2025 yılının Mart ayında kaleme aldığım “Türk futbolunu şüphe kemiriyor” başlıklı yazımda, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun geçmiş federasyon başkanlarına kıyasla daha “şanslı” bir dönem geçirdiğini ifade etmiştim. 2006 yılından bu yana görev yapan ve yakından çalışma fırsatı bulduğum tüm TFF başkanları arasında, kamuoyu baskısı açısından en rahat dönemi yaşayan ismin İbrahim Hacıosmanoğlu olduğunu düşünüyordum.
Paraguay maçının ardından Dünya Kupası'nın kapıları yüzümüze kapanmıştı.
Dünya Kupası'na giderken esasen bilip de kendimize yüksek sesle tekrar etmediğimiz savunma sorunlarımız nedeniyle, erken döndük.
Ülke olarak bu turnuvaya büyük bir umutla girdik.
Kaybedilen Avustralya maçının ilk yarısından çok daha durgun, çözüm üretilemeyen bir devre.
Kerem’e de takıma da yazık.
Yine ayakların yerden kesildiği bir turnuva, yine büyük büyük laflar, yine mağduriyetten motivasyon devşirmeleri…
Lafı eveleyip gevelemenin hiç anlamı yok. Türk Milli Takımlar tarihinin açık ara en rezil sonucudur. Ne “Çek bir Letonya” ile, ne devasa beklentilerle gidilen, polemiklerle dolu Euro 2016, hiçbiri, Paraguay ve Avustralyaya gol atamadan, iki maçta da yenilerek elenmenin önüne geçemez.
24 yıl sonra Dünya Kupası heyecanı için bir ülke ekran başına geçtikten sonra, sahada her şeyini veren oyuncular görmezse, maça korkunç derecede kötü hazırlanmış bir teknik kadro hissederlerse, maçın geliştiği ve değiştiği anlara hiç reaksiyon veremeyen bir takım görürse, bunun eleştirisi ağır da olur, dozu da farklı olur.
Milli Takım’ın hücum etme sıkıntısı yaşamayacağını tahmin ediyorsak da nasıl sonuçlandıracağımız ve savunmada yaşanacak problemler gibi kaygılarımız sabitti.
Bir musibet bin nasihatten evladır derler…
Geri dönüş için de bir türlü ritmini bulamayınca...
Her şey üst üste gelince ortaya böyle bir skor çıktı.
Şimdi bahanesiz bir yere gelindi.
Aynı akşam aynı dakikada dört takımın küme düşmeme maçına çıkıyor oluşunu “ligin belirsizliği ve gücü”ne yoracaklar çıkacaktır muhakkak!