‘Profesyonel ligimiz yok! Sadece turnuvalar var’

Espor oyunculuğu, takımı, yönetimi, sponsorluğu gibi esporda merak edilen konuları açıklayan ‘Her yönüyle Espor’ bugün itibarıyla raflardaki yerini aldı. Kitabın yazarları İbrahim Yörük ve Orhan Efe Özenç, FANATİK’e konuştu.

19 Eylül 2019, Perşembe 18:36
- A +
‘Profesyonel ligimiz yok! Sadece turnuvalar var’

Espor oyunculuğu, takımı, yönetimi, sponsorluğu gibi esporda merak edilen konuları açıklayan ‘Her yönüyle Espor’ bugün itibarıyla raflardaki yerini aldı. Kitabın yazarları İbrahim Yörük ve Orhan Efe Özenç, FANATİK’e konuştu. İkili kitabın dışında, espor dünyası ile ilgili oldukça güzel bilgiler ve örnekler verdi.

 İşte keyifli sohbetin detayları...

Öncelikle sizleri biraz tanıyalım. Espor maceranız nasıl başladı?

İbrahim Yörük: Espor maceramız 5-6 senedir gündemden takip ederek başladı. Ondan önce çocukluğumuzdan itibaren bilgisayar oyunları ile, internet kafelerde oyun oynayarak zamanımız geçti. Son dönemde de çok oynanan oyunları takip ederek bu sektöre girmek istedik. Gençlerle aramızdaki kuşak farkını kaçırmamamız gerektiğini gördük. Dijital mecralarda sürekli çalıştığımız için markalar tarafında da gelişmeleri yakından takip ediyorduk. Bu takip sürecinde de kadrajımıza espor alanı girdi. Her geçen gün büyüyen reklam payı olsun, iletişim, etkileşim oranları olsun, ulaşılabilirliği olsun... Bunlar önemli faktörler. 5 sene önceki izlenme oranları şu anda 4-5 katı artmış durumda. Son dönemdeki araştırmalarımızda kaynak eksikliği olduğunu gördük. Bu vesileyle kitap yazımına başladık.

Orhan Efe Özenç: 1989 Ankara doğumluyum, ilk, orta ve lise öğrenimimi İstanbul’da Eyüboğlu Koleji’nde tamamladıktan sonra hukuk tahsili için Ankara’ya döndüm ve 2013’te Bilkent Üniversitesi’nden mezun oldum. Küçük yaştan bu yana basketbol ve kitaplar gibi oyunlara da çok düşkün olduğum için lisans eğitimimin ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde Oyun Tasarımı yüksek lisans programına dâhil olmayı ve bu alanda uzmanlaşmayı seçtim. Öteden beri meraklısı olduğum “rekabetçi oyunculuk” ülkemizdeki teknolojik altyapının gelişmesi sayesinde toplumda ayak seslerini o dönemde duyurmaya başlamıştı ve esporun hem dünyada hem de ülkemizde kurumsal ve kalıcı bir kavram olarak ortaya çıkışı da aynı sürece rastladı. Önceleri sadece seyircisi olduğum bu kulvarda, 2018 senesinden itibaren yine benim gibi meraklı ve hevesli yazar arkadaşlarımla birlikte, o dönem editör olarak çalıştığım yayınevine dijital oyunlar ve e-spor üzerine bir kitap serisi projesi sunduk. Proje sadece ilgili oyunları anlatmakla kalmadı, oyunların doğası, insan hayatındaki yeri, sosyolojik boyutları ve genel yapısının yanı sıra esporun doğuşu ve içeriği hakkında da akademik usulde bilgi sağladı – bu konuda ülkemizde ve dünyada bir ilki gerçekleştirdik. Yine aynı proje kapsamında ülkemizde e-spor alanında çeşitli mevkilerde çalışan uzman kişilerle röportajlar gerçekleştirerek kitaplarımızda sektörün merak edilenlerini ve bilinmeyenlerini de en yetkin kaynaklardan cevaplamaya gayret gösterdik. Sonrasında yine sosyal medya konusunda ülkemizin en donanımlı kişilerinden biri olan İbrahim Yörük ile bir araya gelerek, oyunlardan bağımsız biçimde salt esporu anlatan, esporcu, espor takımı sahibi yahut esporda sponsor olmak isteyecek kişilere kılavuz niteliği taşıyan bir rehber kitap hazırlamaya karar verdik. Bu doğrultuda eserimizde esporun tarihçesini, hukuki ve mali yönünü, sektörün dinamiklerini anlatarak bu alanda faaliyet göstermek niyetinde olan herkese adım adım ipuçları sunmak istedik. Kitabımızın ülkemize ve gelişmekte olan espor endüstrisine faydalı olacağını umuyoruz.

