Seslerin deheşti

Haftanın filmlerini Abbas Bozkurt yazdı...

17 Ağustos 2018, Cuma 06:00
- A +

‘Game of Thrones’un en akılda kalıcı yüzlerinden Natalie Dormer, bir cinayete tanık olan görme engelli bir piyanist rolünde bizi sürekli diken üstünde tutmayı başarıyor.

Şu lafı hayatımızın bir noktasında kesin duymuşuzdur: İnsan beş duyusundan birini kaybederse diğerleri keskinleşir. Yüzü, bakışları ve kalkık burnuyla hem şefkat hissi yaratıp hem de

tekinsiz bir duygu veren Natalie Dormer’in başrolde olduğu ‘Karanlıkta’nın temelinde de bu fikir var aslında. Tüm dünya sizin için karanlıkta kalırsa, seslere karşı olağanüstü bir hassasiyet geliştirir misiniz? Dahası, bunun iyi bir şey olduğunu söylemek mümkün mü? Gündelik hayatta en ufak seslere dahi duyarlı olan piyanist Sofia için bu, hem mesleğinde mükemmelleşmesini sağlayan bir nimet, hem de yaşamını zorlaştıran bir lanet. Bir gün, üst komşusu Veronique cinayete kurban giderken, Sofia’nın kulakları cinayeti duyuyor. Sonrasında kendini karanlık bir kuyunun içine çekilmiş halde buluyor. Şahit olduğu cinayet, onu Londra’nın yeraltı dünyasıyla tanıştırıyor. Dış dünyaya karşı hiçbir koruması bulunmayan bu kadın, gizli ajanların cirit attığı, türlü entrikaların döndüğü bir hadisenin göbeğine düşüyor. ‘Peaky Blinders’ ve ‘The Last Kingdom’ gibi önemli televizyon dizilerinde yönetmenlik yapan Anthony Byrne’ın direksiyonda olduğu filmin en çekici unsurlarından biri de, Veronique rolündeki Emily Ratajkowski’nin varlığı. David Fincher imzalı ‘Kayıp Kız’dan (2014) tanıdığımız Ratajkowski de Natalie Dormer gibi rolünün hakkını veriyor. Dar sokakları, ışık girmeyen odalarıyla kasvetli bir Londra portresi çizen filmin en kuvvetli tarafı bu tutarlı atmosferi. Film boyunca, Sofia’yla birlikte tüm seslere duyarlı hale geliyoruz. ‘Karanlıkta’nın gerilimi de büyük oranda seslerin bu özel kullanımından ileri geliyor. Senaryo numaralarıyla işleri içinden çıkılmaz bir hale getirmeye kalkışmayan, eski tarz, eli yüzü düzgün bir psikolojik gerilim izlemeye varsanız, ‘Karanlıkta’ bu haftanın tercihi olabilir.

Köpek Dişi

2009 yılında Yunan sinemasından çıkan bir film öylesine büyük bir etki yarattı ki, 2000’lerde en çok iz bırakan filmleri sorsanız mutlaka adı geçecektir. Yorgos Lanthimos’un yönettiği ‘Köpek Dişi’, tuhaf bir ailenin içinde, tüm dünyadan izole bir şekilde büyüyen çocukların bambaşka bir dünya algısına sahip olduğu özgün bir dünya tasvir ediyordu. Kulaktan kulağa yayılarak efsaneleşen film, 9 yıl gecikmeyle de olsa ilk kez vizyonda!

YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.