Fuat Çapa: Dünyanın en iyileri de olsa futbol bir takım oyunu!

14 maçta harikalar yaratıp, Kasımpaşa’yı ligde tutan ve sözleşmesinin bitimiyle boşa çıkan Fuat Çapa, FANATİK’e konuştu: Kasımpaşa’ya geldiğimizde devre arasında 10 futbolcu gönderilmiş, 12 tane de alınmıştı. Dünyanın en iyileri de olsa futbol bir takım oyunu. Oyunculara güven verdik, hepsine tek tek ne yapması gerektiğini anlattık. Korona sürecini iyi değerlendirdik. Sürekli iletişim içinde kaldık. Her maçımızı konuştuk. Futbolcularla kurduğumuz tek tek iletişim bizleri de onları da birbirlerine daha yakınlaştırdı.

05 Ağustos 2020, Çarşamba 08:16 Son Güncelleme:
- A +
Fuat Çapa: Dünyanın en iyileri de olsa futbol bir takım oyunu!

hattında 17. sırada yer alan Kasımpaşa’yı devralan Fuat Çapa, 14 maçta aldığı 8 galibiyet 3 beraberlik ve 3 yenilgi ile İstanbul ekibini ligde tuttu. Sezonu 43 puanla 10. sırada tamamlayan tecrübeli çalıştırıcı, sözleşmesinin bitimiyle takımdan ayrıldı. Çapa, geride kalan sezon ve kariyerine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Tecrübeli çalıştırıcının sözlerinden ön plana çıkanlar şöyle oldu: “Sahadaki çalışma kadar saha dışındaki mesai de çok önemliydi. Biz Kasımpaşa’ya 21. haftada geldik. Takım yeni bir takım. Devre arasında 10 futbolcuyu göndermişler, 12 futbolcu almışlardı. Bunlardan altı tanesi kiralık.”

‘Futbol bir takım oyunu’

“Şimdi dünyanın en iyi oyuncuları da olsa, futbol bir takım oyunu. Biz de yeniyiz. Elimizde sihirli değnek de yok. İlk iki maçımızda önce Galatasaray’a sonra Antalyaspor’a kaybettik. Ne oldu? Böylece ikinci devrenin ilk beş maçında Kasımpaşa 15 gol yedi. 30 da ilk devre yemiş, ilk devrenin en çok gol yiyen takımlarından biri. Dolayısıyla sorun ortadaydı. Önce defansif anlamda önlemler almak gerekiyordu. Biz de öyle yaptık. Sonuç nedir? Sekiz maç yenilmedik, yedi maç gol yemedik.”

‘Geçici olduğunu bilirler’

“Ofansif anlamda oyuncuların bireysel yeteneklerine göre bir oyun felsefesi oluşturduk. Devre arasında gelen oyuncular savunma ağırlıklı oyunculardı. Aslında kiralık oyuncu ne demek? Bunu futbol dünyasında herkes iyi bilir. Dönecektir futbolcu. Geçici olduğunu bilir. Kiralık oyunculardan verim almak aslında her iki tarafında son derece iyi niyetli olmasına bağlıdır. Biz iletişimle bunu başardık. Üstelik pandemi diye bir bela varken.”

Koita’ya güven verdik’

Koita yıllardır kayıp bir oyuncu durumundayken sizin sisteminizde en üretken dönemini yaşadı. Fark nedir?

Biz gelmeden önce çok değişik mevkilerde oynadı. Biz geldikten sonra sabitledik. Tek forvet olarak eksikliklerini gidermeye çalıştık. Güven verdik aslında Koita’ya. Futbolcular robot değil, insan. Üstelik düşünün. Futbolda 30 yaşındaki oyuncuya olgun muamelesi yapıyoruz. Ama gerçek hayatta? Belki bizim zamanımızda farklıydı. Futbolcularla tek tek ilgilenmenize gerek yoktu. Ama hayatın her alanında gençler nasıl değişiyorsa futbolda da öyle. Sanki Z kuşağından hiç futbolcu çıkmayacak gibi düşünüyoruz. Şahsi gözlemim her geçen yıl futbolcularla teknik kadro arasındaki iletişimin giderek önem kazandığı yönünde.”

Aytaç Kara mevkisinin en iyisi’

Aynı şey Aytaç Kara için de geçerli. Daha skora yakınlaşan bir oyuncu haline geldi. Nasıl gerçekleşti?

Şimdi Aytaç’a saha içerisinde top bizdeyken ne yapacak, rakipteyken ne yapacak, bunları söyledik. Tekrar tekrar maçları izledik. Futbolcularımıza tek tek anlattık. Düşünün iki binli yıllardan önce teknik adamlar kulübeden kaç defa çıkardı? Bir kere bile ayağa kalkmadan maçı bitiren teknik adamlar vardır. Biraz basketbola benzedik biz de. Oyunun içindeki her anın değerini biliyoruz. Bu yüzden Aytaç’a da tek tek olası bütün pozisyonlarda ne yapacak, nerede yüzünü rakibe dönecek, nerede uzun nerede yakın oynayabilir, bunları anlattık. Ama eğer futbolcu iyi değilse istediğin kadar anlat bir karşılığı olmaz. Aytaç öyle değil. O mevkide oynayan en iyi yerli oyuncu.”

