yarattığı bir ‘mühendislik oyunu’. Senin mühendisliğin yoksa yeteneğin çoğu maçı değil sadece bazı maçları kazanmana yarar.

Kabul edelim, futbolu geliştirecek gerçek tartışmalar yerine yöneticiler eliyle münakaşa ve polemiğe boğulan ve bu nedenle yolunu kaybetmiş bir futbol iklimine sahibiz. Yarından tezi yok, kolları sıvayıp mevcut işleyişi ve buna neden olan yöneticilerin tamamını lağvetmeden de kurtuluş görünmüyor.

RÜŞTÜ REÇBER (HÜRRİYET)

RÜŞTÜ REÇBER (HÜRRİYET)

‘Biz nereye gidiyoruz, ne yaptık ve ne yapmalıyız’ demenin zamanı artık geldi. Beykoz kadar nüfusu olmayan İzlanda karşısında bu gerçek ortaya çıktı.

Maçta oynayan, oynamayan bütün futbolcu kardeşlerimi tebrik ederim. Güçlerinin en yükseğini sahaya koydukları inancındayım. Türkiye olarak biz, hâlâ bir futbolu ülkesi olamamışken, ne kadar fazla bireysel yeteneğe sahip olursak olalım, bir İzlanda takımı gibi olamayız.

Teknik anlamda maç için yazacak herhangi bir şey yoktu. İzlanda, hak ettiği bir galibiyeti aldı. Ama inanın, bazen kötü şeyler yaşarsınız ve arkasından büyük değişimler ve gelişmeler gelir. 2018 Dünya Kupası’na gidemeyişimiz ve İzlanda maçı bu anlamda bizim daha iyi bir noktaya gelmemizi sağlayacaktır. Bir gün futboldan, sahanın içindeki o terden gelen birileri mutlaka futbolun başında olacaktır. Ve bu değişim çok uzak da değildir.

UĞUR MELEKE (HÜRRİYET)

UĞUR MELEKE (HÜRRİYET)

Evet, dün gece varlık gösteremedik. Evet, rakibin 1,90’lık sol bekinin karşısına çabuk bir kenar hücumcusu koymayı akıl edemedik. Evet, 1 puan işimize yaramıyorken 46’da oyuna Ozan’ı soktuk. Evet, 150 yıllık futbol tarihinin bir kornerde en boş bırakılan adamına asist yaptırdık. Ama milli takımın sorunu bence sadece sah

Dün akşam 18 sularında dünyanın en kısa fıkrasını izledim haberlerde: “Cengiz, takımında süre almadığı için 23 kişilik maç kadrosunda yok. Bu fıkradan daha da komik bir detay da, aynı pozisyonun 5 farklı oyuncusu Okay-Ozan-Selçuk-Yunus-Yusuf’un hepsinin kulübede olup Cengiz’in bulunmaması... Lucescu-Havutçu’ya soruyorum: Dünyada hangi maçta, hangi durumda, Ozan-Okay-Selçuk’un üçünün birden oyuna girme ihtimali oluşabilir? Kulübeye 5 merkez oyuncuyu koyup, bir kenar hücumcusu (Emre Mor) ve bir s

23 kişilik kadro demek, sahadaki 11 oyuncunun pozisyon pozisyon karşılığının kulübede olması demek. Sahada iki stoper varsa, kulübede de iki tane olmalı. İki açık hücumcusu varsa kulübede de iki... Orada nasıl bir hesap, nasıl bir güç var ki, Serdar ve Cengiz’i matematikle dalga geçercesine tribünde oturtup, kulübeyi keyfine göre dolduruyor?

Zaten Lucescu göreve geldiğinden beri kararların akıl-mantık çerçevesinde alınmadığı ortada. Bu kararlar Lucescu’ya ait olamaz, birileri belli ki Rumen Hoca’ya sufle veriyor ve bu sufleyi kim veriyorsa ülkeye ihanet ediyor. Yoksa gazeteci döven Arda’yı 1 maçlık aranın ardından ayağına gidip davet etmek de, Trabzon’da 30 dakika oynayıp Alanya maçının kaybedilmesinin baş sorumlusu olan Volkan’ı kadroya çağırmak da, Cengiz’i-Serdar’ı tribünde oturtmak da iyi niyetle açıklanamaz bence.

Championship takımı Reading’in yedeği Bödvarsson müthiş oynadı, çünkü Dortmund’un ve G.Saray’ın as stoperleri yerine F.Bahçe’nin yedek ön liberosunu koyduk karşısına.

ATTİLA GÖKÇE (MİLLİYET)

ATTİLA GÖKÇE (MİLLİYET)

Hemen söylemeliyim: Bu maçın en şanslı adamı Mircea Lucscu. Cezalı. Soyunma odalarına giremez. Basın toplantısına katılamaz, konuşamaz... Dolayısıyla sorulacak sorulara da yanıt veremez... Çok soru var sorulacak... En önemlisi de şu: Maça başlayan onbiri kim belirledi? Kendisi mi, yoksa Tayfur Havutçu mu? Ömer Toprak’ı kulübede oturtup, Mehmet Topal’ı “zoraki stoper oynatmanın kıymet-i harbiyesi ne?

Daha da önemlisi... Cengiz Ünder’le Serdar Aziz’i tribüne gönderip önemli bir kanat alternatifini ortadan kaldırma kararını alan kim? Lucescu mu, Tayfur Havutçu mu? Yoksa ağır abilerin görüşü mü alındı bu konuda?

Orta sahamızda iki önemli usta var... Nuri Şahin, Emre Belözoğlu... Kardeşlerimiz kusura bakmasın “al ha - ver ha pas alıp vermekten başka bir iş yapamadılar. Cenk’in sağ kanattaki çabalarına eyvallah... Oğuzhan savunmaya gidip top almaktan, hücumda pas/asist yapmaya, adam geçip pozisyon hazırlamaya fırsat bulamadı.

Sahi, bir de Ardamız vardı, değil mi? Topu ezdi, yuvarladı, keçeye dönüştürdü. Bir adam geçemedi. Aldığı topların çoğunu kaptırdı, yoruldu ve çıktı. Lucescu en azından Emre Mor, Ozan Tufan ve Yunus Mallı ile başlayıp, çözümleyici olarak ağır abilere başvurabilirdi. O zaman anlardık hanyayı - Konya’yı... Ya da Eskişehir’i! Güzel bir statta, güzel bir seyirci önünde çirkin bir oyun ve kötü bir sonuçla macerayı bitirdik. Hep mucize, mucize... Hakikatin de bu işte bir payı olmalı!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.