ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM


YAZARLAR

Sınıfta kaldınız!

13.12.2005

A Kategorisi bu hafta sporun ruhuna yakışmayacak birçok olaya sahne oldu. Bu çirkin görüntülerin arkasında yönetimlerin, teknik heyetlerin, futbolcuların ve hakemlerin, yani herkesin payı var. Hoşgörü günden güne yok oluyor...

Sonunda olacağı buydu. Aylardır kendimizi yırtıyoruz ama kimseye anlatamadık. Sonuçta Türk futbolu sonsuz bir hızla uçuruma gidiyor. Pazar gecesi televizyonlarından spor programlarını izleyenler, Sivas’taki tribünlerin maç sonrası kargaşasını izledi. Daha sonra 2. lig A kategorisinden gelen bölgesel kanalların gönderdiği, objektifliği tartışılır görüntüler izlendi. Niye “objektifliği tartışılır” diyorum. Çünkü artık her kentte en az iki veya üç yerel kanal var. Görüntüyü gönderenlerin, kulübe yakınlığına veya uzaklığına göre çarpıtma ihtimali yüksek. Ben bunları yazarken bir çok yeri dolaşmış birisi olarak söylüyorum. Yani farazi yorumlar değil. Ayrıca diğer bir boyut da başarısız yönetimler, başarısız teknik direktörler ve başarısız futbolcuların, dikkati başka yöne çekme konusunda iyice profesyonelleşmeleri. Kardeşim sen adamın parasını vermiyorsun, sözünde durmuyorsun, ondan sonra alınan kötü sonucu direkt hakemlere yüklüyorsun. Futbolcu hafta içi kendine bakmıyor, maçta çok önemli hatalar yapıyor, takımına gol yediriyor ya da boş kaleye topu vuramıyor, maç bitiminde yüklen hakemlere... Evet bu madalyonun bir yüzü. Gelelim hakem kanadına; MHK Başkanı Ufuk Özerten’in basma kalıp sözcüklerden oluşan söylemlerini kanıksadık. “Çocuklar aslan gibi hepsinin arkasındayım” şeklindeki mutad demeçlerini her pazartesi duyuyoruz. Ama şu bir gerçek ki, hiç kimse masum değil. Bakın bu hakem atamaları konusunda uzun süredir şikayetler alıyordum, ama yine de “önyargılı olmayalım” deyip, işi zamana bırakmayı yeğledim. Ancak 16. hafta bitti ve yer yerinden oynadı. Bütün bu atamaların, Oğuz Sarvan tarafından yapıldığı söyleniyor. Sarvan’ın niyetinin ne olduğunu bilemem ama atamalar konusunda başarısız olduğu bir gerçek. Şimdi bana kimse bir takım talimatlar ve eyyamcı açıklamalar yapmasın. Bunlara kendilerinin bile inanmadığını biliyorum. Siz Türkiye gerçeğine göre hareket etmek zorundasınız. Çünkü geçmişten defo yüklü bir hakem kitlesiyle Türk futbolu idare ediliyor. Önceki alışkanlıklarını atamayan insanlar, hala bir maça atandığı zaman bunun ne anlama geldiği biliyor. O nedenle Sarvan’ın başarızılığının altında yatan en büyük gerçek; bu faktörleri gözönüne almamasıdır. Şimdi soruyorum, “Talimatlara uygun da olsa, Elazığspor-Uşakspor maçına Manisa bölgesinden hakem atanır mı!” Coğrafi olarak Uşak ile Manisa iki komşu kent. Çağatay Şahan’ın ismi açıklandığı an Elazığ kamuoyu ister istemez bir önyargı içine girmiş. Bir de buna 90 dakika içinde verilen bolca sarı ve kırmızı kartları ekleyin ve sonunda yarattığınız bu kaosun içinden nasıl çıkılır, düşünün. Niye bu genç çocukları ateşe atıyorsunuz? Eğer bir hesabınız varsa, başka yolları deneyin. Zaten patlamaya hazır bir dinamit gibi maça gelen