Dövüş sanatları ustası Avi Nardia Türkiye'ye geldi, FANATİK'e konuştu

Avi Nardia... Bir yakın dövüş ustası. Gerçek anlamda usta! Jiu-Jitsu ve Karate gibi dövüş sporlarında siyah kuşak sahibi. Birçok ülkede asker ve polis eğiten, Ortadoğu'da ateş hattında bulunup ölümlerden dönen Avi Nardia seminer için geldiği Türkiye'de Fanatik'e konuştu. Röportaj: Hakan Ateşler

13 Ocak 2019, Pazar 09:36 Son Güncelleme:
- A +
Dövüş sanatları ustası Avi Nardia Türkiye'ye geldi, FANATİK'e konuştu

İsrail, Amerika, Sırbistan ve İngiltere gibi ülkelerde asker ve polislere eğitim verdi. Yine İsrail'de sadece 10 askerin alındığı en üst düzey özel kuvvet gücünde, 1 sene boyunca yapılan tüm sınavları geçen tek kişi oldu ve bu özel askerlerin başına geçti.

İsrail'de doğan kişisel savunma sanatı 'Krav Maga'yı geliştirdi ve günümüze getirdi.

Annesi ve babası Türkiye doğumlu ancak babası 11 yaşında ailevi sebeplerden ötürü İsrail'e göçüyor.

Babası İsrail ordusunda başarılı bir asker. Hava indirme tugayında kırmızı bröve sahibi tek asker. Oğlu Avi de çok yetenekli. Asker olmak istemiyor ancak aile baskın çıkıyor. Dövüş sporlarına aileden gelen bir yeteneği var. 

Lübnan savaşında İsrail ordusunun Sabra ve Şatilla köylerindeki ünlü katliamını gözleriyle gördü ve ülkesine kızarak İsrail'i terk etti. Japonya'ya gidip yakın dövüşte kendini geliştirdi.

Dünyada onun gibisi yok! Geçtiğimiz hafta İstanbul'daydı. Osmanbey'deki 'Self-Defence İstanbul'da 'krav maga' eğitmenlerine ve özel davetlilere seminer verdi. 

Özellikle kadınların ve çocukların öğrenmesi gereken çok önemli noktalara değinip, bir kadının çok güçlü bir erkeği nasıl yerle bir edebileceğini gösterdi. 

Bu röportajda hayatın içinden her şeyi bulacaksınız. Spor, acı, güç, ama en önemlileri sabır ve akıl... 

Karşınızda Dövüş sanatları ustası Avi Nardia!

Yıllarca askerlerin arasında yer aldıktan sonra orduya eğitim vermeyi neden bıraktınız?

Bazen siz karar vermezsiniz. Hayat sizin yerinize bu kararı alır ve sizi başka yerlere götürür. Birçok insan hayatını kontrol ettiğini zanneder ancak bu doğru değildir. Hayat sizi kontrol eder. 

1980'de orduya girdim ve 1985'te çıktım. 1982'de savaş (İsrail-Lübnan savaşı) vardı. Ben de tabii ki bu savaşın içindeydim ancak o durumu sevmedim, kabullenmedim. Bu yüzden İsrail'i terk ettim ve Japonya'ya gittim. Burada kendimi dövüş sanatları konusunda geliştirmek ve öğretmen olmak istiyordum. 

Neyi kabullenemediniz? Neden ülkenizi terk ettiniz?

"Askeri ölünce umursamayan generaller gördüm"

Savaşta çok kötü şeyler gördüm. Lübnan savaşına katılmıştım. Askeri ölünce umursamayan generaller vardı. Çok kötü olaylara karışan generaller vardı. Hiçbir şey yapmadan kahraman gibi davranan askerler... Hepsi aslında çok korkaktı bu sahte kahramanların... Ama bilirsiniz. Savaştan sonra barda oturulur ve hikayeler anlatılır. 

"Sabra ve Şatilla'dan dolayı kendi orduma kızdım ve ülkeyi terk ettim"

Lübnan'da Sabra ve Şatilla adında iki köy vardır. (Not: İsrail'in binlerce Filistinliyi öldürdüğü iki kamp) Falanjistler'in de desteğiyle burada çok ciddi katliam ve işkence yapılmıştı. Oradaydım, gördüm. Bakın ben ahlak seviyesi çok yüksek bir aileden geliyorum. Bunu kabullenemedim ve ülkemi terk edip Japonya'ya gittim.

