ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM




Daha iyi bir görüntü için telefon çevirin!

YAZARLAR

Galatasaraylı olmak!

25.01.2006

Nur içinde yatsın, Torik Necmi’nin hediye ettiği Sarı-Kırmızı gravat! ‘Bu ne?’ diye sordum. Necmi amca, ‘Galatasaray gravatı’ dedi. O eşşsiz formayı giymiş, lisesini bitirmiş Necmi Erdoğdu henüz 5 yaşında bir çocuğun bilincine ‘Galatasaraylı olmak, ne demektir’ anlayışını yerleştirmişti.

Galatasaraylı olmak kültürlü, bilgili, özenli, centilmen, örnek ve her haliyle şık kulübü temsil etmekti. Giyiminizde olduğu gibi, düşünce ve davranışlarınızda da şık olmak zorundaydınız. Aksi halde camia sizi dışlar, izinizi dahi siler, hiç anlamazsınız ne olduğunuzu. Haydarpaşa Lisesi öğrencisiyken, İstiklal Caddesi’ndeki okulun önünden geçerken önümü iliklemek zorunda hissederdim kendimi. Daha sonra başka dostlarımın da aynı duyguları paylaştığını ve farklı davranmadığını öğrendim, özel sohbetlerimizde. Torik Necmi, Kova Osman, Baba Özer, babamın çok yakın arkadaşlarıydı. Adapazarı’ndaki evimize konuk olduklarında bu ekibe Adil Pehlivan (Atan), İrfan Pehlivan (Atan), Saraç Orhan (Düzce), İzmitli Necmi Pehlivan (Yıldız), Şevki Pehlivan (Kocatepe) katılır, doyumsuz sohbetlerle donanmış sofralar, sabahın erken saatlerine kadar sürerdi. Zamanın en ünlü güreş şampiyonları, eski futbolcuları, basketbolcu Baba Özer... Herşeyiyle şık adamlardı. Bembeyaz Martino gömlekleri, özenle dikilmiş takım elbiseleri, halleri-tavırları. Hepsine Yüce Rabbim’den rahmet olsun. Centilmen, ünlü ve kabadayı oğlu kabadayı bu insanlar ‘Helva’ demeyi de ‘Halva’ demeyi de iyi bilirlerdi. Alemin kralını da. Ama yerinde ve zamanında... Yaşamları boyunca dişlerini hiç kimseye saydırmayıp, daima dik durdular. Hatta hayatları pahasına. Laz Şevki ve Saraç Orhan’ı unutmak mümkün mü? Zaman geçti, kabadayılar azaldıkça, külhanbeyleri çoğaldı. ‘Aaaah nerde o günler?’ diyenlerden biriyim ben, şimdi olan bitene şahit oldukça... Konya’da genç Aydın’ın attığı şahane gol ve son dakikada gelen üç puanın sevincini doyasıya yaşayamadı Galatasaraylılar. Yalçın’ın talihsizliği de zaten bir başka üzüntü vesilesi değil mi? Taraftar deyince ne anlarsınız? İyi günde, kötü günde beraber olan. Gönül verdiği renklere destek olmaktan başka amacı olmayan. Kulübünü en mükemmel şekilde temsil eden. Tek çıkarı taraf olduğu sporcuların namusuyla kazandığı, zaferlere ortak olmak olan insanlar topluluğu... Öyle mi peki! Hayır. Kulüp içinde bir güç olduğunu kabullendirmeye çalışan. Vermeyi değil, almayı planlayan ve taraftarlığı rant kapısı yapanlar türedi. Yalnızlar mı? Olur mu, onları besleyen ve bu hale getiren yöneticiler de var elbette. ‘El salla Abüziddin abi el salla’ rezilliğine prim veren, bu uğurda etik değerleri yerlebir eden, kulübü kullanan yöneticiler. Bumerang gün gelir mutlaka döner onlara da çarpar, ama akıllanmazlar. El altından, el üstünden beslerler, sözde taraftarları. Galatasaraylı olmak, Galatasaray futbolcusuna vurmak değildir. Ay-Yıldızlı ve Sarı-Kırmızılı formayı giyme şerefine ermiş, ülkemi onuruyla temsil eden sporculara darp hakkı hiç kimsede olamaz. Olmamalı. Bu realite tüm kulüplerdeki ve branşlardaki sporcularımız için vazgeçilmez temel ilke olmalı. Tribün lideri olduğunu iddia edenler de, böyle yanlış modelleri aralarında barındırmamalı, tutmamalı... Galatasaraylı olmak Sarı-Kırmızı giymek ve sadece bağırmak değildir. Başka değerler de gerek...

0 YORUM