Kimyasallardan nasıl kurtulabiliriz? İşte yanıtı...

Artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanması adına yürütülen yanlış politikalar sonucu insan sağlığı gittikçe bozulmaktadır. GDO’lu tohumların kullanılması ve yoğun şekilde, parazit-haşere-yabani otlarla mücadele adı altında çiftçilerimiz daha yoğun biçimde zirai ilaç ve kimyasal gübre kullanımına doğru yöneltilmektedir. Ev ortamında 3 aşamalı yöntemle zehirlerden kurtulabiliriz.

30 Kasım 2019, Cumartesi 06:01
- A +
Kimyasallardan nasıl kurtulabiliriz? İşte yanıtı...

Toplulumuzda giderek artan şekilde sindirim sistemi problemleri, hipertansiyon, diabet (Avrupa şampiyonuyuz maalesef diabet sıralamasında) obezite, kanser, kalp ve beyin damar hastalıkları, Alzheimer ve Parkinson gibi ciddi nörolojik sistem hastalıklarının görülme sıklığı maalesef ciddi biçimde yukarı tırmanıyor. Tüketilen sebze-meyveler üzerindeki zirai ilaç ve kimyasal atıkların mide ve bağırsak florası üzerine yıllar süren süreç içinde vermiş olduğu zararı bir yana bırakın hücre çekirdeğinde yer alan DNA üzerinde geri dönüşümü mümkün olmayan zararlar ve mutasyonlara sebebiyet vermesi nedeniyle bir kuşak sonrasında aktarılan gen kalitesi bile etkileniyor bu süreçte. Özelliklede bu tip toksinlerin vücuttan atılamadığı için yağ dokularında yıllarca birikip beraber yaşadığını ise hiç aklınızdan çıkarmayın derim. Bunların sonucunda ülkemizdeki kanser vakaları ve nörolojik sistem hastalıklarındaki patlamanın esas sebeplerinden sadece birisini burada en azından belirtmiş olduk. Bu yazımızdaki esas amacım ev ortamında elinizden geldiği kadar, çok basit bazı yöntemlerle tükettiğiniz bu gıdalardaki zehirlerden kurtulabilmenin yöntemlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Sebze-Meyve Temizliğinde 1.Aşama

Bir kabın içersine (Cam veya çelik) su ve içine 1-2 çorba kaşığı karbonat ve bunun üzerine 2-3 damla limon veya nane yağı (Eczanelerden bulabileceğiniz organik limon yağını tercih etmenizi öneririm) kaşığınızın içindeki karbonatın üzerine tercihinize göre limon veya nane yağını damlatıp bu karışımı kabın içindeki suya döküp karıştırarak erimesini ve çözülmesini sağlayın. Kabın içine bütün yeşillik-meyve-sebzelerinizi özellikle yapraklı olanları teker teker ayıklayarak ilave edin. Sonrasında bu karışımı 30 dakika beklettikten sonra suyu boşaltıp bütün meyve-sebzeleri çeşme suyunun altında sert bir fırça ile iyice durulayıp temizleyin. İnce ve narin yapraklı olan sebzeleri elinizle bol su ile yıkamanız yeterlidir. Sert kabuklu meyve ve sebzeleri mutlaka fırçalayınız. Kabuğunu zaten soyup tüketiyorum ne gerek var kabuğunu fırçalamaya demeyiniz! Unutmayınız ki zirai ilaçların bir çoğu yüksek asidik yapıda üretilir. Bu nedenle tutunma yüzey bağları kuvvetlidir. Burada amacımız kuvvetli bir alkali madde olan karbonat ile tutunma yüzeyi ile ilacın arasındaki bağları gevşetip, suyun altındaki kuvvetli yıkama ile yüzeyden koparmaktır. Limon veya nane yağının buradaki görevi her ikisininde hem doğal pestisid ve ağır metal arındırıcı özellikleridir. Ancak yapılan çalışmalarda, limon yağının bir adım daha önde olduğunu belirtmekte fayda görüyorum.

Sebze-Meyve Temizliğinde 2.Aşama

Kaptaki suyu döktükten sonra tekrar su doldurup yıkadığımız tüm ürünleri tekrar içine ilave ediyoruz ancak bu sefer üzerine sadece marketten aldığınız elma veya üzüm sirkesinden (asetik asit) 1-2 çorba kaşığı ilave edin. Bu karışımı yaklaşık 20 dakika kadar bekletin. Tekrar çeşme suyunun altında bol su ile fırçasız olarak temizledikten sonra üçüncü ve son aşamaya geçebilirsiniz.