Türkiye’de spor sizce ne düzeyde? Avrupa ve Asya’ya göre durumumuz nasıl?

İbrahim Yörük: Türkiye’nin genç nüfus olarak yeterli olmasından dolayı Avrupa’nın çok gerisinde değil. Asya kadar iyi değiliz. Gerek teknoloji gerekse de genç nüfus olarak Avrupa ile yarışabilir düzeydeyiz. Sadece Avrupa’nın imkanları bizden biraz daha fazla. Oyun sektörü geliştiricelerinin Avrupa’da olması onlar için bir şans. Türkiye kapasitesi olan büyüyebilecek bir coğrafya espor alanında. Başlangıç aşamasındayız şu an. Gençlerin espora olan ilgileri yüksek, motivasyonları bu yönde çok ağır basmakta. Buradaki kurumsallaşma süreci ve muhattap bulma süreçleri Türkiye’de biraz daha yavaş ilerliyor. Federasyon, Oyun Şirketleri ve Bakanlık tarafında biraz sorunlarımız var. Bir çok oyunun Türkiye’de ligi yok. Şu an bir takım kurup alt ligde başlayabileceğiniz bir lig yok. Sadece turnuvalarda kendinizi gösterebiliyorsunuz. Olan oyunların da Türkiye muhattaplarında sürekli bir sorun çıkıyor. Sürdürülebilir bir ilişki ağı yok. Riot Games’in yaptığı direk kendileri gelip kaldıklarında kalıcı çözümler ortaya çıkabiliyor. Buna benzer bazı başarısız örnekler de mevcut. Wolfteam bunun en iyi örneklerinden biri. Organizasyon kötü bir iletişime sahip olunca oyunlar yavaş yavaş bitme aşamasına geliyorlar. Wolfteam’in ligi var ama var diye var! Wolfteam oynayanların yüzde 80’i CS:GO’ya ya da Zula’ya dönmüş durumda.

Orhan Efe Özenç: Türkiye’de espor (henüz dünyada bile bu ismi almamışken ve emekleme dönemindeyken) 2000’li yılların başında özel sektör girişimleri ve ufak ölçekli yatırımlarla, amatör yahut yarı amatör bir ruh içerisinde doğdu. İlk yıllarında gelir düzeyleri bu alanda kariyer yahut takım sahibi olmak isteyen kişiler için hiç de iç açıcı değildi, lakin FIFA gibi kurumların e-sporu benimseyişi, YouTube ve Twitch gibi dijital yayın platformlarının da sisteme dâhil olmasıyla birlikte bu sektör 2016’da tüm dünyada büyük bir eşik atladı ve ülkemiz de bu sürece imkânları ölçüsünde hemen ayak uydurdu. Bu konuda 2016 senesinde Beşiktaş’ın League of Legends ile başlayarak bir e-spor şubesi kurması ve geleneksel spor kulüpleri bazında tüm dünyada böyle bir adımı atan ilk takım olma payesini elde etmesi, ülkemizde de pek çok odağın ilgisini e-spora çekti. O günden itibaren gerek özel yatırımcıların kurduğu ve desteklediği bağımsız kulüpler, gerekse de Galatasaray, Fenerbahçe, Bursaspor, Göztepe gibi geleneksel spor kulüpleri sektörün gereklilikleri eşliğinde arzu ettikleri yatırımlara kavuşarak ülkemizde e-sporun gücünü arttırıyor ve 2018’de kurulan E-Spor Federasyonumuz da oyun şirketleri ve diğer ülkeler ile yaşanabilecek olası yetki çatışmalarını, bürokratik sorunları çözmek için mühim adımlar atıyor. Özellikle ülkemizde e-sporun yasalar çerçevesinde bir spor dalı olarak benimsenmesi ve kulüplere, sponsorlara ve oyunculara lisanslar, vergi mevzuatları ve sosyal haklar bakımından gerekli hukuki düzenlemelerin getirilmesi, sektörde pek çok dünya ülkesine nazaran çok daha emin adımlarla ilerlememizi sağlıyor.