seyirciyi tetiklemenin, kime ne yararı var? Ancak şu konunun altını çizmek istiyorum. Bu demek değil ki, sarı ve kırmızı kartını sınırlı bir şekilde kullansın. Kesinlikle hayır! Eğer gerekirse ve doğru bir kararsa, kullansın. Önemli olan bunları yaparken içi rahat mı! Bakın hedef göstermek için yazmıyorum. Çünkü Altay takımı hakemlerden çok darbe yemiş ve bu yüzden küme düşmüş bir takım. Ama Altay’ın son 3 maçına bakın, dışarda Çanakkale, içeride Mardin ve son olarak Mersin deplasmanı... Bu üç maçta da Altay’ın rakipleri veryansın ediyor. Bakın, kimseyi aptal yerine koymayın. Benim her zaman, “maçlar televizyondan yayınlansın” diye tutturmamın sebebi bu... Eğer bu maçlar adam gibi yayınlansa, herkes istediği kadar konuşsun, biz gördüğümüze inanırız. Ama başta da söylediğim gibi, kötü yöneten, kötü taktik veren ve kötü oynayanın, suçu üstünden atmasının en kolay yolu; dikkatleri başka yöne çekmektir. Bizler de eldeki bu verilerlerden yola çıkarak, bir takım parçaları birleştirip, sonuçlar çıkartmaya uğraşıyoruz. Artık ilk yarınının son haftasına geldik. İkinci yarı maçlar yayınlanmazsa, şimdiden söylüyorum; kan gövdeyi götürür. Bunun altından ne Ufuk Özerten ne de Oğuz Sarvan kalkar. Kimse bölgecilik yapmasın. Kimse Türk futbolunu, kişisel hesaplaşmaları için kullanmasın. Ayrıca herkes mazisine bakıp, kendisiyle yüzleşsin. Bugün ağlayanlar, geçmişte aynı yolları denediklerini hatırlasın. Açıkcası; ne ekersen onu biçersin. Şunu herkesin bilmesini isterim. Türkiye liglerinde hakemlerden şikayet eden bir çok takım, bu hakemlerle büyük başarılar yakaladı! O zamanlar da, bir çok takımın mağduriyet yaşadığına hepimiz tanığız. Ki o mağduriyetlerden en büyüğünü başta da söylediğim gibi yaşayanlardan biri Altay’dır. Diyarbakırspor-Altay maçı hala aynı canlılığıyla gözlerimin önündedir. Bugün o maçı yaşayan futbolcu, yönetici ve teknik direktörler hayatta. Önceki yıl İzmirspor’un küme düştüğü Mersin İdman Yurdu-İzmirspor maçı, hala belleğimde tüm tazeliğiyle duruyor. İzmir’deki Karşıyaka-Göztepe maçı ve kaybolan hayatlar... Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Öncelikle herkes kendi kapısının önünü temizlesin, ondan sonra da delikanlı gibi tepkisini koysun. Ben buradan canı çok yanan Anadolu kulüplerine bir öneride bulunmak istiyorum. Önümüzdeki 2006 Ocak ayında Federasyon seçimleri var. Şimdilik bir çalışma olduğunu biliyorum. Ama bunu daha somut hale getirip, bir güç oluştursunlar. Yeni seçilecek başkanın 3 büyüklerin değil, Türk futbolunun başkanı olmasını istiyorlarsa, birlik olup, ortak bir aday üzerinde birleşsinler. Bence oluşacak bir Anadolu İttifakı, gelecekte seslerini daha gür duyuracaktır. Bursaspor-Dardanelspor Haftanın sürprizi Bursa’dan geldi. Timsahlar erken golle öne geçince, maçın bittiğini sandı. “Rakip nasıl olsa puan cetvelinde son sırada.” diyen Yeşil-Beyazlılar, 90. dakikada yedikleri şok golle sadece Bursa’yı değil tüm Türkiye’yi şaşırttılar. Tek farklı galibiyet, bir kaza kurşunuyla güme gitti. Ancak bu bir puan, Dardanel adına gelecek için umut ışığı