"Ülkeni savunmak başka, saldırmak başka!"

O iki köyde olanları gözlerimle gördüm ve 'Bir daha İsrail'de yaşamayacağım' dedim. Sonra da Japonya'ya gittim. Bir asker olarak ülkemi savunurum sonuna kadar. Bu başka... Ama gidip diğer ülkede bunları yapmak çok başka şeyler... Her ülkeden her insanın iyisi kötüsü vardır. 

"Asker olmayı istemedim"

8 yılın ardından İsrail'e geri döndüm. Kanunlar gereği orduya girmek zorundaydım ve Japonya'da aldığım eğitim sayesinde orduda eğitmen oldum. Hiçbir zaman asker olmayı istemedim. Sadece eğitmen olmak ve bu sayede asker gibi yaşamaktan kurtulmak istiyordum. 

"'Beni tanka bindirirseniz sizi öldürürüm' dedim"

1992'de döndüğümde orduya girdiğimde sadece 'krav maga' öğretmek için geldiğimi söyledim. 'Beni tanka koyup savaşa götürürseniz, sizi öldürürüm!' dedim. Şok oldular. Bakın, ben Tanrı dışında kimseden korkmam. Onunla da iyi bir ilişki içindeyiz. Sinagog'a ya da camiiye gitmem ama o da benim salonuma gelmez! Onunla iyi birer arkadaşız.

"Öldürülmek için ne gerekiyosa onu yaptım! Tanrı beni korudu"

Bunları söylemem Tanrı'ya inanmadığım anlamına da gelmesin. Sonuna kadar inanıyorum. Hiçbir şekilde benim kabiliyetlerim sayesinde hayatta değilim. Tamamen bir güç benim ölmemi istemedi. Bu yüzden şu an hayattayım. Öldürülmek için ne gerekiyorsa yaptım. Asla mucizeye inanmam. Kesinlikle ölmemi istemedi. 

"İyi yahudi, müslüman ya da hristiyan değil, iyi insan..."

Müslüman, Yahudi ya da hristiyan olmanız benim için önemli değildir. Herkesin kendi hayatı var. Onun bizi izliyor olduğuna eminim. Beni sevdiğine de inanıyorum. Benim insancıl olduğumu bence görüyor. Mesela açlık çeken bir hayvan görürsem yemeğimi paylaşırım. Önemli olan iyi bir müslüman, hristiyan ya da yahudi olmak değil, iyi bir insan olmaktır. Bir kediyi seven, okşayan bir insan benim için kötü bir insan olamaz.

Peki 'İsrail'de yaşamayacağım' demiştiniz kendi kendinize, döndükten sonra neden kaldınız?

Aslında 'bir ay kalırım ve Japonya'ya dönerim' diyordum. Babam kalp krizi geçirmişti. Onun yanında kalmam gerekti. Sonra da eşimle tanıştık ve düşünmediğim halde daha uzun kaldım. Dediğim gibi hayat sizi kontrol ediyor. Sonra Amerika'ya ve Sırbistan'a gittim. 

"Ordudaki program çocuk seviyesindeydi"

Orduya yeni bir 'krav maga' programı getirdim. Çünkü o dönemki program saçma sapandı. Etkili değildi ve çok eskiydi. Çocuklara öğretilecek seviyede bir eğitim vardı.

"Generalin arkadaşıysan..."

Generalin arkadaşı olanın programı 'en iyi program' sayılıyordu. Gençtim. Sinirliydim. Bu durumu sevmedim ve karşı çıktım. 

"20 eğitmeni yürüyemeyecek hale getirdim"

Bir gün eğitmenler kendilerini beğenmiş şekilde konuştular benimle. Çok biliyorlardı! Ben de dedim ki, 'Hadi 'sparring' (iki dövüşçünün antrenman için karşılaşması) yapalım' Sonunda 20'si birden yürüyemeyecek haldeydi. Ayakları kırılmıştı! Çocuk seviyesindelerdi ama 'grand master (büyük üstad)' gibi konuşuyorlardı. Sonra programın başına geçtim. Ancak general hayatını kaybedince programın tam ortasında sistem lağvedildi. Ben de üniversitede spor eğitmeni oldum. Çünkü İsrail'de üniversiteden mezun olabilmeniz için bu eğitimlerden de geçmeniz gerekiyor. 

