ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Tuzla sahili

25.10.2004

İstanbul’un istiridye cazibesindeki nadir güzelliklerinden biri Tuzla sahili... Pendik’ten hemen sonra gözünüze çarpan tersaneler, dev vinç ve hurdalar yanıltmasın sizi. Onların hemen ardında harikulade bir sahil şeridi var. Tuzla Belediyesi ve yöre sakinlerinin de elele bu güzellikleri sağladığını söylemeliyim. Belediye yapmaz, vatandaş korumazsa, o beldede doğru sonuç da zaten alınmaz. Tuzla Belediyespor’un amatör kümedeki tatsız futbol sonuçlarından başka şikayetçi olabileceğim birşey yok gibi.

Sahilde yemyeşil bitkiler arasına serpiştirilmiş cafeler, oturma mekanları, spor alanları ve yürüme kulvarı var. Manzara harika, üstelik mis gibi deniz havası da caba. Çok programlı ve devamlı olmasa da yürüyüşe giderim sahile. Zaman dilimleri farklı saatler olunca değişik jenerasyonlarla karşılaşmak olası... Dikkatimi çeken ne? Arkadaş, dost ya da iki sevgili dolaşır, kimi zaman otururken birbirinin yüzüne bakmaktan olabildiğince kaçınmakta. Bakışlar hep yere doğru sabitlenmiş. Her hareket müthiş kontrollü ve baskı altında, belli. Adeta doğal özgürlüklerine gem vurmuşlar. Oysa birbirlerinin yüzüne baksalar, gözlerindeki anlamı paylaşıp içlerinden geçeni açık açık, dosdoğru birbirlerine anlatsalar, ya geleceğe dönük çok sağlam temeller atacak, ya da açılmak üzere olduklarını zannettikleri mutluluk denizinde düş kırıklıkları yaşamayacaklar. Aslında herşey öylesine kolay ki... Dostluktan, sevgiden utanmak mümkün mü? Düşünce ırmağından taşanları yerdeki sabit noktaya kilitlemektense paylaşmak, doğruyu ya da yanlışları bulmak ve gelecekte hayatı allak bullak edebilecek kötü olasılıkları henüz fırsat varken sonlamak. Gençken ben de aklımdan geçenleri yere doğru mıhlar, boğulur kalırdım. Yoğun düş kırıklıkları ve hatalara neden mahkum ederdim kendimi? Benimki geç kalan bir pişmanlık. Ama aradan neredeyse 40 yıl geçmiş ve bakıyorum; toplumun büyük kesimi aynı tarz davranmakta. Özellikle de biz taşra kökenlilere özgü bir yapı bu galiba. Denizlispor, Ankaragücü, Gençlerbirliği ve Mili Takım Teknik Direktörlüğü yolunda her türlü bilimsel ve çağdaş doğruya imza atan E.Y.’nin de aynı problemi yaşadığı ve yere sabitlediği bakışlarıyla hep başbaşa kaldığı düşüncesindeyim. Doğru veya yanlış, aklından geçenleri yola çıktıklarıyla doğru anlamda paylaşarak değil, bakışlarıyla yerdeki sabit nokta arasındaki hatta oluşturduklarıyla kendi dünyasını kuruyor... Ama olmuyor! Çünkü yapılanlar sadece iki kişiyi değil, çok büyük bir toplumu, hatta Türkiye’yi ilgilendiriyor. E.Y. aynen Denizli, Ankaragücü ve Gençlerbirliği’nde yapamadıklarını şu anda bulunduğu konumda da yapamayacak gibi. Acaba olan biten, ‘taşralılık defosu’ dedikleri şey mi?

0 YORUM