‘İletişim bizi yakınlaştırdı’

Pandemi süreci hocalar için de farkı ortaya koyma dönemiydi. Olağanüstü süreçte mental ve fiziksel olarak birçok takım sıkıntı yaşarken sizin takımınız öne çıktı. Yorumunuz?

Biz o süreci iyi değerlendirdik. Oyuncularla sürekli iletişim içinde kaldık. Anketler düzenledik. Her maçımızı konuştuk. Ofansif olarak hangisinde daha iyiydik, hangisinde dahasını yapabilirdik? Bunları sordum. Biliyor musunuz? Sanıyorsunuz ki bu çocuklar bu tür soruları geçiştirir. İki cümle yazıp bitirir. Hayır, uzun uzun yazdılar. Ben de ekibimle beraber dikkatle okuduk bunları. Çünkü her birini okuduğunuzda, takımın hangi düzen içinde oynamaktan daha mutlu olduğunu kavrıyorsunuz. Bir de sanırım pandemi döneminde futbolcularla kurduğumuz tek tek iletişim bizleri de onları da birbirlerine daha yakınlaştırdı.”

‘Şampiyon olabilirdik’

Yıllardır tanıyoruz sizi. Bilinmeyen yönleriniz neler?

Başakşehir maçında İrfan yanıma geldi maçtan önce, İrfan Can Kahveci. A takımda ilk kez on bire benimle çıkmış, Antalya’da, onu hatırlattı bana. Ben genç futbolcularla da diğerleriyle de ayrı ayrı ilgilenmeyi de seviyorum. O yıllarda Gençlerbirliği’nden Soner, Aykut, Yasin, Tosiç, Petroviç, Azofeifa gibi futbolcularımızın her birinin bireysel anlamda daha iyi olmasına katkı verdim. Gençler daha çok forma buldu, diğerleri milli takımlara gitti. Boluspor’da Emre örneğin, Emre Kılıç, Bolu’dan Sivas’a, Sivas’tan Galatasaray’a gitti. O yıl transfer olmasaydı, biz şampiyon olurduk.”

‘Es-Es iyi yerlere gelecektir’

Eskişehirspor döneminizde saha içinde canavar gibi gençleri kazandırdınız, asıl mücadele ise saha dışındaydı. O süreç teknik adamlığınıza çok şey katmış olmalı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Futbolun diğer tarafını da gördük, sadece saha içini değil diğer tarafını da yönetim kısmını gördük. Transfer kapalıydı, açmaya çalıştık. Çok zor dönemlerdi. Tamamen altyapıdan oluşan oyuncularla ilk devreyi herkesin beklentisinin üzerinde tamamladık. Ama Eskişehirspor çok özel bir kulüp. Şanssızlığım onlarla böyle zor bir dönemde buluşmaktı. Ama asıl dostluk kötü zamanda, zor zamanda kurulur. Ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. İnşallah ilerleyen yıllarda Eskişehir’in de Eskişehirspor’un da potansiyelini kavrayacak insanlar kulübü daha iyi yerlere getirecektir.”

‘Dil bir engel değil’

Yabancı ağırlıkta bir kadronuz vardı bu sene. Yabancı kuralı hakkında değerlendirmeleriniz neler?

Benim için yerli-yabancı fark etmiyor. Dil aramızda bir engel değil çünkü. Üstelik ben nereye gitsem tıpkı futbolcular gibi gurbetçiyim. Sadece dillerini değil psikolojilerini de anlıyorum. Fransa’dan gelen bir futbolcu ne düşünür, gençliğini, çocukluğunu nasıl geçirmiştir, bunları biliyorum. Çünkü Belçika’da onların babalarıyla, ağabeyleriyle diyelim, beraber büyüdüm. Öte yandan artık futbolda yerli yabancı ayrımı kalmadı. Hep söylüyoruz yerli yabancı değil iyi veya kötü futbolcu var, bu bir klişe artık. Ama sanırım bizde bu tartışma hep milli takımların başarısıyla ilgili çıkıyor. Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok. Daha önce defalarca söyledim, Belçika bu konuda iyi bir örnek. Altyapı nasıl geliştirilir, Belçika’ya bakmayacağız derseniz Almanya verelim.”

‘Başakşehir vazgeçmedi kazandı’

Başakşehir’in şampiyonluğu sizin gibi kurumsal yapıya ve planlamaya önem veren hocalar için bir ilham kaynağı olacak mı?

Mutlaka olacaktır. Bu ancak hocalardan çok kulüplere örnek olabilir. Başakşehir dört yıldır şampiyonluğa yakındı. Üç yıl boyunca son beş haftada, üç haftada hedeften uzaklaştılar. Ama vizyonlarından vazgeçmediler. Başka camialarda değişikliğe neden olacak şeyler onlarda olmadı. İstikrar ve ısrar, futbolda başarının anahtarıdır.

Ömer Necati Albayrak / FANATİK ÖZEL

YORUM YAZ
Sıradaki haber yükleniyor...