"Facebook'a yazarak siyah kuşak sahibi olamazsınız"

Bir gün biri geldi ve bana 'Neden böyle yaptın?' dedi. Ben de ona 'Çok kendinizi beğenmiş konuştunuz. Hepiniz çocuk seviyesindesiniz ama kendinizi büyük üstatmış gibi lanse ediyorsunuz' dedim. Siyah kuşak öyle Facebook'ta yazılınca kazanılan bir kuşak değil. Çok uzun yıllar çalışarak elde edilen bir şey. 

"10-15 sene gerek"

Mesela Brezilya Jiu-jitsu'sunda siyah kuşak sahibi olmak için 10 ilâ 15 sene arasında bir zaman geçmesi gerekiyor. Çok tecrübe sahibi olmanız ve ciddi bir dövüş sayısı gerekiyor. Bu tabii spordan spora değişebilir. Tekvandoda 3 senede siyah kuşak sahibi olabilirsiniz. Yani sonuç olarak sen bir şey olduğunu söylüyorsun o zaman bana göster. Mike Tyson'ın bir lafı vardır. 'Herkesin, yüzüne yumruk yiyene kadar bir planı vardır' diye... O yüzden neye sahipsen bana göstermek zorundasın. Sertifika almakla olmaz. Benim mantalitem bu.

"Sınavların hepsini geçen sadece bendim"

Sonra... İsrail'de 'Yamam' adında üst düzey bir birim vardı. En üstü... En iyisi... Ordudan ayrı bir birimdi bu. Profesyonellerdi. Bir eğitmen aradıklarını belirttiler. Programları çok eski sisteme dayanıyordu. Yenilenmeliydi. İsrail'deki tüm eğitmenler başvurdu. 1 yıl boyunca yapılan bütün testleri geçen tek bir kişi vardı, o da bendim. 

"En üst birimin eğitmeni olmuştum"

Bir sabah 'Gel, seni seçtik' dediler. Benim için bir şok oldu. Üniforma giymek istemiyordum ama bu birim İsrail'in en üst düzey birimiydi. 5 bin kişi içinden 10 kişi seçiliyordu ve ben onların eğitmeni olmuştum. Açıkçası iyiydim ama dediğim gibi asker olmayı istemiyordum. İnsanlara ne yapacaklarını söylemeyi sevmem. Bana da ne yapmam gerektiğini söylenmesinden hoşlanmam. Ben eğitmenliği bir iş olarak görüyordum. Akşam evime gitmek ailemle olmak istiyordum. Biraz önce de dediğim gibi 'Orduya girmem, savaşmam' dedim.

"İnternette, klavyede herkes güçlü!"

Büyük üstad olmanız için 60 yaşında olmanız lazım. İsrail'e geri döndüğümde 'krav maga' programı şaka gibiydi. 22-23 yaşındaki gençler büyük üstad olduklarını söylüyorlardı. Konuşmakla olmuyor. Bugün herkes internette, klavyede çok güçlü!

Hangi yaş aralağında insanlar dövüş sanatlarını öğrenebilir. Bir yaştan sonra yapılmaz herhalde?

"60 yaşıma geliyorum ama bana tekme atarsan bacağın kırılır!"

Seni 1 yılda kususrsuz hale getiremem. Bu bir süreç meselesi. Dövüş sanatlarında tekme atarsın. Kasların kuvvetli olabilir ama tekmeyi yediğin anda kemiğin kırılırsa yapacağın bir şey yoktur. Süreçtir bu. Yaş diye bir şey yok. Üniversitede 'bir yaştan sorna kemikler güçlenmez' derler. Böyle bir şey yoktur. Güçlenir. 60 yaşıma geliyorum ben! Bana tekme atarsan bacağın kırılır. Kemiklerini güçlendirebilirsin her yaşta... 

"İnsan vücudu bilim adamları ve doktorların bilemeyeceği kadar sofistike ve iyi!"

Kusura bakmasın kisme ama bilim her şeyi bilmiyor. İnsan vücudu bilim insanları ve doktorların bildiğinden çok daha üstün, daha sofistike. İyi çalışırsan, yavaş yavaş gidersen gerçekten müthiş görünebilirsin. Vücut buna ayak uydurur. Mike Tyson olamazsın evet. MMA şampiyonu da olamazsın ama bugün olduğundan çok daha iyi olursun. Eğer dövüş sanatlarına girersen şaşırırsın neler yapabildiğine... İnsanlar 2-3 ayda ne hale geldiklerini görünce inanamıyorlar. Sadece kas değil, kemiklerin de, halet-i ruhiyen de çok güçlü olur. Buna sen bile inanamazsın. 

