Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

27 Temmuz 2017 Perşembe
Kartal yol ayrımında

Yıllardır Beşiktaş’ı yakından takip eden yazarımız Orhan Yıldırım, Beşiktaş’ın geleceğini mercek altına aldı

16 Ocak 2006, Pazartesi Yorum Yaz
A+ A-

Tigana’nın teşhisleri yerinde. Fizik kondisyonu en üst seviyeye çıkardı. Her oyuncuya eşit mesafede. Ekibi ile sürekli konuşuyor. Futbolla yatıp, futbolla kalkıyor İkinci yarıya nasıl başlarlarsa takım öyle gider. Burada iş futbolculara düşüyor. Aşılmayacak cinsten olmayan sorunları çözüp, ligi ikinci sırada bitirmeyi hedeflemeliler Eğer bu istikrar gelirse, Beşiktaş ikinci devre yılın sürprizlerine birer birer imza atar. Tersi olursa, iş öyle boyutlara uzanır ki, Tigana ve yönetim sezon sonunu bile getiremeyebilir Beşiktaş’ın ikinci yarı öncesi son durumuna ışık tutabilmek için sezon başına dönmekte yarar var. Rıza Çalımbay yönetiminde Avusturya’da başlayıp, Almanya’da biten kamp sonrası yaptığımız değerlendirme özetle şöyleydi; Beşiktaş, kafa olarak lige hazır. Ancak başta yabancılar olmak üzere, diğer yeni transfer edilen oyuncuların uyumu ile teknik heyetin uygulayacağı sistem, daha doğrusu oyuncuya dayalı sistemsizliği ortadan kaldırma çalışması şampiyonluk kapısının anahtarı olacak. Bir de son yıllarda yaşanan sakatlıkları da unutmamak lazım. Ayrıca oyuncuların güvenini yeniden kazanmak ve bundan da önemlisi kaybedilen şampiyonluk sonrası takım ile tribün balansının ayarı gözardı edilmemeli... Bunların sonuçlarını ilk devrede hep birlikte gördük. Şimdi konumuza dönelim. Yani Beşiktaş’ın ikinci yarı öncesi son durumuna.. Tigana cesur değil! Jean Tigana iki ayrı adam! Elbette olumlu yönleri kadar olmasa da, olumsuz yönleri de yok değil. Fransız ekolünü Beşiktaş’ta uygulamaya sokan Tigana’nın teşhisleri yerinde. Öncelikli olarak taban yapan fizik kondisyonu tavana çıkarmak üzere. Her oyuncuya eşit mesafede. Ekibi ile sürekli konuşuyor. Futbolla yatıp, futbolla kalkıyor desek abartmış olmayız. Takıma alışık olmadığımız çalışmalar yaptırıyor. Yan top, hız, dayanıklılık, duran top, adam eksiltme gibi. A’dan Z’ye yaptırmadığı taktik çalışma bırakmıyor. Sanki futbola yeni başlayan çocukları eğitir gibi “eğitmen” rolünde. Ancak bunu yaparken de kimseyi sıkmıyor. Fransız hocanın artıları çok. Ancak, biraz da aynaya tersten bakalım. Kampta gördüğümüzü bir kez daha tekrarlamakta yarar var. İdman esnasında, yardımcıları, tercümanlar, kulüp doktoru ve malzemecilerle topu üst direğe nişanlama yarışı içinde. Anlaşılan Ronaldinho’nun reklam filminden ekip olarak etkilenmiş olmalı! Bu durumu yan gözle izleyen oyuncular, yine insiyatifi ele geçirmek için imkan buldular aslında. Tigana aynı zamanda gerektiği kadar cesur değil. Galatasaray ve Trabzonspor maçlarında takımı savunma ağırlıklı oynattı. Sergen, Tümer ve Okan gibi ofansa yönelik oyuncuları kullanamadı. Maçı kenardan iyi okuyamayıp, değişiklik ve önlem paketlerini anında devreye sokamadı. Bunun en büyük sebebi, Beşiktaş ve rakipleri tanımaması. Çünkü bu konuda kimseye tek kelime sormadı. Tek bildiği, Fatih Terim ile yaptığı kısa telefon görüşmeleri, o kadar. Çok önem verdiğini söylediği gençlere, hazırlık maçlarında yeterince şans tanıma cesaretini