Hayırlı evlat!

İlk karşılaştığın anda kanının ısınacağı cinsten insanlar vardır ya; işte Halil Akkaş onlardan biri. Güler yüzlü, sempatik. Fransa'da bir ilki başardı. Ama o kadar mütevazı ki, kendinden başka herkese teşekkür ediyor. Başta, ona 'manevi evladımsın” diyen Aziz Yıldırım'a...

09 Mart 2011, Çarşamba 12:00 Son Güncelleme:
- A +
Hayırlı evlat!

Geldi, geliyor; ha kazandı, ha kazanacak derken, nihayet Fransa’da beklentilere cevap verdi. Türk atletizminde son 5 yıldır uluslararası arenada bel bağlanan, ancak koştuğu büyük yarışlarda madalyayı kıl payı kaçırarak hep dördüncülüklere mahkum olan Halil Akkaş, hedeflediği kürsüye Avrupa Salon Atletizm Şampiyonası’nda çıkmayı başardı. Elde ettiği derece üçüncülük. Aslına bakılırsa, pek kimseyi tatmin etmeyecek gibi gözüküyor. Ancak Türkiye’nin bu alanda erkeklerde hiç madalya kazanamadığı dikkate alınırsa, bir ilke imza attığı ortaya çıkıyor. Bu nedenle haklı bir gurur yaşaması gerekiyor. Ama kendisiyle konuştuğumda bu konuda kafasının karışık olduğunu fark ettim. Çünkü bu şampiyonaya gerçekten çok iyi hazırlanmış.

‘Paris benim için bir başlangıç’

Gerek GSGM, gerek Atletizm Federasyonu, gerekse kulübü Fenerbahçe bütün imkanları seferber etmiş onun için. Belçika’da aylar süren kampın ardından, şampiyon olmak için Fransa’ya geçmiş. Ancak ne var ki, son metrelerde İngiliz rakibiyle çarpışması sonucu ritmini kaybederek bronzda kaldı. Bu da bir teselli onun için. Klasik tabirle; buruk sevinç! Peki onu kesmiş mi, bu madalya? Soruyorum. Cevabı net: “Hayır. Beni bundan sonra görün. Çünkü Türkiye’de işler artık eskisi gibi değil. Potansiyel taşıyan atletlere gerek devlet gerek federasyon gerekse kulüpler bütün imkanları seferber ediyor. Hepsine teşekkür ediyorum.”

‘Fenerbahçe kaptanlığı büyük onur’

Halil kendisine destek verenlerin hiç birisini unutmuyor. Sanki koşan o değilmiş gibi kendisini ikinci plana atıyor. Yani öyle mütevazı ki... Tabii, “kulübüm” deyince ister istemez konu Fenerbahçe’ye geliyor. Zira, Halil Fenerbahçe’ye gelmeden önce 4 yıl da Galatasaray forması giydi. Hınzırca bir kıtır atıyorum ortaya: “O zaman da Fenerbahçeli miydin?!” İlk sözü Galatasaray’a da teşekkür etmek oluyor. Ardından, “Ben hep Fenerbahçeli’ydim. İlk teklifi aldığım zaman dünyalar benim olmuştu. Bizimkisi iki sevgilinin kavuşması gibi oldu. Şimdi, gönül verdiğim bu kulübün kaptanlığına kadar yükseldim. Daha ne isteyeyim ki?” diyor. Aziz Yıldırım’ın rolüne ve kendisine gösterdiği ilgiden bahsediyorum. Sözü Barcelona’da yapılan şampiyonaya getiriyor ve Aziz Yıldırım’la arasında geçen şu diyalogu anlatıyor: “Orada da 4. olmuş ve çok üzülmüştüm. Aziz Başkan aradı ve bana ‘Üzülme Halil, sen benim manevi evladımsın. Sen yeter ki böyle çalış. Mutlaka kazanacaksın. Ben hep senin arkandayım’ dedi. Bu beni çok motive etti ve duygulandırdı. Sonuçta bugüne geldik.”

‘Emre bana hayran, ben de ona’


Futbolcularla olan ilişkisine değindiğimde ise ilginç bir anekdot aktarıyor: “Bir gün maça geldiğimde, Emre Belözoğlu yanıma geldi ve ‘Ben senin hayranınım’ dedi. Ben de ona, ‘Ben de senin hayranınım’ diye cevap verdim. Düşünebiliyor musun, Fenerbahçe’nin iki kaptanının birbirine olan sevgi ve saygısını?” Halil’e, Kütahya’da yaşadığı için Fenerbahçe’den ayrı olmanın zor olup olmadığını hatırlatıyorum. Omuz silkiyor: “Yok öyle bir şey. Sık sık Kütahya’dan kalkıp Fenerbahçe’nin maçlarına geliyorum.” Son olarak konuyu araba tutkusuna getirerek, direksiyonda da hızlı olduğunu ve hangisinin adrenalini daha çok artırdığını soruyorum: “Elbette araba” diyor ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Hızlı araba kullanmak bir tutku. Tıpkı atletizm gibi!”

Hamit Turhan / Fanatik Çok Özel

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...