Ertuğrul Ersoy: Kulüp başkanını sadece iki kez gördüm

Ligue 2 ekiplerinden Le Havre forması giyen Ertuğrul Ersoy, Lig Radyo'da yayınlanan "Saha Dışı" programına konuk oldu. Fransa'daki futbol kültürü ve deneyimleri hakkında çarpıcı ifadeler kullanan Ersoy, oyuncuların sadece futbola odaklanması için tüm şartların sağlandığını ifade etti.

30 Aralık 2019, Pazartesi 15:07 Son Güncelleme:
- A +
Ertuğrul Ersoy: Kulüp başkanını sadece iki kez gördüm

Fransa’da ülkemizi temsil eden Ertuğrul Ersoy Lig Radyo’da "Saha Dışı" programına konuk oldu. Le Havre kulüp başkanı ile sadece iki kez karşılaştığını belirten Ertuğrul, oyuncuların sadece futbola odaklanması için tüm şartların sağlandığını ifade etti.

"Kulüp başkanını sadece iki kez gördüm"

Ertuğrul Ersoy, "Kulüp başkanımızı imza töreninde dahi görmedim. İki maçımıza geldi ve o zaman merhabalaştık. Sportif Direktörümüz var. Onu da çok sık görmüyoruz. Senin sadece futbola odaklanmanı sağlıyorlar. İşin saha dışında ülkemize göre biraz daha anlayışlı bir toplum var. Biz bu oyunu ölüm kalım gibi görüyoruz. Ülkemiz kadar fanatik bir toplum olmasa bile yine tribünlerimizi dolduruyorlar. İnsanlar tribüne tiyatroya gelir gibi geliyor. Bir hafta sonu etkinliği olarak görüyorlar. Bu da futbolcunun kendisine ‘ Ben de bir iş yapıyorum’ demesini sağlıyor. ‘Bugün maç bittikten sonra ben de sinemaya gidebilirim. Bir müzeyi gezebilirim’ hissiyatı veriyor. Taraftar baskısı yok diyebilirim. Bir yenilgiden sonra restauranta gittiğiniz zaman kimse size gelip bu maçı nasıl oynadınız diye sitemde bulunmuyor. Geliyor merhabalaşıyorsunuz ve fotoğraf çekilmeye bile çekiniyorlar. Dolayısı ile üstünüzde başarısızlıktan gelen bir baskı yok. Bu da futbolcunun üzerinde bizim ülkemizde yarattığı baskıyı yaratmıyor. Bu yönetime de yansıyor. Hata yapmıyorlar. Yıldız futbolcu alacağız diye hiç olmayacak oyunculara inanılmaz miktarlarda paralar da verilmiyor. Çünkü yönetime kulübü yöneten insana da öyle bir baskı yok. 3 liramız var kredi çekelim 5 liralık oyuncu alalım taraftarı memnun edelim basını memnun edelim gibi bir algı da yok. Belki de ekonomilerinin düzgün olma sebeplerinden biri de bu. Ödemeler günü gününe yapılıyor. Hatta maaşların bir kaç gün önceden yatırıldığı da oldu."

"Çamurlu kramponlarımı kapıda bıraktım. Ertesi gün geldiğimde yine oradaydı"

"Le Havre’da gördüğüm en büyük farklılıklardan biri de futbolcu grubu için tesislerin konaklamasız dizayn edilmiş olması. Tuhaf gelecek ama bir restaurant bile yok. Sadece iki saat için oradayız. Antrenmanımızı yapıyoruz. Sonrasında evimize gidiyoruz. Aynı şekilde deplasmana giderken kendi araçlarımızla hava alanına gidiyoruz. Döndüğümüzde kendi araçlarımızla evimize dönüyoruz. İç sahada oynadığımız maçlarda da kendi aracımızla stada gidiyoruz. Oraya gittiğim günden beri kampa girdiğimi hatırlamıyorum. Oraya gittiğim günden beri evinden başka hiç bir yerde kalmadım. Sınırlı sayıda personelimiz var ve herkes kendi işini yapıyor. Mesela ülkemizde futbolculara yardım eden bir personel topluluğu var. Ben bir çok şeyin yanlış olduğunu şimdi anlıyorum. Mesela ben çamurlu kramponlarımı kapıda bıraktım. Ertesi gün geldiğimde yine oradaydı. Çok şaşırdım. Çamurlu bir şekilde giymek zorunda kaldım. Bu oyunculara bir sorumluluk veriyor. Bakıyorsun dünya yıldızı da aynı şekilde davranıyor. Oradaki arkadaşlarıma Türkiye’yi anlatıyorum. Yapıyı anlatıyorum. ‘Olur mu öyle şey benim kramponlarımı başkası niye yıkıyor’ diyorlar. Sonunda bir 6 ay geçirdim ve bunlar olmadan da olabiliyormuş dedim. Oralarda bu sorumluluk en alt yaş kategorilerinden veriliyor. Biz burada 15 yaşında a takımla antrenmana bir çıkıyoruz. Yeni dünya Yıldızı olarak lanse ediliyoruz. Bizi kurtaracak deniyor. Bu da oyuncuyu rahatlatıyor. Eğer oyuncu kendine bir şey katamamışsa zihinsel gelişimini tamamlamamışsa ne yetenekler futboldan kopup gidiyor.

Genç oyuncu son dönemde ön plana çıkmayı başaran 1997 jenerasyonunun başarısını şu şekilde özetledi.

