ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM


YAZARLAR

Kabak emeğin başına patladı

14.10.2011

Kriz aralıkları git gide sıklaşan ve her krizi bir öncekinden daha derin olan kapitalizmin kurtuluş reçetesini çalışarak yaşamak zorunda olanlar artık ezberledi; 'kemer sıkma politikaları...'

Politika özetle şöyle işler; ilk elde çalışanlar işsiz kalır, ikinci adımda yükselen maliyetler sonucu fiyatlar artar ve bunun neticesinde tüketim zorunlu olarak kısılır...

Bu jenerik ekonomi bilgisini Milliyet gazetesindeki Beşiktaş’la ilgili bir haber düşürdü aklıma.
Diyordu ki Serdar Sarıdağ imzalı haber, “Kulübü mali disipline almak için ilk olarak kemer sıkma politikası uygulayacak olan  Beşiktaş Yönetimi, seyahat masraflarını kısmayı, personel sayısında indirime gitmeyi düşünüyor.”

İfadedeki ‘dil oyunu’ dikkatinizi çekmiştir. Kapitalizmi kutsayan iktisatçıların kitabında ‘yoksul ülkeler’ diye bir kavram yoktur. Onun yerine ‘gelişmekte olan ülkeler’ kavramı tercih edilir... Ki, böylece hem yoksul ülkede yaşayanlar kendilerini kötü hissetmesin hem de insanlar “Kapitalizm yoksulluk ve işsizlik üretiyor” türünden kötü fikirlere kapılmasınlar!

Burada da öyle.. Deniyor ki, “Personel sayısında indirime gitme!” Sanki hamsi bollaşmıştı da balığın fiyatında indirime gidiliyor. Yahu düpedüz insanların işten atılacağından söz ediliyor.

Peki bu insanları neden işten atmayı düşünüyor Beşiktaş yönetimi? Çünkü, ‘mali disiplin şart’ olmuş.
Şimdi bu zamana kadar yapılan hesapsız kitapsız tranferleri, Vicente Del Bosque davası gibi akıl almaz işleri bir kenara koyalım.

Hepsine eyvallah da, gazetelerde bonservisinin yüzde 50’si için 3.1 milyon Euro verildiği belirtilen ve sezon başından bu yana bir kere bile sahada göremediğimiz Julio Alves konusunu ne yapalım?

Bu arkadaşımız için verilen paradan tasarruf edebilseydi Beşiktaş yönetimi dönüp dolaşıp en bilindik ‘mali disiplin’ kalemi olan ‘emeği işsiz bırakma’ yoluna sapmak zorunda kalmazdı değil mi?

Diğer yandan ise yönetim kurulu üyelerinden Doğan Küçükemre, borçları ödemek için ‘Beşiktaş markası’nın yeterli olacağını söylüyordu. Futbol takımı için yaklaşık 4 bin, Deron Williams rüzgarına rağmen yönetici Hakan Aksoy’un ifadesiyle “Basketbolda 300 (yazıyla üçyüz) kombine satabilen” bir takımın ‘marka değeri’ ne olabilir acaba?

Hadi diyelim ki o ‘marka değeri’ iddia edildiği kadar güçlü olsun. Peki o değer, işsiz bırakılması düşünülen kulüp çalışanlarının gayretinden, emeğinden bağımsız mı oluştu? Yani çalışanların payına üretimine katkıda bulundukları ‘marka değeri’ne rağmen işsiz kalmak mı düşecek? Anlayacağımız, kabak yine ‘emeğin başında patlayacak’ gibi görünüyor...


0 YORUM