olabilir. Antalyaspor-Sakaryaspor Evsahibi ekip mutlak kazanmak zorunda olduğu 90 dakikadan mutlu ayrıldı. Antalyaspor, Sakaryaspor karşısında ilk golü yiyip, yenik duruma düşmesine rağmen çabuk toparladı. Her zaman söylüyorum, Antalya forvetleri çalışırsa, Antalyaspor kazanır, eğer suskunlarsa, işleri çok zor. Pazar gecesi Coşkun ve Taner ikilisi işbaşındaydı ve ev sahibi ekip kazandı. Ben bu maçla ilgili yorumu bir kenara bırakıp, Antalyaspor’u ve taraftarını kutlamak istiyorum. Gerçekten de çok kritik maçlar oynamalarına rağmen, hiç bir zaman çirkinlik içine girmediler. Demek ki Antalya bazı şeyleri aşmış ve hazmetmiş. Mersin İdman Yurdu-Altay Levent Eriş’in hafta içi istifasıyla biraz da endişeli halde Mersin’e giden Altay, uzatma dakikalarında attığı golle beraberliği kurtardı. Alt sıralardan kurtulmaya çalışan Mersin İdman Yurdu, 3 puana çok yaklaşmasına rağmen son saniyede Çetin’in golüne engel olamadı ve adeta yıkıldı. Altay’ın bir an evvel toparlanıp, teknik direktörünü belirlemesi ve de devre arasını çok iyi değerlendirmesi gerekir. Çünkü oldukça kaliteli bir kadroları var ama alternatif oyuncu azlığı bellerini büküyor. Bunun da çaresi transferden geçer. İstanbul Belediye-Kocaelispor Sezon başında gol atmakta zorlanan Kocaelispor, tecrübeli Orhan’ın takıma katılmasıyla rahatladı. Usta krampon, İstanbul Belediye filelerine 3 gol atmasına rağmen, takımı sahadan beraberlikle ayrıldı. Son 6 haftada 4 galibiyet iki beraberlik alan Körfez ekibi, yine kaçan iki puana yanıyor. İstanbul Belediye ise, zorlu bir maçta, evinde yenik durumdan beraberliği kurtardı ve buruk bir sevinç yaşadı, diyebiliriz. Sebatspor-İstanbulspor A kategorisinin genç ekibi haftanın sürprizlerinden birine imza atıyordu. İstanbulspor gibi tecrübeli bir rakip karşısında oyunu uzun süre önde götüren Karadeniz ekibi, yediği tek golle sahadan 1-1’lik beraberlikle ayrıldı. İstanbulspor deplasmanda oynamasına rağmen, hedefi olan 3 puanın sadece birini aldı. Elazığspor-Uşakspor Bu maç öncesi oynadığı son 4 deplasmandan 3 galibiyet bir yenilgi alan Uşakspor, Elazığ’da altın buldu. Aşigolar, zorlu bir dış saha maçından 3 puan alarak, orta sıralardaki yerini sağlamlaştırdı. Elazığspor ise; yense, büyük bir avanataj sağlayacağı 90 dakikadan puansız ayrılarak, hesaplarını alt üst etti. Mardinspor-Orduspor İki takım da yükselişteydi. Benim de maç öncesi sonucunu en çok merak ettiğim 90 dakikalardan biriydi. Açıkcası tahmin yapmak zordu. Nitekim öyle de oldu. Öne geçen Orduspor, Ali Öztürk’ün golüne engel olamayınca, sahadan galip çıkan olmadı. Karşıyaka-Türk Telekom Ev sahibi ekibe 3 kırmızı kartın çıktığı maçın kaderi 90. dakika penaltısıyla belirlendi. Hafta içi yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen, zorlu rakibi karşısında öne geçmeyi başaran Karşıyaka, olaylı penaltı golüyle bu haftayı da bir puanla kapattı. Yozgatspor-Gaziantep Belediye Yozgatspor evindeki sıkıntılı günlerinden biri daha yaşadı. Genç rakibi karşısında yenik duruma düşen Kırmızı-Siyahlılar, beraberliği yakaladı ama çok istediği 3 puana ulaşamadı.

0 YORUM