Loris Karius'tan flaş Beşiktaş itirafı!

Beşiktaş'ın Alman file bekçisi Loris Karius, ülkesinde gerçekleştirilen bir podcast yayınına konuk oldu. 26 yaşındaki eldiven, İstanbul'daki günlerinden Siyah Beyazlılar'a geliş hikayesine kadar pek çok konuda önemli itiraflarda bulundu.

15 Ağustos 2019, Perşembe 12:17 Son Güncelleme:
- A +
Loris Karius'tan flaş Beşiktaş itirafı!

Beşiktaş'ın Alman file bekçisi Loris Karius, ülkesinde gerçekleştirilen "kicker meets DAZN - Der Fußball" adlı bir podcast yayınına konuk oldu. 26 yaşındaki eldiven, İstanbul'daki günlerinden Siyah Beyazlılar'a geliş hikayesine kadar pek çok konuda önemli itiraflarda bulundu. İşte başarılı file bekçisinin birbirinden çarpıcı açıklamaları.

"Taraftarlara karşılık vermeyi seviyorum"

"İstanbul, bir çılgınlıklar şehri. Resmi olarak 16 milyonun yaşadığı söyleniyor ama bu sayı, gayriresmi verilere göre birkaç milyon daha fazla. Hayat çok hızlı, trafik inanılmaz. Ancak çok güzel bir şehirden bahsettiğimiz kesin. Boğaz Köprüsü, Avrupa ve Asya'yı birleştiriyor. Dünya üzerinde iki kıtada yer alan başka bir kent yok. İstanbul, gerçek bir metropol. Burada yaşamak çok eğlenceli.

Bazen şehirde gezmek kolay olmuyor. Beni tanıyan pek çok kişi var. Bu kadar büyük bir metropolde böyle bir şeyle karşılaşacağımı tahmin etmezdim. Ancak insanların size ilgi göstermesi, elbette çok hoş bir duygu. Bu nedenle bu durumu negatif olarak algılamıyorum ve taraftarlara imza ve fotoğraflarla karşılık vermekten mutluluk duyuyorum."

"Üzerime çakmak yağarken sarı kart gördüm"

"Derbi maçları, son derece ateşli bir atmosfere sahne oluyor. Taraftarlar, stadyumu adeta yangın yerine çeviriyor ve maçlar çok agresif geçiyor. Şayet tribünler tarafından yuhalanıyorsanız saha içinde başkalarıyla iletişim kurabilmeniz imkansız. Ancak bunun eğlenceli bir yanı da var ve bu yüzden derbi maçlarını dört gözle bekliyorsunuz.  Örneğin Galatasaray'la oynadığımız bir karşılaşma öncesinde sokakta Sarı Kırmızılı formayı giymiş bir taraftar sizinle fotoğraf çektirmek isteyebiliyor. Burada hiçbir gerginlik yaşanmıyor ama sahaya çıktığınızda üstünüze yabancı maddeler yağıyor. Fakat bu, taraftarların mantalitesiyle alakalı bir durum.

İstanbul takımları dışında Bursaspor ile oynadığımız maçlar da bir yarım derbi havasında geçiyor. Beşiktaş'taki ilk günlerimde takım arkadaşlarım beni bu konuda uyarmıştı. Geçtiğimiz sezonki karşılaşmada kaleci vuruşlarını hep geciktirmek zorunda kalıyordum çünkü tribünlerden üstüme doğru yüzlerce çakmak ve yabancı cisim yağıyordu. Ancak hakem bana yeterince hızlı davranmadığım için sarı kart gösterdi. O anda yeni bir lige geldiğimi ve buna alışmam gerektiğini anladım."

"Manchester City beni çok istedi"

"Stuttgart'tan Manchester City'ye gittiğinde U-16 Milli Takımı'nda oynuyordum. O dönem çıktığım her maçta pek çok gözlemci beni takip ediyordu. Zira ilk kontratınızı ancak 16 yaşında imzalayabiliyorsunuz. Söz konusu süreçte pek çok takım benimle ilgilendi ve bu da harika bir duyguydu. Manchester City'nin yöneticileri beni takımlarına katabilmek için çok büyük bir gayret sarf etti. 

