Yalan rüzgârı!

18 Eylül 2011, Pazar 12:00
- A +

Yani herkes haklıydı, saçmalayanlar bile! 90 dakikalık bu güzel oyunun keyif yönü ise yine ıskalandı maalesef. Ama ben, inatla bu güzel oyunun estetik ve heyecan yönüne vurgu yapmaya devam edeceğim. Kazananın/kaybedenin kim olduğuna bakmadan hem de. Madem paramın ve sevdiklerime/hobilerime ayırmam gereken zamanımın en büyük dilimini futbola ayırıyorum, futbol ve tüm aktörleri de üzerine düşen görevi yapmalı, diye düşünüyorum. Bu görev salt skor değil, güzel/estetik/heyecanlı oyun sonrasında galibiyet şeklinde olmalı o nedenle! Hatta galibiyet olmasa da olur! Tabii ki herkesin benimle aynı düşünmesini beklemiyorum, ama kitleleri yönlendiren insanların hiç olmazsa bu konuda bir şeyler yapmasını bekliyorum.

En azından dürüst ve samimi olmalarını...
Galatasaray’ı, 2-0 yenilmesine karşın tüm dağınıklığına ve oturmamışlığına karşın İstanbul Belediye karşısında beğendiğimi yazdım. Çünkü o ışığı gördüm. Kazanmak istiyorlardı, bunun için hep karşı kaleyi düşünüyorlardı. Böyle olunca da, karşı tarafın da kazanma şansı yükseliyordu. Zaten heyecanlı yanı da bu değil mi oyunun? Keşke mümkün olsa da, top bir o kalede bir bu kalede gözükse tüm 90 dakikalarda. Hatta bu da yetmez, basketboldaki gibi topu rakip alana taşımak için belli bir süre tanınmalı. Hatta ve hatta, golü düşünmeyenden o top alınıp, karşı tarafa verilmeli ceza olarak. Yani değmeli bu oyunu izlemek için tribüne gitmeye, tv karşısına geçmeye. Yoksa kazansan n’olur, sözde kıytırık rekorları alt-üst etsen n’olur. Geçmişte Milli Takım’ın da, Galatasaray’ın da elde ettiği başarıların temelinde hücum futbolu yatıyordu. ‘Hızlı hücum yalanı’ altında oynanan savunma ağırlıklı kontratak futboluyla bakalım kendi insanını daha ne kadar kandıracak birileri!

YORUM YAZ

Sıradaki haber yükleniyor...