Sebze-Meyve Temizliğinde 3.Aşama

Son aşama olan kurulama bölümü emin olun ilk basamak kadar önemlidir. Yıkadığınız sebze ve meyveleri bir çoğunuz kağıt havlular ile maalesef kurulamaktayız. Halbuki ıslak mendil ve kağıt havlulardaki kimyasal kalıntılar ve ağır metal bulaşma ihtimalini bilseydiniz eminim eve bile sokmazdınız. Tıpkı eskiden büyüklerimizin yaptığı gibi, el havluları ile mutlaka tüm sebze meyvelerinizi kurulamanız gerekiyor. Islak veya nemli bir şekilde buzdolabında saklamayın çünkü istemediğimiz patojenlerin üremesi ve küflenmesi yüksek ihtimal dahilinde olacaktır.

Uzm. Dr. CAN ÖZBEK

Kardiyoloji Uzmanı / Özel Çekirge Kalp ve Aritmi Hastanesi

Damar hastalığı: O sizi değiştirmeden siz onu değiştirin!

Dünya çapında insan ölüm sebebinin en önünde gelen nedeni kalp ve damar hastalıkları. Dünya Sağlık Örgütü’nün rakamlarına göre her yıl, 18 milyona yakın kişi kalp damar hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, Türkiye’de ise her yıl 300 bin kalp krizi vakası görülmekte ve bunların 125 bini ölümle sonuçlanmaktadır. Bu kadar ölümcül bir tablo karşımızdayken, koroner kalp hastalığı ile savaşmak için hâlihazırda birçok teknik mevcut elbette. Koroner anjiyografi ve koroner stent teknolojisinin gelişmesi, koroner by-pass cerrahisi tekniklerinin gün geçtikçe iyileşmesi, bu hastalıkla mücadeleyi i güçlendiriyor. Elbette tüm bu teknikler, hastalık çoktan oluştuktan sonra… Bir hekimin asli görevi olan, hastalık daha ortaya çıkmadan, çıkmasını engellemek! Genel halk sağlığını direkt olarak ilgilendiren bu prensip, hastalık ortaya çıktıktan sonra başvurulan yöntemlere göre daha ucuz, daha etkili ve kolay bir yoldur. Buraya kadar sayılan ilk 3 risk faktörü, değiştirilemez olarak kabul edilen gruptur.

Hastalık olmadan kontrol...

Şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı ile adeta kol kola giden bir hastalıktır. Şeker hastalığının önlenmesi, var ise gidişatının yavaşlatılması ve iyi bir kan şekeri kontrolü koroner kalp hastalığının önlenmesi ve kontrolü ile eş anlamlı olacaktır. Aynı şekilde hipertansiyon yani yüksek tansiyonun erken evrelerde teşhisi, tedavisiz bırakılmaması, koroner kalp hastalığının gidişatını olumlu yönde etkileyecektir. Değiştirilebilir risk faktörlerinin ( Şeker, kolesterol, yüksek tansiyon, sigara, şişmanlık ve hareketsizlik) erken saptanması ve tedavisi için, hiçbir şikâyet ya da hastalık olmaksızın doktora giderek rutin kontrolleri yaptırmak önemlidir. Sadece basit önleme ve takip yöntemleriyle bile koroner kalp hastalığının pençesine düşmekten kurtarılabilecek binlerce hayat mevcuttur!

Uzm. Dr. Hasan VURAL

Kardiyoloji Uzmanı

Sporcu kalbi

*Sporcularda kalp kaslarının artan ihtiyacını karşılamak ve sporcunun egzersize uyumunu arttırmak amacıyla kalp hızı normal insanlara göre daha düşüktür ve egzersizle birlikte daha yavaş atar. Özellikle 35 yaş altı sporcularda ölüm nedeni damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi değil, kalp kaslarının yapısal bozuklukları, bu kasları besleyen koroner damar problemleri, ritim bozuklukları ve doğuştan kalp rahatsızlıklarıdır. 10-15 yıl öncesine kadar daha yavaş tempoda oynanırken şimdi bir maçta futbolcular ortalama 10 km koşmakta. Ağır tempoda sporcuların beslenme ve uykuya dikkat etmesi gerekmektedir. Ani sporcu ölümlerini azaltmak amacıyla sporcuların düzenli olarak kapsamlı testlerden geçmesi gerekir. EKG, akciğer filmi, kalp kaslarının incelenmesi için ekokardiyografi, efor testi ve gerekirse angiyografi yapılmalıdır. Yöneticilerinin özellikle amatör kulüplerin daha dikkatli olması gerekir. Sporcular işini kaybetme kaygısını bir tarafa koyarak efor sırasında göğüs ağrısı, fenalık hissi, baş dönmesi gibi şikayetleri varsa bunları gizlememelidir.

YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...