ortaya koyamadı. Oysa transferde genç ama geleceğe yönelme fikirleri ile çeliştiler. Top oyuncularda Teknik heyet, İstanbul ve Antalya’da geçirilen hazırlık döneminde felsefesini, sistemini ve geleceğe yönelik planlarını takıma vermiş gibi duruyor. Artık bundan sonrası oyuncuların kafa ve ayaklarında. İşte burada durum başka bir boyut kazanıyor. Çünkü, kadrodaki kilit isimlerin kafası rahat değil. Ailton’un, gidip kalma arasındaki bocalaması futbolunun önüne geçti. Tümer, bugün takım bulsa Avrupa’ya uçacak. Cordoba, sezon sonu gönderilecek söylentileri arasında güvensiz. Sergen oynasa da, oynamasa da hep gündemde. İbrahim Akın, zorunlu olarak santrfor oynatılmanın yükünü kaldıramadı. Kleberson, zamanla takıma uyup ilk haftalardaki gibi öne çıkamama sıkıntısında. Banko olarak görülen, Koray, Okan, İbrahim Üzülmez istikrar peşinde. Gökhan ve Ahmet Dursun sakatlık kaosu yaşıyor.. Hele bir de yan ve duran toplardan gol yeme hastalığı var ki... Bu tip sorunlara daha birçok benzerini ekleyebiliriz. Fakat bütün bunlara baktığımızda aşılamayacak cinsten olmadığı da aşikar. Mehmet Ekşi’ye burada büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Ve elbette ödemelerde iyi bir denge kurulması da gerekiyor. Başladığı gibi gider... İkinci yarı öncesi Beşiktaş toplam üç hazırlık maçı oynadı. Werder Bremen, Galatasaray ve Rus temsilcisi Sovetov ile yapılan karşılaşmalar elbette bir ölçü değil. Ama Kartal, bu maçlarda değişimi ne kadar kısa sürede ve az sarsıntı ile atlattığını göstermiş oldu. Beşiktaş’ın ikinci yarı itibari ile en büyük hedefi Türkiye Kupası. Bununla birlikte ligi de boşlamış değiller. Hedef, sezon sonu ikincilik koltuğuna oturmak olmalı. Şampiyon olunan 100. yılda takım içindeki sorunlar, şu ankinden az değildi, hatta daha da fazlaydı! Ancak başarının olduğu yerde herşey sümen altı ediliyor. Bu açıdan baktığımızda hafta sonu start alacak ligde; Erciyes önünde alınacak bir galibiyet, yukarıda saydığımız ve sayamadığımız tüm olumsuzlukları unutturur. Tabii, galibiyet serisi ve istikrarın devamı koşuluyla.. Herşeye açık Eğer beklenen bu galibiyet ve istikrar gelirse, ki daha ağır basıyor, Beşiktaş ikinci devre yılın sürprizlerine birer birer imza atar. Yok aksi olursa, bu kez tam tersi olaylar yaşanır. Hatta iş öyle boyutlara uzanır ki, Tigana, sezonun bitmesini, yönetim de olağan kongrenin yapılacağı 2007’nin ocak ayını bekleyemez hallere düşebilir Taraftar adımını attı Bu iki ve birbirine zıt senaryo içinde en büyük rol taraftara düşüyordu. Takım ile tribünlerin arasında buzdan dağlar vardı. Ancak Rus ekibi ile yapılan maç öncesi, tüm oyunculara uzatılan barış çubuğu aynı samimiyetle geri dönünce senaryonun içeriği olumlu yöne kaydı. Futbolun profesyonellere bırakılması ise Başkan Demirören ve yönetiminin en cesur ve başarıya giden yolda atılan dev adımdı. Geriye kalan; Beşiktaş’ın her zaman en büyük rakibi olan iç çekişmeler. Bunu da futboldan gelecek başarı yok edecektir. İkinci yarı alınacak, ya da kaybedilecek başarı sadece, bu dönemle sınırlı değil. Kulübün geleceğini de ‘ipotek’ altına almış olacak. İşin özü şu; asırlık çınar, yüzyılın belki de en önemli yol ayrımı öncesinde kaderini sadece futboldaki durumu ile çizmek mecburiyetinde..