‘Asya açık ara ileride’

E-spor, halihazırda iki ana kategoriye ayrılmış durumda: geleneksel e-spor ve mobil e-spor. Mobil e-spor, adından da anlaşılabileceği gibi tablet ve akıllı telefon gibi cihazlarda oynanan oyunların profesyonel turnuvalarını, geleneksel e-spor ise bilgisayar ve oyun konsolları çerçevesine giren oyunların organizasyonlarını kapsıyor. Asya, özellikle de Çin, Güney Kore, Hong Kong, Vietnam (ve yakın zamandaki mevzuat değişiklikleri ile birlikte, Japonya) gibi ülkeler gerek nüfus gerek (hem oyunculuk hem de seyircilik bakımından) ilgi gerekse de rekabet yönünden özellikle mobil e-sporda tüm dünyadan açık ara ileride. Mali yatırımlar, kamuoyunun ilgisi ve nüfus yoğunluğu gibi etkenler sebebiyle Asya’ya dünyanın geri kalanının erişmesi gerçekten çok zor. Benzer bir durum, yatırımların bolluğu, tanıtımın kalitesi ve popülerlik yönünden ABD için de geçerli. Avrupa, başlangıçta bu sektörün bayraktarı olmasına karşın sözü geçen parametrelerde artık ABD ve Asya’ya kıyasla gerileme evresine girdi ve Güney Amerika ile benzer bir başarı grafiği çiziyor. Asya hariç diğer tüm bölgeler, geleneksel e-sporda isimlerinden sıkça söz ettiriyorlar – fakat takımlar (bazı istisnalar dışında) tüm branşlarda başarılı olmaktan ziyade, seçtikleri birkaç oyunda rekabet ediyorlar. Türkiye ise, nüfus, kamuoyu alakası ve yatırımlar bakımından, kendi ölçeğine göre pek çok kategoride aslında dünyanın geri kalanıyla şimdiden aşık atabiliyor. Fakat özellikle ülkedeki genel internet ve teknoloji altyapısının ilerlemesi ve ailelere bu sektörün içeriğinin doğru aktarılıp gençlerin desteklenmesi gibi birtakım temel ihtiyaçlar mevcut ve bu noktalarda devlet destekli girişimlerde bulunulursa, geriye sadece oyuncularımızı “profesyonellik” kavramının gerekliliklerine alıştırmak kalacak. Özetle, mobil e-sporda henüz çok gerideyiz ama hızla ilerliyoruz; geleneksel e-spor branşlarının pek çoğunda ise, her sene bir adım daha ileriye gidebiliyoruz, Avrupa’yı şimdiden yakaladık ve Asya ile Amerika’nın sadece bir-iki basamak gerisindeyiz – ki gerçekçi bir perspektifle bunun kötü bir grafik olmadığını belirtmeliyiz. Bilhassa ülkemizden dünyaya yayılan bir e-sporda, yani Zula’da büyük umut vaat ediyoruz.

Kitabınızın çıkış süreci ile ilgili neler anlatmak istersiniz? Hedef kitle ve strateji olarak nasıl bir çalıma planladınız?

İbrahim Yörük: Espor ile ilgili bazı kavramlar ve istatistikler haricinde internette fazla bir bilgi bulamıyoruz. Daha önce hazırlamış olduğumuz kitaplar var aslında. Bunlar hep teknik kitaplar. Oyunun genel karakter yapısı, oyunun tasarımına yönelik ve oyunun hikayesine yönelik kitaplar genelde. Biz esporu merak edenlere anlatmakta zorluk çekildiğini fark ettik. Bir marka ya da girişimci ile konuşurken, nereden başlayacağım, takım nasıl kurulur, takım kurmanın resmi tarafları nelerdir, hangi müsabakalara gireceğim, liglerde nasıl görev alacağım, reklam nasıl alırım, sponsorluklar nasıl ayarlanır, ne kadarlık bir bütçe ayırmam gerekiyor... vb. sorularına yanıt vermekte çoğu kişi zorlanıyor. Şu an Fenerbahçe,Galatasaray ve Beşiktaş’ın dışarıdan getirdiği oyunculara 50 bin Euro ile 100 bin Euro arasında bir rakam verildiğini duyunca, o rakamları tek oyuncuya vermenin gerginliği girişimcinin kafasını karıştırıyor. Ancak şöyle bir durum var, sıfırdan kurulan takımların maliyetleri daha uygun. Profesyonellik arttıkça bütçeler artacaktır. Ancak kazançlar da bu sefer daha da artıyor. Biz temelden kendimizin de yaşadığı öğrenme sürecini kitaba yansıttık. Esporcu olmak isteyenlerde de sıkıntı bir anda büyük bir mecranın ortasında kendinizi buluyorsunuz ve bundan dolayı içinden bir an önce çıkma isteği doğuyor. Onların korkularını yenmesi açısından biz de bu kitapla onlara yardımcı olmak istedik.