"Tembelim ve çok yapılan antrenmana inanmıyorum"

Çok iyi çalışabilirsin ama uyumak, dinlenmek zorundasın. Vücut dinlenmek ve toparlanmak zorunda. Ben yemek yenmeyi de uyumayı da severim. Tembelim. çok antrenmana inanmıyorum. Çok fazla antrenman yaparsanız, vücudunuza, kaslarınıza zarar verirsiniz. Vücdunuzun bağışıklık sistemi düşer.  

"Türklerin genetiği çok kuvvetli"

Ben baktığında çok kuvvetli gözükmüyorum. Ama içeride ciddi bir güç var. Bu Türk kökenimden geliyor. Türkler çok kuvvetli. Güreş ya da judo yaptığında Türklerin çok güçlü olduğunu görüyorsunuz. O dövüş kimse için kolay olmaz. Mesela Japonlar zayıftır. Güçlü değillerdir. Sırplar, Türkler normal insanlar gibi gözükseler de genelde çok güçlüdür. 

"Amacım herkese benim yaptıklarımı yapabileceklerini göstermek"

Ben çok güçlü olduğum için bu hareketleri yapmıyorum. Ben hatasız olduğum için bunları yapabiliyorum. Eğer sana vurursam tam noktasına, tam gereken hızında vururum. Sen benden çok daha güçlü olabilirsin ama ben doğru noktaya doğru hızda vurursam sen düşersin. Bu kişisel savunma sanatıdır. Burada insanlar yarışmıyor. Diğer yarışmalarda güçlü olan kazanabilir. Ama burada böyle bir şey yok. Güçsüz olan da çok net kazanabilir. Bunu göstermek istiyorum. Benim yapabildiğimi herkes yapabilir. Bunu göstermek istiyorum.

"5 bin dolara sertifika imzalayan var!"

Sporun artık her dalında yozlaşmışlık var. Zengin çocukları birçok eğitmene gelip sertifika alıyor para karşılığı... 1 haftalık kursla mavi kuşak alan var. Bu mümkün değil. Senelerini vermen lazım. 5 bin dolara sertifika imzalanıyor artık. 10 kişiye yapsan 1 haftada 50 bin dolar kazanabilirsin. Burada aslında sertifikayı alan kişi kendine zarar veriyor. Evinde duvarlara sertifikalar, madalyalar asıp benim karşımda duramayan insanlar vardı. 

"Türk ordusu bana görev verirse benim için gurur olur ama yapmak istediğim bu değil"

Artık bu tür askeri eğitim vermek istemiyorum. Mesela bugün Türk ordusundan böyle bir görev verilse tabii ki gurur ve onur duyarım. Benim kökenlerim bu topraklarda ama amacım artık engellilere eğitim vermek. 

"İlaç almam, sigara içmem, alkol kullanmam"

Ben çektiğim acıyı kafamda, beynimde kontrol ederim. Sigara içmem, alkol kullanmam, ilaç almam. Eğer konsantre olursam, meditasyonumu yaparsam dışarıda soğukta 1 saat ya da 24 saat kalsam üşümem. Normal insan gibi olursam tabii ki üşürüm. Tibet'teki keşişleri bilir misiniz? Onların sırtına ıslak battaniye koyarlar. 1 saat sonra battaniyenin kuruduğunu görürseniz. Bilim adamları da bunu görünce şoka girer. Akıl her zaman her konuyu çözer. Kolay demiyorum tabii ki. Isıdan korkarsanız canınızı yakar ama korkmazsanız acımaz. Dövüş sanatlarında biz buna demir üniforma deriz. Her şeyi her zaman kontrol edemezsiniz. Ben de dışarı çıkıyorum bazen ve adeta donuyorum soğuktan. Suyun altında 3 dakika kalabilirsiniz ama bunun için mental bir çalışma lazım. Şimdi 10 saniye kalamayabilirsiniz ama vücudunuz bir becerisi var. Rekor 22 dakika mesela... Bunu yapan da insan.

NOT:Bu seminere bizleri davet eden Self Defence İstanbul'a, Serdar Üsküplü, Cenk Kiray ve Onur Birzak hocalara teşekkür ederiz.

YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.