“97 jenerasyonu bildiğiniz gibi ülkemizde çok ön plana çıktı. Öncelikle Bursaspor özelinde anlatmak istiyorum. U-13ten u-19a kadar dışarıdan hiç bir oyuncu girmedi. O ekip 5-6 yıl boyunca hiç değişmeden oynadı. O kadronun kurulmasında da yetenekten önce karakter kriteri ön planda tutuldu. Muhammed Şengezer, Zeki Çelik, Furkan Emre Ünver, Rüştü Hanlı, Emirhan Aydoğan, Kubilay Kanatsızkuş, Berke Yılmaz, Enes Ünal... Bilirsiniz bir jenerasyondan bu kadar oyuncu çıkarmak zordur. Biz iki tane dünya Yıldızı çıkardık. Ben Zeki’yi dünya Yıldızı sayıyorum Enes ile birlikte. Bu isimlere Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür gibi isimleri de ekleyebiliriz. Sanki sihirli bir el bu jenerasyona değdi ve bu hale geldi. Saha dışında da biz kamplar bittikten sonra birlikte vakit geçirmekten keyif alırdık. Bu ekiple o dönemlerde Fransa’da bir turnuvaya katıldık. Çok güçlü milli takımlar vardı. Turnuvaya katılan ekipler de Portekiz, İngiltere, Hollanda, Almanya, Japonya ve bizdik. O dönemin çok zorlu bir Turnuvasını oynuyoruz. Ve biz o jenerasyonla orada çok büyük başarı elde edip orada başarılı olduk. Hatta finalde 10. dakikada kırmızı kart görüp 10 kişi kalmamıza rağmen Şampiyon olduk. Aradan 5-6 ay geçti ve u-17 Avrupa şampiyonasına gittik. 6 ay önce 10 kişi yendiğimiz Aynı İngiltere karşımıza çıktı ve çocuklar bizi çok farklı bir şekilde yenip turnuvadan eledi. Biz şaşırdık ‘6 ay önce 10 kişi ile yendiğimiz bir takım bizi eze eze nasıl yenebildi’ diye. Ve bugün anlıyorum 6 aydaki bu gelişimin sırrı o çocuklar bu antrenman programlarını uyguluyorlar ve bu gelişimi sağlayabiliyorlar. “

Yabancı kuralı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Ertuğrul, “ Kesinlikle bir sınırlama gelmemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Ertuğrul “ Bence sahada pasaport oynamıyor. Le Guen döneminde Bursaspor’da Titi ve Ekong çok iyi bir performans gösteriyorlardı. Ben de o dönem kaybettiğim formayı geri almak adına gereğini yapıyordum. Çok iyi beslenip, antrenmanlarda herkesten iyi çalışıyordum. Ve 7 haftalık süreç sonunda formayı aldım. Le Guen o dönem şöyle bir açıklama yaptı. “Ben Ertuğrul’a formayı vermedim o benden formayı aldı ve bana sistem değiştirtti” Buna bir sürü örnekler var. Bence Türk oyuncular zaten gereğini yaptığında daha çok tercih ediliyor. Olaya büyük çerçeveden baktığınızda yabancı sınırlaması bize zarar verir diye düşünüyorum.” dedi.

Milli takımımızın başarıları ile mutlu olduğunu söyleyen Ertuğrul özellikle genç arkadaşları Zeki, Merih, Çağlar, Yusuf ve Dorukhan’ı canı gönülden desteklediğini söyleyerek, “Umuyorum en kısa sürede onların arasında olabilirim” dedi.

Çok Acı ki Türkiye’ye Avrupalı Futbolcular 34-35 Yaşından Sonra Para Kazanabilecekleri Bir Yer Olarak Bakıyorlar.

 Fransız futbolcular ile diyaloglarını anlatan savunma oyuncusu ülke futbolumuza bakış açıları ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. İstanbul'u Suriye gibi zanneden isimler tanıdığını ifade eden Ertuğrul “ Bursa’yı İstanbul’u gösterdiğimde “Neredeyse Paris kadar” diye tepkiler alıyorum. Ben de onlara “Paris’ten daha güzel” diyorum. Bize karşı asla ırkçı bir tutum sergilenmedi. Saha içinde özellikle iyi bir ekibimiz var. Saha dışında da ne ben ne Umut ırkçılık yada ayrışma gibi olumsuz durumlar yaşamadık“ dedi.

Medyanın Fransa’daki etkisini değerlendiren genç futbolcu “eleştiri kültürü çok farklı” ifadelerini kullanarak sözlerine şöyle devam etti.

“Mayıs ayından beri hoca benim transferimi istiyordu. Transferim ile alakalı o günlerde sürekli haberler yapılmış. Bu da az da olsa taraftarlarda bir beklenti ve heyecan yaratmış. İlk gittiğimde açıkçası beklentimin altında kaldım. Tabii sonrasında 5-6 haftalık dönemde oradaki insanları da mutlu ettim. Üstüne koymaya başladım. 2-3 kez haftanın oyuncusu seçildim. Medyada geçen hafta “El Grande” diye başlık atıldı. Son maçımızdan sonra defansın patronu anlamında bir başlık vardı. Ufak tefek eleştiriler oluyor ama dozunu aşmadan. Ülkemde gördüklerimin 3/1’i değil diyebilirim.



YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...