Orhan Efe Özenç: Hedef kitlemiz, başta e-sporcu olmak isteyen gençlerimiz, ardından da e-spora takım sahibi yahut (genç seyirci kitlesine reklamlarıyla sesini duyurmak için) sponsor olarak yatırım yapmak isteyebilecek müteşebbislerimiz ve iş insanlarımızdır. Fakat espora ilişkin bir merak bekleyen herkesin bu eserde aradığını bulabileceğine ve bu konudaki diğer kitaplarımızla birlikte espor hakkında azami bilgi sahibi olabileceğine inanıyoruz.

 Kitabın içeriğinde de yer alan şiddet kavramı için ne düşünüyorsunuz? Espor sizce şiddeti doğuran bir yapı mı?

 İbrahim Yörük: Şiddet sadece oyunlarda yok. Televizyonlarda, gazetelerde hatta gündelik hayatımızda. Hayatında hiç bilgisayar oynamamış insanlar da şiddete eğilimli olabilir. Hatta bir araştırmada daha fazla eğilimli oldukları bile gözlendi. Bu biraz yetiştirme tarzı ile alakalı. Çocukların duygularının oluştuğu dönemler 4 ile 6 yaş arası. Bu yaş aralığı zaten oyun oynayan bir kısım değil, daha çok 10 yaşından sonra çocuk oyun oynamaya başlıyor. Ailelerin çocuklarını takip etmesi gerekir. Profesyonel esporcu olma yaşı olan 13 yaş ve sonrası için bir şeyler oturmuş durumda. Aslında kurumsallaşma anlamında bizi sevindiren, bu çocuklar takımlar adına güvence altına alınıyor. Her türlü sağlık kontrolleri düzenli bir şekilde gerçekleştiriliyor. Rehabilitasyon düzeyleri yukarılarda. Normal bir sporcu nasıl kulübü tarafından koruma altına alınıyorsa espocular da artık kendi kulüpleri tarafından koruma altında. Hem böylece internet kafe adı altında bataklardan da çocuklarımızı kurtarmış oluyoruz. Espor Arena’lar açılıyor ve ücretleri de oldukça uygun. Ne zaman belediyeler desteklerini arttrırsa ortam daha güvenli bir hale gelecektir. Zaten bu konuda da çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.

 Esporcu olmak isteyenlere ne gibi tavsiyeleriniz verirsiniz? Son olarak espor dünyasına mesajınız nedir?

 İbrahim Yörük: Espor camiasının adına umutluyum. Takımlarımız giderek büyüyecek. Sektör giderek büyüyor. Takımlara ihityaçlar arttıkça daha kaliteli organizasyonlar kurulacak. Alt yapıya ihtiyaç var. Kesinlikle bu konuda çalışmalar yapılmalı ve her kulüp kendi oyuncusunu yetiştirmeli. Profesyonel sporcu olmak isteyenlere de geleceğin kendilerine ait olduğunu idrak etmelerini, disiplinli çalışmaya özen göstermelerini, iletişim alanında kendilerini geliştirmelerini tavsiye ediyorum. 

 Orhan Efe Özenç: Esporcu olmak isteyenlere en büyük tavsiyemiz, çekingen değil girişken olmaları, ilgilendikleri branşta (meta değişiklikleri başta olmak üzere) dünya çapında olup bitenleri sürekli takip etmeleri ve bilinçsizce çok çalışmaya değil, eksiklerini görerek, profesyonel oyunculardan feyz alarak doğru çalışmalarıdır. Kendilerinden daha üst mertebede yer alan oyunculara karşı oynamadıkça mesafe kat edemezler; rekabet olmadan gelişim olmaz, bunu bilmeleri şart. Ayrıca esporcu olmak adına oyunlara haddinden fazla bağlanmalarını da katiyen tavsiye etmiyor, kendi yaş gruplarına göre (kitapta da öngördüğümüz) süre limitleri ölçeğinde çalışmalarını öneriyoruz. Böylelikle espor yolunda gelişirken, derslerinden ve hayattan da geri kalmayacaklardır. Ailelerine eğer sektörün doğasını, içeriğini, kapsamını ve gerekliliklerini doğru bir üslupla aktarabilirlerse, onlardan da destek görmeyi başarabilirler. Espor, henüz ham ve gelişime çok açık bir cevher. Diğer popüler spor dallarının aksine bu sektörde en baştan tüm aktörler yönünden doğru adımlar atılırsa, uzun yıllar boyunca Türkiye olarak çok büyük bir güç teşkil edebilir ve ülkemizin dünya nezdindeki tanıtımını en başarılı, en itibarlı biçimde gerçekleştirebiliriz. Oyuncusundan takımına dek tüm espor odaklarının istismardan uzak ve idealist bir tutum izlemesini arzu ediyoruz.

 Mehmet Caner Kolağasıgil

YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...