Hakan’sız günler yaklaşırken

29 Mayıs 2006, Pazartesi 04:30
- A +
Sarı-Kırmızılılar, onsuz çıktığı maçlarda, özellikle kapalı savunmalar karşısında daima çok zorlandı. Hele skor geciktikçe başlayan doldur-boşaltlarda gözler hep Hakan’ı aradı. Yıllardır yapılan en büyük yanlış, Kral’ı sadece gol vuruşlarıyla ve hava üstünlüğü ile değerlendirmek oldu. Oysa yalancı koşularla açtığı koridorlardan arkadaşlarının attığı golleri toplamaya kalksak çuvallara sığmaz. Rakip savunma oyuncularını sırtına alıp, ön direğe taşıdığı pozisyonlarda, arka direkte bomboş durumda kafa golü atan nice 1.5 metrelik isim sayılabilir geçmişten bugüne; Suat gibi, Okan gibi... Ama başrolde olduğu tüm bu durumlarda, istatistiklerde ne gol, ne de asist onun hanesine yazıldı. Büyük emeğinin geçtiği bu goller de kariyerine eklenirse, varın gerisini siz düşünün. Bu durumda bile, ‘gol’ kelimesinin geçtiği her değerlendirmede ilk sırada yer alan ya da önümüzdeki sezon yeni rekorlar kırması beklenen Kral, o zaman dünyanın zirvesine otururdu kuşkusuz. Sadece bu kadarla mı sınırlı yaptıkları... Takımının baskıyı yediği dönemlerde ileride top tutarak arkadaşlarının bir nebze olsun nefes almasını sağlaması, rakibinin rahat oyun kurmasını engellemek için karşı sahada basmasına ne demeli... Ve son sezonda zirve yapan ‘saygı gören ağabeylik görevi’ de cabası... Bu da gösteriyor ki, yıllar onun dinamizminden bir şeyler götürürken, pek çok şey de kazandırmış; hem de çalışarak veya parayla satın alınamayacak değerler. Bir zamanlar ‘sisteme uymuyor’ söylemiyle milli takımdan da uzak bırakıldı. Ama eksikliği hep hissedildi. “Ersen Martin” dendi, olmadı... “Gökhan Ünal” dendi, hala deneniyor ama umut az. “Umut” demişken, Ankaragücü’nün genç golcüsü Umut Bulut üzerinde duruldu, o da nafile... Bütün sistemler de, rakamlar gibi ‘ille de Hakan Şükür’ diye haykırdı. Peki, bugüne kadar ne yaptıysa yerine bir türlü alternatif üretemeyen futbolumuz Hakan’sızlığa hazır mı? Önce bu soruyu cesurca ve dürüstçe yanıtlamamız gerekiyor, ardından da hakkını teslim etmemiz... Çünkü artık futbolculuk kariyerine nokta koyması an meselesi. Hiç olmazsa kalan sayılı günlerinde ‘komplekslerden sıyrılarak’ kendisine hakettiği değeri, Türk futboluna da son şanslarını tanımalıyız. Ben de biliyorum, artık eski Hakan değil ve 90 dakikayı aynı tempoda götüremez. Ama yaşı benim gibi 40’ı aşmış olanlara Real Madridli ‘Santillana’ örneğini anımsatmak isterim. Kapalı savunmalar karşısında takımı ne zaman zorlansa, o son bölümde oyuna girer ve görevini başarıyla yapardı. İşin içine ‘panik havası’ girdiğinde ortada ne sistem kalır, ne de sağduyu; hele maçın bitimine de dakikalar kalmışsa... İşte o zaman sahne, Santillana ve Hakan Şükür’e kalmıştır, kalacaktır da... Gerets ve Terim’in dikkatine!
YORUM YAZ

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.