Arama

Popüler aramalar

Teşhisi Konulmamış Hastalık

Ülke olarak bu turnuvaya büyük bir umutla girdik.

Haberin Devamı

Gece 4’lerde, 5’lerde uyanan insanlar vardı.

Ekran başına geçen milyonlarca kişi, yalnızca bir maç izlemeye değil; bir hayalin peşinden gitmeye kalktı.

Çünkü bu ülkede milli takım sadece bir takım değildir; zaman zaman bir umut, zaman zaman bir çıkış hikâyesidir.

İki maç geride kaldığında ortaya çıkan tablo ise bu umudun ağırlığını daha da belirgin hale getirdi.

Beklentinin yüksek olduğu, hedeflerin büyütüldüğü, “biz bu turnuvada varız” duygusunun güçlü olduğu bir noktadan; skor üretmekte zorlanan, oyunu koparmakta zorlanan ve sahada karşılığını bulamayan bir görüntüye geçildi.

Tam da bu noktada akla aynı soru geliyor:

Nerede kopuyor bu hikâye?

Ve neden her defasında benzer bir yere dönüyoruz?

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “Kupayı alıp geleceğiz” sözleri, aslında bir temenni değil; bir hedef büyütme ifadesi olarak kamuoyuna yansıdı. Hepimiz, en azından 2002 Dünya Kupası’nda yakalanan tarihi üçüncülüğün benzeri bir hikâyenin yeniden yazılmasını bekledik.

Haberin Devamı

Ama bugün geldiğimiz noktada, iki maçta tek gol dahi atamadan oluşan tablo, beklenti ile gerçeklik arasındaki mesafeyi bir kez daha yüzümüze vurdu.

Bu noktada Fatih Terim’in bir programda kullandığı ifade yeniden anlam kazanıyor:

“Teşhisi konulmamış hastalık.”

Ne yazık ki o programın tamamı yerine, kamuoyuna çoğu zaman cımbızlanan cümleler yansıdı. Hatta bu cümleler üzerinden yeni tartışmalar üretildi.

Oysa bana göre asıl kaçırılan nokta tam da buydu.

Çünkü ortada görünen bir sorunlar zinciri vardı ama bu zinciri birbirine bağlayan ana halka eksikti.

Her şey konuşuluyordu:

Oyuncular konuşuluyordu.

Taktikler konuşuluyordu.

Maç planları konuşuluyordu.

Ama asıl meseleye, yani “neden” sorusuna tam olarak dokunulamıyordu.

Oysa gerçek şu olabilir:

Bu bir form düşüklüğü değil.

Bu bir tesadüf değil.

Bu, tekrar eden bir tablo.

Ve tekrar eden tablolar artık bireysel değil, yapısal bir sorunu işaret eder.

2021 Avrupa Şampiyonası bugün zihnimde yeniden canlanıyor.

O dönem TFF’de görev yaparken milli takım teknik heyetiyle farklı zamanlarda bir araya gelme fırsatım olmuştu.

İtalya, Galler ve İsviçre maçlarının ardından yapılan değerlendirmeler hâlâ hafızamda.

Açıklamalar vardı.

Gerekçeler vardı.

Analizler vardı.

Ama içimi tatmin etmeyen bir şey de vardı:

Hastalığın adı yoktu.

Her şey konuşuluyor ama hiçbir şey tam olarak söylenmiyordu.

Bugün Avustralya karşısında alınan sonuç ve ardından ikinci yarısını büyük ölçüde 10 kişi oynayan Paraguay karşısındaki kayıp, bana aynı hissi yeniden yaşattı.

Bu yüzden meseleyi tek tek maçlar üzerinden okumak eksik kalıyor.

Çünkü sorun sadece bugünün meselesi olsaydı, yıllar boyunca farklı kadrolarla aynı sonuçlara ulaşmazdık.

Demek ki mesele daha derinde.

Demek ki mesele köklerde.

Kökler; sadece oyuncu kalitesi değildir.

Kökler; kültürdür.

Aidiyettir.

Disiplin değil, disiplinin sürekliliğidir.

Baskı altında oyunu yönetebilme refleksidir.

Milli formanın ağırlığını taşıyabilme bilincidir.

Eğer kökler sağlamsa, ağaç en sert fırtınalarda bile ayakta kalır.

Ama kökler zayıflamışsa, en güçlü dallar bile ilk rüzgârda kırılır.

Haberin Devamı

Belki de yıllardır değişen teknik adamlara, değişen kadrolara rağmen değişmeyen şey budur.

Görüneni değiştiriyoruz.

Ama görünmeyeni konuşmuyoruz.

Ve belki de Fatih Terim’in “teşhisi konulmamış hastalık” ifadesi tam da bunu anlatıyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda 2002’nin hikâyesini yeniden izlemeyi bekledik.

O ruhu, o mücadeleyi, o inancı…

Ama ne yazık ki 2002 versiyonunu beklerken, karşımızda yeniden 2021’in hikâyesini bulduk.

Filmin oyuncuları değişti.

Ama senaryo aynı kaldı.

Ve belki de en kritik soru burada başlıyor:

Oyuncular mı değişmeli, yoksa senaryo mu?

Çünkü doğru teşhis konulmadan hiçbir hastalık iyileşmez.

Ve Türk futbolu, uzun zamandır aynı belirtileri farklı isimlerle yaşamaya devam ediyor.

YORUMLAR(0)