Arda bir an önce Cim Bom'dan gitmeli

Usta kalem Yılmaz Özdil spor gündemine ilişkin açıklamalar yaptı: Dün Emre Belözoğlu ne yaşadıysa bugün Arda aynısını yaşıyor. Bir an önce gitmeli. Çünkü kalırsa, 'yıpranma süreci' devam edecektir.

18 Nisan 2010, Pazar 04:30
- A +
Arda bir an önce Cim Bom'dan gitmeli

Arda bir an önce Cim Bom'dan gitmeli

2 sene önce Fenerbahçelisi de Beşiktaşlısı da Arda’ya sempati duyuyordu. O, hepimizin kardeşi, sevimli yeteneği, gözbebeğiydi.

Fakat sempatisini kaybetti. Çünkü eskisi kadar mütevazı değil. Çünkü çok konuşuyor. Çünkü Manisa’daki futbolunu bile oynayamıyor.

Dün Emre Belözoğlu ne yaşadıysa bugün Arda aynısını yaşıyor. Bir an önce gitmeli. Çünkü kalırsa, ‘yıpranma süreci’ devam edecektir.

 * İşte başlangıç sorumuz: N’olacak bu Arda’nın hali?
Bir dönem Emre de (Belözoğlu) böyleydi, yani ailemizin çocuğuydu. Hepimizin küçük kardeşi, sevimli yeteneği, gözbebeğiydi. Biz Arda’yı sevimli, iyi top oynayan, yetenekli bir oğlan olarak tanıdık ve bunun için sevdik. İddia ediyorum ki; bir çok Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı da 2 sene önce Arda hakkında böyle düşünüyordu. Ama sen bu sempatiyi devam ettirebilmek için hem mütevazı olmaya, hem de futbolunu ilerleterek iyi oynamaya devam etmek zorundasın. Bir vatandaş olarak söylüyorum ki, Arda bu sempati duygusunu kaybetti. Çünkü... Birincisi, eskisi kadar mütavazı değil, çok konuşuyor. Çok konuşan adam hata yapar. İkincisi; Arda bildiğimiz futbolunu oynamıyor. Yine iddia ediyorum ki, Arda bugün, Manisaspor’daki kadar bile futbol oynamıyor. Bu nedenle Arda’nın ıslıklanması için taraftarı birilerinin yönlendirmesine gerek yok. Tıpkı Emre gibi, Arda da sempatisini kaybediyor maalesef.

* Dün Hakan Şükür-Lincoln, bugün Arda-Jo aynı kefeye konuluyor. Ayıp olmuyor mu peki?
Arda açısından çok talihsiz bir durum. Böyle bir futbolcuyla aynı kefeye konması, Arda’nın oturup üzerinde düşünmesi gereken bir konu. Yoksa Hakan Şükür’ü, Lincoln ile istediğin kadar kıyasla! Sonuçta Hakan’ın bu milletin gönlündeki yeri her zaman başkadır. Hakan’ın her şeyini eleştirebilirsin, ama o her zaman ahlaklı, beyefendi bir çocuktu. Sahada da son ana kadar elinden geleni yapma gayretini gösterdi. Şimdi sen Hakan’ı birileriyle kıyaslayasan bile o leke Hakan’ın üzerine yapışmaz. Arda’nın durumu bu yüzden çok tehlikeli. Çünkü Arda bir Hakan değil, üzerine yapışabilir.

* Arda Turan için en iyi yol hangisi?
Aziz Yıldırım 20 milyon Euro’luk teklif yaptığı gün de bunu yazmıştım... Arda’nın kendine gelmesi ya da futbolunu büyütebilmesi için bir an önce bir başka takıma gitmesinde fayda var. Galatasaray’da kaldığı sürece ‘yıpranma süreci’ devam edecektir.

* Messi ile kıyaslandı, ‘Türk Beckham’ dediler. Acaba bu yazılıp çizilenler de etkiliyor mu Arda’yı?
Aslında özel hayatının bu kadar kurcalanması ahlâksızlık. Fakat ne yaparsak yapalım, kurcalanmaya devam edecektir. Çünkü gözönünde bir insan Arda. Beckham ya da Messi’ye gelince... O adamların en az 10’ar tane yardımcısı var. Toplum içinde nasıl davranması gerektiğini, hangi gazeteye röportaj vereceğini, hangi soruya ne cevap vereceğini ‘danışmanlar ordusu’ belirliyor. Çünkü bu iş, bir halkla ilişkiler meselesi. Arda gibi bir metaryel ‘halkın malıdır’ ve onun halkla ilişkilerinin iyi sağlanması lazım. Bu ancak uzmanlıkla olur. Yoksa, Beckham dediğin adam belki de cahilin önde gideni, iki lafı bir araya getiremez, ama önceden hazırlık yapıp pozisyon alındığında kendisini çok değerli bir metaryel haline getirebilir. Biz bunu özel hayatımızda da yapıyoruz. Mesela otomobilimizi sigortalarız, ama kendi hayatımızı sigortalamayız. Çünkü şunu düşünürüz: Otomobil bozulabilir! Aynı şey futbolcu için de geçerli. Onun için kondisyoner, fizyoterapist, doktor tutarız, ama bu çocuk 90 dakika dışında toplumda nasıl yaşayacak, bunun için bir hazırlık yapılmaz. Yoksa Messi’yi de Arda gibi toplumun içine bırak, aynı şeyler başına gelir. Arda’ya bir ağabeyi olarak söylüyorum, şöhretle polemik yapmak, şöhret olmayan insanların 1 numaralı silahıdır. Ona bulaşarak popüleritelerini artırmaya çalışırlar. Arda’nın buna fırsat vermemesi, polemiğe girmemesi lazım.

