Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

03 Aralık 2016 Cumartesi
Sahalardan çekilen zerafet: Canaydın

Başlangıçta şaşkınlıkla izledik onu. Ne tarzı, ne söylemleri, ne de eylemleri bize uymuyordu. Başka bir zamandan, başka bir dünyadan yanlışlıkla bu gezegene gelmiş gibiydi. Bir türlü kabullenemedik Özhan Canaydın ekolünü.

28 Şubat 2008, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Başlangıçta şaşkınlıkla izledik onu. Ne tarzı, ne söylemleri, ne de eylemleri bize uymuyordu. Başka bir zamandan, başka bir dünyadan yanlışlıkla bu gezegene gelmiş gibiydi. Bir türlü kabullenemedik Özhan Canaydın ekolünü. Kanıksadık onu. Aramıza almamak için direndik. Kendimize benzetmeye çalıştık. Sporun sevgi, barış ve dostluk olduğu temasını tekrarladıkça, Fair Play mesajları verdikçe, ona acı acı güldük. Bir “Don Kişot” mumalesi yaptık, kendisine. Ne de olsa yel değirmenlerine karşı savaşıyordu! O ise yılmadı. Israrla bizi değiştirmeye çalıştı. Çabasının karşılığı ise çoğunlukla aşağılama ve hakaretler oldu. Rol yaptığını söyleyenler bile çıktı, bu tuhaf ülkede. Şark kurnazı taşralı politikacı muamelesi gördü, belli çevrelerce. Hatta zaman zaman kendi camiasından da tepkiler aldı. Centilmen olduğu için Ali Sami Yen’de yuhalamak gibi bir ayıbı bile işlediler. İhaneti de gördü. Dışlandı. Yalnızlaştı. Kahroldu. İçine attı. Ama pes etmedi. Yolundan dönmedi. Yara-bere içinde de olsa, sisteme karşı mücadelesini sürdürdü.
Belki Galatasaray onunla arzu edilen başarıları gösteremedi. Ancak, yalnız Galatasaray’a değil, Türk futboluna getirdiği yeni anlayışla adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Başarının en büyüğü de bu değil midir? Bugün geçmişe göre daha huzurlu, daha barışçıl bir futbol ortamı varsa, bunun baş mimarı Özhan Canaydın’dır. Onun zerafeti yavaş yavaş hepimize sirayet etmiştir. Onun hoşgörüsü, alçakgönüllüğü, hatasını kabullenerek özür dilemesi gibi hasletleri biz farkında olmadan içimize işlemiştir. Son yılların en olaysız derbi maçlarının oynanması boşuna değildir. Onun attığı tohumlar yeşermeye başlamıştır.
Galatasaray’da geçen bunca sıkıntılı yıldan, çekilen eza-cefadan sonra tam yaptığı yatırımların hasadını toplayacakken bırakması, kaderin cilvesi olsa gerek. Kim bilir ne sebeplerden buna mecbur kalmış da olabilir. Ancak sebebi her ne olursa, olsun, hepimiz ona fena halde alışmıştık. Onu çok sevmiştik. Sevmeye de devam edeceğiz. Babacanlığıyla, insanlığıyla, yardımseverliğiyle, sevecenliğiyle, ailesinin geleceğini ipotek altına alacak kadar Galatasaray’a olan bağlılığıyla, fedakarlığıyla gönüllerimizin en has bahçesinde yer edinmiştir Özhan Başkan...
Güle güle güzel insan, zarif adam. Yolun açık olsun. Seni asla unutmayacağız.

Atilla’nın hayatının
karşılığı: Koca bir hiç!

Geç gelen adalet adalet değildir, denir. Ya hiç gelmeyen adalete ne denir? Eminim, hepimiz unutup gitmiştik. Antalya Konyaaltı’nda, belediyeye ait tesislerde başına çürük basketbol potası düşerek hayatını kaybeden 12 yaşındaki basketbolcu Atilla Güngör’ün ikinci davası geçtiğimiz hafta sonuçlandı. İkinci diyorum, çünkü acılı ailenin daha önce Konyaaltı Belediyesi aleyhinde açtığı tazminat davası sonuçlanmış ve belediye suçlu bulunarak 250 bin YTL’ye mahkum edilmişti. Karar Danıştay tarafından da onanmıştı. Ailenin açtığı diğer dava ise, olayda kusuru bulunan personele karşıydı. Bu dava tam 5 yıl sürdü. 8 kez bilirkişi atandı. Her bilirkişi heyeti, farklı raporlar tuttu. Sonuncusu ise personeli suçlu buldu. Hazırlanan raporda potanın yapımında standartlara uyulmadığı, eksik malzeme kullanıldığı, ayakta durma mukavemetini artıran 4 destek sayasının yapılmadığının tespit edildiğine değinildi. Bilirkişi heyeti, spor kompleksinin projelendirilmesi, yapılması ve kontrolüyle görevlendirilen Fen İşleri Müdürlüğü’nün de kusuru olduğunu belirterek, hakkında dava açılmamasına karşın bu birimde görev yapan kişilere de 2/8 kusur oranı verdi.
Bilirkişi heyeti, basketbol sahasındaki potanın bakım ve kontrollerini zamanında ve belli periyotlarla yapmayan veya yapılmasını sağlamayan, pas ve çürüme yapabileceğini düşünerek önleyici tedbir aldırmayan sanıklar Sedat Karabulut ile Arife Oğuz’un bu sorumlulukları nedeniyle kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu olduklarını bildirdi. Bilirkişi raporunda, Karabulut hakkında 3/8, Arife Oğuz hakkında ise 2/8 kusur oranı gösterilirdi. Aynı bilirkişi heyetinin küçük Atilla için de 1/8 kusur oranı tespit etmesi ise, olayın en trajikomik yanıydı. Atilla’cık, smaç yaparak potaya asıldığı için suçluymuş! Ve sonuç: Hakim kusur oranlarını göze alarak sanıklardan Sedat Karabulut’u 7 ay 15 gün hapis ve 67 YTL para, Arife Oğuz’u ise 5 ay hapis ve 45 YTL para cezasına çarptırdı. Daha sonra iyi hallerinden ve ilk kez suç işlemelerinden dolayı her iki sanığın cezası ertelendi. Fen işleri amiri ise 5 yıllık zaman aşımından dolayı yırttı! Yani siz sağ, ben selamet! Şimdi bu nasıl adalet? Ortada ihmal ver, görev kusuru var, belediye aleyhine verilmiş 250 bin YTL tazminat var. Ama ortada suçlu yok! Var da cezası yok.
Gel de yanma. Körpecik Atilla’ya mı yanarsın, yüreği dağlanan aileye mi? Yoksa, insanın insan olarak değerinin olmadığı bir ülkede yaşadığına mı?