Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

03 Aralık 2016 Cumartesi
Konya'nın tarihini değiştiren adam

İyi niyetli bir yönetim, takımına yeniden dört elle sarılan bir şehir, dev takımları hayran edecek 42 bin kişilik atmosfere sahip yepyeni bir mabed... Konya’da devrim için eksik olan tek şey gerçekçi bir futbol aklıydı. Bunu da bu coğrafyada hayata geçirebilecek kişi Aykut Kocaman’dan başkası olamazdı. Tarih yazmak onun işi...

30 Kasım 2016, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Transfer yasaklı, borç batağındaki günlerden Ahmet Şan ve ekibinin özverisiyle kurtulan Konyaspor, yeniden Süper Lig’e geri döndüğünde artık bir şeylerin değişmesi gerekiyordu tekrar eski kabusların yaşanmaması için. Yeni stat aslında bu değişimin öncüsü oldu. Konya’daki futbol aşkını alevlendirmek için birleştiriciydi, ama bir şeyler eksikti. Mali yapı düzeldi, borçlar eridi, taraftarın beklentisi de yükseldi. İhtiyaç olan ise kuşkusuz gerçekçi bir futbol aklıydı. Aranan isim Aykut Kocaman’dan başkası olamazdı. Fenerbahçe’deki başarılarıyla kariyerinde yaptığı zirve bir yana, kulüp tarihinin geçirdiği en buhran dolu dönemde gösterdiği duruş ve üstlendiği ‘yöneticilik’ vasfıyla sadece taktiksel değil, zihinsel olarak da çok değerli bir hayat tecrübesi edinen deneyimli hoca yalnız Yeşil- Beyazlılar’ın masaya koyduğu sözleşmeyi değil, aslında bir şehrin kaderinin de dönüm noktasına imza atmıştı. Başarılı teknik adam tanımı açıktır futbolda. Düşünmek, düşündüğünü anlatmak ve anlattığını sahaya yansıtmak... Olması gerekendir aslında bu, fakat ülkemiz şartlarındaki teknik direktörler için ‘erdem’ olarak kabul edilir. Ve bu erdem, Aykut Kocaman’la birlikte Konyaspor’un da altın çağının anahtarıydı.

‘Sabır ve mütevazılık!’

Hleb, Djalma, Torje, Marica gibi taraftarın gözüne şirin görünen, fakat oyun planına, gelişim adımlarına ters düşen yüksek maliyetli isimlerle tek tek yollar ayrıldı. Sahanın her yerinde savunan, önce boyuna sonra enine kısalan bir takım görüntüsüyle çağın futbol gereklerini ortaya koyarak adım adım büyüyen bir oyuncu grubu oluştu. Anadolu’da rekorlar kıran bir taraftar kitlesinin önünde bunu gerçekletirebilmek kolay değildi elbette. Yeri geldi daha ligin başında ıslıklandı. Yeri geldi, iç sahada farklı yenildi, istifaya davet edildi. Ancak ne düşündüğünden ne de konuştuğundan vazgeçti. Oyuncularına futbolu yeniden nakış gibi işlerken, şehre de sabretmeyi öğretti. Mütevazılıkla birleşen çalışma azminin karşısında hayatta imkansız birşey olmadığını da gösterdi.

‘Gerçekçilik ve adalet’

Nitekim 19 maçlık çok uzun bir yenilmezlik serisiyle taçlanan Süper Lig üçüncülüğü tarihte ilk kez şu manşetleri yazdıracaktı gazetelere: Bekle Avrupa, Konyaspor geliyor... Bu gurur Kocaman ve ekibine sonsuz bir güven tanısa da, yine de, ‘Yıldız’ yaftalı transfer haberleri taraftarın ve yönetimin ruhunu okşuyordu. Ama Kocaman’ın mantalitesi değişmedi. Bu iş temelinde bir oyun olsa da, o gerçekçilik ve adalet kavramlarından ödün vermedi. “Bu şehre başarıyı bu çocuklar yaşattı. Şimdi Avrupa’da oynamak, bu tecrübeyi tatmak en başta onların hakkı. Evinizde iç huzuru sağlayamazsanız, dışarıda mutlu olmazsınız” diyerek ikna ediyordu dünya yıldızlarını o müthiş statta görmek isteyen camiayı.

Devrim büyüyecek

Haklıydı da... Shakhktar gibi grubun değil, finalin favorisi bir takımın yer aldığı, Braga gibi adını hep finallerde duyduğumuz bir ekibin aynı hedefle katıldığı, Gent gibi futbol ekolü oturmuş bir şehrin bulunduğu grupta; daha ilk adımlarını atan bir çocuğun böbürlenmesi; büyük çabalarla üst üste kurulan tuğlaların altına dinamit koymaktan başka birşey getirmezdi bu takıma. Evet Holmen ve Traore gibi bireysel katkıları üst düzey oyuncuların yokluğu hâlâ hissediliyor ve doldurulması gerekiyor. Ancak şu bilinmeli ki Konya’daki futbol devrimi, bu futbol aklıyla önce sezonun ikinci yarısına, sonra da ikinci kez katılacağı Avrupa Ligi’ne damga vurmaya aday.