Derbiye 35 bin kamera koysan neye yarar ki!

* Derbi 300 küsur kamera, 3 bin küsur emniyet görevlisiyle takip edilecek. Bu, suçu önler mi?
Spor mahkemeleri olmadığı için, stat ve salonlarda ‘suç işleme özgürlüğü alanları’ oluştu. Yani gidip adamın anasına avradına küfür ediyorsun, sonra elini kolunu sallayarak eve dönebiliyorsun. Birini dövebiliyorsun, linç etmeye kalkıyorsun, tribünden atıyorsun ve hiç bir şey olmamış gibi eve dönüyorsun. Eskiden birini öldürmek isteyenler trafik kazalarını kollardı! Şimdi spor alanlarımız, suç işleme özgürlüğü alanlarına dönüşmeye başladı. Küfreden, sahaya bilmem ne atan adamı yakaladın diyelim. Ne oluyor? Hiç... O zaman derbiyi 3 bin 500 değil 35 bin polisle de izlesen, yine küfredenin, yine adam dövenin yanına kâr kalacak. Bırakın stat içini... Adamlar stada gelirken belediye otobüsüne saldırıyor, stat kapısını kırıyor. Ve tüm bunlar ‘futboldur’ denilip geçiliyor. Oysa ki, bir vatandaş belediye otobüsünün koltuğunu sökse, TCK’da (Türk Ceza Kanunu) karşılığı var, cezayı yersin. Stadın koltuğunu söken taraftara karşı ise bir ceza hukukun yok ki! Tablo ortada: Suç işlemekten korkmayan, suç işlemenin keyfini yaşamak isteyenler statlara doluyor.

Bırakın Göçek’i... Ben yönetsem itiraz ederler!

* Derbinin hakemi Hüseyin Göçek olarak açıklandı, Beşiktaş isyan etti. Başka bir isim olabilir, Fenerbahçe de isyan edebilirdi. Nasıl olacak bu iş?
Bu derbiyi, bugüne kadar hiç maç yönetmemiş Yılmaz Özdil yönetse bile, iki taraftan biri mutlaka itiraz edecekti! Çünkü maç öncesinde hakeme itiraz ederek aslında onu baskı altına alıyorsun. Hüseyin Göçek’e biri itiraz etti, Yılmaz Özdil’e de diğeri ederdi!

Basın toplantısı yap... Maçın çiçek gibi olsun!

* Türkiye’de çok konuşan mı kazanıyor?
Hukuku ‘guguk’ haline getirdiğinde ‘gücü gücü yetene’ oluyor. Kimin sesi daha çok çıkarsa, kim daha fazla bağırırsa onun dediği oluyor. Basın toplantısı düzenleyip hakemlere hakaret ettiğin zaman, o hafta maçın çiçek gibi geçiyor!

* Hakemlerin hiç suçu yok mu?
Bakın, defans oyuncun eliyle oynuyor, naklen penaltı. O takımın bir yöneticisi çıkıp da, “Maç berabere bitti ancak özür dileriz” diyor mu? Demiyor. Kulüplerimiz sadece kendi canları yandığında bağırdığı için gerçekten kusurlu olan hakemlere tam olarak neşter vurulamıyor.

Evde Mahmut ile Yıldırım sokakta ise Başkan olun!

* Modaya uyalım! Türk Futbolu’nu idare edenlere bir kısa mesaj da siz çekebilir misiniz!
- Bir kısa mesaj atılmış, “.bn. mi dedi, ben mi dedi”, herkes bununla ilgileniyor. Aslında işin başka bir tarafı var. Hiç bir kulüp başkanı bir federasyon başkanına, senli-benli, laubali, tehdit içeren ya da sitem eden mesaj atamaz. Çünkü o Yıldırım Demirören, diğeri de Mahmut Özgener değildir aslında. Biri Beşiktaş Kulübü Başkanı, diğeri Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’dır. 20 senelik arkadaşlar, ama o başka, kurumsal ilişkiler başka. Düşünün; bugün Türkiye’nin Başbakanı var, onun da çocukluk arkadaşları var. E, sen çocukluk arkadaşısın diye sinkaf içeren, sitem eden mesaj atma hakkına sahip misin Başbakan’a? Mesajın içeriği doğrudur, yanlıştır, bununla ilgili değilim. Problem şu... Biri diğerine ‘Mahmut’ diyebilir, diğeri ‘Yıldırım’ diyebilir. Nerede? Evlerinde, dost sohbetlerinde. Kurumsal bir nezaketsizlik söz konusu. Ve o mesaj, aslında Beşiktaş Kulübü’nü temsil eder. Başkan’ın teslim etme hakkı var mıdır bir SMS’le? Yoktur!

