Çekirge bu kez sıçramadı

08 Eylül 2011, Perşembe 12:00
- A +

İspanya maçının dördüncü çeyreğindeki inanılmaz performansı o maçı kazanmamıza yetmişti, ama dün ‘Papaz pilav’ yemedi. 3 periyot hücum anlamında hiçbir şey oynama, sadece tek periyotta Parker, Noah, Batum, Seraphin, Diaw gibi NBA yıldızlarının olduğu bir takımı 15 sayı geriden gelip yenmeye çalış. Aslında biraz şans yanımızda olsa ikinci mucizeyi de gerçekleştiriyorduk.

En kritik topu Polonya maçında son hücumu kötü kullanan, o ana kadar 31 şutun 26’sını kaçırmış olan, hem formsuz, hem de moralsiz Kerem Tunçeri ile kullanmaya çalışmasaydık, belki şu an çeyrek finali garantilemiştik. Orhun Ene belki Kerem’i kazanmaya çalıştı ama maçı kaybettik. Umarım Kerem’i kaybetmeyiz. Çünkü o bize çok lazım. 2009 ve 2010’da harikalar yaratan, bizi finale taşıyan basketi atan, sezon içinde Efes’e tek başına bir sürü maç kazandıran Kerem, hemen yarın normale dönebilir; biraz psikolojik destekle. Ben ona çok inanıyorum. O da inansın kendine. Aslında maçtan önce düşündüğümüz hemen hemen herşeyi sahaya yansıtarak başladık. Atletik ve çabuk oynayan, ortalama 87 sayı atan Fransa’yı istediğimiz kıvama getirmiştik. Zaten skordan da belli. İlk çeyrekte onları 12 sayıda tuttuk.
Bizi yakan yaptığımız top kayıpları oldu. İlk çeyrek 7, devre bittiğinde 11, 3. periyot bittiğinde ise 15 top kaybetmiştik. Onlar ise sadece 6. Son iki şampiyonada en iyi yaptığımız şey topa sahip çıkmaktı. Dün bunu ilk 3 çeyrek beceremedik. Son periyot hiç top kaybı yapmadık, zaten durum hemen skora da yansıdı. Ribauntlarda atletik Fransız’ları ezmişiz. O kadar kötü şut atmamıza rağmen sadece hücum ribauntlarından 25 sayı üretmişiz, (ki inanılmaz bir rakam) ama kaptırdığımız toplar ve 3. periyodun son 2 dakikasında 10-0’lık seri bitirdi.

O 15 sayılık farkın oluşmasındaki nedenlerden bazıları maç boyunca attığımız 24 üçlüğün sadece 5’inde isabet bulabilmemiz ve top kayıplarıydı. Zaten 19 üçlük kazanırsan maçı kazanman mucize olur. Ama maça başlarken saha kenarında Polonya maçının katili Rus Mikhaylov’u görünce benim psikolojim bozuldu, oyuncular da mutlaka etkilenmiştir. FIBA’nın verdiği bir gözdağıydı sanki bu. Deli kızdırır gibi, bir önceki maçı katleten hakemi tekrar en kritik maça vermek, ‘Burada benim borum öter’ mesajını hissettirmekti. Çok gereksiz ve düşmanca bir hamleydi bana göre.

Dün Mikhaylov etliye sütlüye karışmadı ama 3. periyot bittiğinde bize 20 faul, Fransızlara ise sadece 12 faul çalınmıştı. Neredeyse 2 katı.

Onlar 22 serbest atış kullanırken biz 13’te kalmıştık. Tony Parker’ın biri yanından geçse ‘faul’, o baltayı indiriyor ‘Devam’. Bu kadar olmaz.  Hele son hücumda İsrailli Seffi’nin çaldığı 5 saniye kararı, satışın dikalasıydı.

Tamam biz iyi değildik ama hakemlerin de bu kadar alenen bizi bitirmeye yönelik düdükler çalması iğrençlik. Ne hakları var oyuna müdahale etmeye. Kötüyken de kazanabilirsin sonuçta. Yine alacağımız bir maçı daha verdik. Yarın Almanya maçı çok kritik. Onların da son şansı. Baştan itibaren işi sıkı tutmalıyız. Oyun kurucularımızın mutlaka daha verimli olması şart. Yoksa yine tek çeyreklik performans, burada kimseyi yenmeye yetmez.

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...