Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

05 Aralık 2016 Pazartesi
Kazanmanın ötesinde

Beşiktaş’ta gündem yoğun. Herkesin dilinde aynı kelime var: Kazanmak. Futbol takımı, ligde zirveye yakın durmak, kupada var olmak için sadece kazanmayı düşünüyor.

27 Ocak 2007, Cumartesi Yorum Yaz
A+ A-

Diğer yanda, seçimde tek aday olan Demirören. Gerçi Demirören kaybedeni olmayan bir yarış içinde ama O; tüm camianın kazanmasına onay vereceği kongre istiyor. Takımı başarılı olsun; kongre, borçlar, tesisler, amatörler konuşulmaz. Ligdeki puan farkı önemli değil. Elbette kapanabilir cinsten. Ancak Beşiktaş cephesine bakınca, endişe de yok değil. Beşiktaş istikrarsız. Bu takım üstüste 5 maç kazansın, ligin tozunu atar. Ama kazanır mı derseniz, ‘evet’ de diyemem, ‘hayır’ da. Nedenlerine gelince... Teknik heyet ile, yönetim ve oyuncular arasındaki kopukluk iyice ortaya çıktı. Kleberson kafa olarak Beşiktaş’tan ayrılmış. Nobre için, “Gol makinesi diye aldık, çamaşır makinesi çıktı!” yakıştırmaları yapılıyor. Sakatlıklar, yanlış mevkii ve oyuncu seçimleri, istikrarsızlıkta büyük etken. Bütün bunlara rağmen değişmeyen ve istikrar abidesi haline gelen tek organ var: Taraftar. Yarın lig, çarşamba günü kupada oynanacak olan Vestel maçları önemli. Yeni yönetimle birlikte, ikinci devre beklentiler de büyük. Bu iki maç kayıpsız geçilirse, en azından moral motivasyon olarak bir silkinme olur. Kartal’ın buna çok ihtiyacı var. Ben yapmazdım, ya siz?.. Yönetimde olmak, her kongre üyesinin gönlünde. Ama 15 bine yaklaşan üye pörtföyünde, beklentiler 12’si asil olmak üzere 18 kişinin seçilmiş, üstünde tartışılmaz isimler olması. Bu da bir istişare kurulunun belirleyeceği, mesela 100 kişilik bir gruptan seçilip, kendilerine önerilmesiydi. Ama bakın liste nasıl oluştu. Başta Levent Erdoğan olmak üzere, Ertunç Soğancıoğlu, Kenan Öner, Hüseyin Yücel, Ertuğrul Kumcuoğlu, Celal Kolat ve Gülnaz Arsel’e kimsenin lafı yok. Yönetimde yer almak için, araya emekli paşalar, siyasiler, bürokratlar, devletin özel birimleri, eski başkan ve yöneticiler, belediye başkanları ve bunlara onlarcasını ekleyeceğimiz kişileri başkana arattırmazdım. Hele hele daha önce kulübün storelarına zararına mal satıp (!), şimdi başına geçmek için arkamdaki grubu kullanmazdım. Arkamı babamın ününe, gücüne yaslayıp kulis de yapmazdım. Süleyman Seba’nın kovduğu koltuğa bir daha dönüp bakma yerine, aynaya bakardım. Başkana hakaret edip, sonra ‘U’ dönüşüne girmezdim. Kısacası; sırf koltuk dolsun diye kendimi üç paralık edip listeye girme yerine, olursa teklif beklerdim. Ya siz?.. Şunu da hemen belirtelim, daha önce özenle seçilmiş yöneticiler ne yaptı, neden kaçtı derseniz, özür dilerim ama buna da cevap veremem. NOT: Almanya’da kongre üyesi Bülent Çağlar’ın da içinde yer aldığı olayı aynen nakletmiştim. Konu yargıya intikal ettiği için, üstünde durmadım. Sayın Çağlar sahibi olduğu gazetede döktürmüş! Çok aradım, hayal ürünü olarak nitelediği yazım için Bağcılar Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığı şikayetin, ifademin alınmasına dahi gerek görülmeden ‘takipsizlik’ kararı verildiğini göremedim. Son sözü yüce yargı söyledi. Fazla lafa gerek yok.