Adaletsizliğin olduğu yerde suç elbette artar

* Diyarbakır Başkanı ‘yaratık’ dedi, 30 gün ceza aldı, Beşiktaş Başkanı ‘bn’ nedeniyle 15 gün ceza aldı. Acaba ‘argo ceza kanunu’ mu oluşuyor!
- Mesela, bir suç işlediğinde, hakim, TCK çerçevesinde seni yargılayıp cezalandırır. Savcı da TCK gereği bir ceza talep eder. Yani hakim kafasına göre karar veremez, elindeki kitapçıkta ne yazıyorsa, o cetvelden karşılığına bakar ve cevabını verir. Futbolda biz, ‘Spor Hukuku’nu ve Spor Mahkemeleri’ni oluşturmadığımız için, cezalar da keyfi oluyor. İşte birine 30, birine 15 gün veriyorsun, bazen hiç vermiyorsun! Bu da adaletsizliği körüklüyor. Adaletsizliğin olduğu yerde ise doğal olarak suç artıyor.

Şanlıurfa’ya kupa finalini değil, milli takımı götürün

* Kupa finali 5 Mayıs’ta Şanlıurfa’da oynanacak. Yer ve zaman doğru mu sizce?
Urfa’da muhteşem bir stat yapıldı. Süper Lig’de takımı olmayan bu şehrimizin, bu şekilde onurlandırılması ilk bakışta göze hoş geliyor. Ama bana sorarsanız, Şenol Güneş gibi düşünüyorum; Bu final İstanbul’da oynanmalı. Çünkü Olimpiyat Stadı’nda 70-80 bin kişinin geleceğinden eminim. Ayrıca İstanbul, Trabzon için de bir deplasman değil. Şanlıurfa’yı, bu şehrin insanlarını mutlaka onore etmeliyiz, fakat bu maçta değil. Bence bir milli maçı oynatalım orada, daha güzel olmaz mı?

Türkiye, bir futbol ülkesi Asla ‘Olimpiyat’ yapamayız!

* 2016’yı bize verirler mi?

Türkiye’nin problemleri var ama Avrupa Şampiyonası’nı da rahat yaparız. Ben hükümetin ayırdığı tanıtım rakamları, yapılan hazırlıklarla 2016’yı alabileceğimize samimi olarak inandım.

* Afrika’ya güvenip veriyorlarsa, bize de güvenip vermeliler zaten! Öyle değil mi?
Görmüş biri olarak söylüyorum; Güney Afrika ile ilgili yapılan eleştiriler yanlış. Orası, böyle bir organizasyonu çok rahat yapar. Biz hâlâ ‘Afrika’ diyerek aşağılamaya çalışırken, şunu gözden kaçırıyoruz: Bu bizim eksikliğimiz. Toplanan paraları tokatlayarak olimpiyat ile yıllarca zaman kaybettik. Oysa ki Türkiye’nin olimpiyat yapabilmesi mümkün değil. Çünkü olimpiyat yapmak için öncelikle olimpik halk lazım. Olimpiyat yapamayız, ama Avrupa hatta Dünya Kupası düzenleyebiliriz. Çünkü biz futbolseveriz. 1996’da olimpiyat hayaliyle yola çıkacağımıza, Dünya Kupası ile çıksaydık, çoktan başarmıştık.

13 milyon ralliyi bilmez. 900 bin kişi de küfreder!

* İstanbul’un trafiği malum. Bunun üzerine bir de bisiklet, ralli düzenliyoruz. Felç oldu koca şehir!
Biz bir organizasyonu sadece İstanbul’da yaparsak Dünya’ya duyurabileceğimizi düşünüyoruz. Fakat şu bir gerçek: İstanbul’da 14 milyon insan yaşıyorsa, 13 milyon kişinin ne ralliden ne bisikletten haberi vardır. Haberi olan 1 milyon kişinin de, 900 bini küfür ediyordur trafik yüzünden. Sabah kalkar kalkmaz çocuğumuza tembihliyoruz: “15.00’ten önce evde ol...” Sınava hazırlanan çocuklar, dershanelerini iptal etmek zorunda kaldılar. Çünkü dershaneye gitseler, evlerine dönemeyecekler! Amerikalılar’ın dünyası New York eksenlidir ya, bizde de hep İstanbul... Urfa’ya bir iş götüreceksek, neden ralli olmasın? Ya da Aydın’da ralli olmaz mı abi! Kırşehir’de ya da Ürgüp’te bisiklet turu yaparsak, Türkiye’yi tanıtmış olmayacak mıyız?

3
YORUM YAZ

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.