City, bana profesyonel takımın kalecileriyle antrenman yapma şansını tanımıştı. Stuttgart'ta ise ne yazık ki bu imkanlara sahip olamadım. Ancak bunun için üzülmüyorum. Neticede Bana tutmayacakları hiçbir sözü vermediler. City'deki ikinci yılımda U-23 takımında oynamaya başlamıştım ve profesyonellerle düzenli antrenman yapıyordum. Kulüp, o sırada çok hızlı büyüdü. Ne var ki genç oyuncuların kendilerini gösterebilmesi çok zordu. City'e imza attığımda bunu ön göremezdim."

"Liverpool'da yaşadıklarım aptalcaydı"

"Daha sonra formasını giydiğim Mainz ise biraz küçük bir takımdı. Kulüpte aile ortamı vardı. Genç bir oyuncuysanız bir takıma gitmeden önce önce kadrosunda kimlerin olduğuna bakarsınız. Mainz'da o sırada Christian Wetklo ve Heinz Müller gibi iki yaşlı kaleci vardı. Hâl böyleyken kısa bir süre içerisinde forma şansı bulabileceğimi görmüştüm. Bunun kolay olacağını düşünsem de sabırlı olmak ve Regionalliga'da oynamak zorunda kaldım. O zamanlar Bundesliga'da genç kalecilerin sayısı fazla değildi.

Liverpool'daki ilk zamanlarımda çok aptalca bir durum yaşadım. Sezona kesinlikle 1 numaralı kaleci olarak başlayacakken elimi kırdım. İki kez bıçak altına yattım ve 10 hafta sahalardan uzak kaldım. Ligin altıncı haftasında yeniden kaledeki yerimi aldım. Fakat elim hâlâ beni zorluyordu ve %100'ümü veremiyordum. Bir takımda yeniyseniz ve doktorlar size oynayabileceğinizi söylüyorsa buna karşı çıkamazsınız. İşte hata belki de buradaydı. Birkaç hafta daha dinlenmeden formayı giydim. Ancak 23 yaşında Liverpool'da 1 numaralı kaleci olma şansını yakalamışken başka türlü davranamazsınız."

"Beşiktaş'a giderek gerilemedim"

"2018 Temmuz'unun ortalarına kadar Liverpool yönetimi yeni bir kaleci alacakmış gibi görünmüyordu. Bu nedenle yeni sezona da benimle başlayacakları açıktı. Ancak Alisson Becker büyük bir bedelle transfer edildiğinde formayı geri almamın kolay olmayacağını anlamıştım. Bu nedenle yeni bir şey denedim. Farklı bir ülkeye giderek kendimi insani açıdan geliştirmeye çalıştım. Beşiktaş, büyük bir futbol kültürüne sahip. Her zaman şampiyonluğa oynayan ve Avrupa kupalarında yer alan bir takımdan söz ediyorsunuz. Dolayısıyla Beşiktaş'a giderek gerilediğimi düşünmüyorum. Bu, yalnızca yeni bir meydan okumaydı. Zira yedek kulübesinde oturmaktan memnun olmayacaktım.

Gençken Oliver Kahn'ı kendime örnek alırdım. Onun gibi oynamayı ve bağırmayı hayal ederdim. Hatta kendisiyle aynı eldivenlere sahip olmak isterdim. Ne yazık ki bu tarz kaleciler artık yok. Yaşım ilerledikçe rol modelim kalmadı ama büyük kalecileri diğerlerinden ayıran unsurların ne olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Örneğin Manuel Neuer, hiç kimsenin yapmadığını yaparak ofansif kaleciliği yeniden yorumladı. Yine Petr Cech de ceza sahasında çok başarılı bir file bekçisiydi."

Yunus DİLBER / Fanatik Dış Haberler

YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...