Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
ABD ve futbol!

Yarın Berlin’e gidiyorum ama bu kez trenle. Araba kullanmaktan gerçekten acayip yoruluyoruz. Finalin oynanacağı Alman kentine, finalde görmeyi umduğum takımı izlemek için gideceğim. Umarım Brezilya beklentilerimi boşa çıkartacak bir turnuva geçirmez. Bugün ise yolumuz Düseldorf’a uzak olmayan Gelsenkirschen’e düştü; ABD-Çek Cumhuriyeti karşılaşması için...

13 Haziran 2006, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Türk basının büyük bölümü ise Gana-İtalya karşılaşmasını tercih etti. Tabi bunda en büyük faktör Appiah’ın da sahada olmasıydı. Benim ise Appiah’ı görmeye yüreğim elvermedi. Çünkü Fenerbahçe’nin sempatik zencisi, hala Denizli’de 105. dakikada ceza sahası içinde düzeltip vuramadığı şutla gözümün önüne geliyor. Belki de o golü atsa, şimdi başkana ne stand takılmıştı, ne de o görevi bırakmıştı. Kendisine buradan bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi gönderelim. Eminim gazetelerde görmüşsünüzdür, açılış maçında bulunan bir grup taraftarın açtığı “Büyük başkan bizi bırakma” pankartını. Kendisine stand takıldığı günde verilebilecek en güzel geçmiş olsun mesajı herhalde oydu. Bir nevi “Stand by me” şarkısı gibi. Neyse bugün Düseldorf’a yarım saatlik mesafedeyiz ve Amerika ile Çek Cumhuriyeti arasındaki mücadeleyi seyredeceğiz. ABD takımı 1991 yılında İstanbul’a geldiğinde nasıl da burun kıvırmıştık, bu adamlar futboldan ne anlar diye. Bizim için ABD sporu denilince aklımıza NBA, Amerikan futbolu ve pek anlamadığımız beyzbol gelir. Futbol ise ben yaştakiler ve biraz daha yukarısı için Cosmos ile sınırlıdır. Ertegün kardeşlerin Cosmos’u, Pele ve Beckenbauer (Bir de Yasin Özdenak) gibi yıldızlara emeklilik dönemlerinde ABD’de futbol oynattırarak, bir Türk olarak bizlerin göğüsünü kabartmıştı çocukluk yıllarımızda. Aslında futbolla ilgilenmediğini düşündüğümüz bir ulusla bunun dışında biz de pek alakadar olmayız. Olmamasına olmayız da, pek de iyi yapmayız. Bugün resmi rakamlara göre ABD’de futbol oynayan insan sayısı 18 milyon ve bunun %78’i 18 yaş altı. Dünyada futbola ilginin en hızlı arttığı ülke ve 1990 Dünya Kupası’ndan bu yana biri ev sahipliği olmak üzere, bütün turnuvalarda varlar. Zamanında yani bundan uzun yıllar önce bir arkadaşım, başka bir arkadaşımıza evlenmeye niyetli olduğu kız arkadaşı için “Mısıra darı, kaportacıya düzeltmeci diyen kadından insan kendine eş yapar mı?” diye takılmıştı. Biz de 100 küsür yıllık futbola, “Soccer” diyenleri tabi böyle kaale almadık önceleri. Bu arada “Soccer” nerden gelir ona da ufak bir parantez açalım. Efendim Soccer, Assocation Football’un Assoc bölümünün bozulmuş haliymiş. Yari Macchiato gibi. O da Espresso’nun süt katılınca bozulmuş hali. Amerika ilk ligini 1884’de kurmaya çalışmış ama başarısız olup aynı yıl da kapatmış. Ve 1930’daki ilk Dünya Kupası’na giden 13 ülkeden biri. Yukarıda bahsettiğim 18 milyonun %78’lik 18 yaş altı kısmı, ABD’de futbola olan ilgi patlamasının ya da insanların futbol seyretmeye başlamasının anahtar kısmı. Çünkü Amerikalı aileler, çocuklarını seyrederek futbol seyretmeye başlamışlar. Ve bugün sokaklarda gördüğüm kadarıyla kendi futbol fanatikleri oldukça fazla. Arabamızı park ettiğimiz yerden bizi stada getiren tramvayda, Florida’dan gelme bir aile ile sohbet ettim. Onlar da futbolu oğullarını seyrederek sevmişler. Bu arada Galatasaray’ı da iyi tanıyorlar, çünkü oğulları 14 yaş altı Nike turnuvasında Türkiye’yi temsil eden Galatasaray’a karşı oynamış bundan birkaç yıl önce. Anlattığına göre biletli 15 bin taraftar gelmiş ABD’den Almanya’ya. “Petr Cech’i geçebilirsek kazanabiliriz, ama onu geçecek santrforumuz yok gibi” diyordu. Korkuları da Nedved ve Rosicky idi (ikinci gol, herkes gibi onları haklı çıkarttı). Yani Juventus’un dünya markalarından biri ile Arsene Wenger’in Arsenal’a almak istediği ve aldığı tek adam. Bir de Baros’u sordular. Olmadığını öğrenince biraz sevindiler. Ve yine bir erken gol. Daha 6. dakikada Koller kafayla golü atınca, İngiltere ve Portekiz maçlarında olduğu gibi heyecanı sönen bir karşılaşma izleme endişesine kapıldım. Ama öyle olmadı. Amerikalılar maçı bırakmadı ve karşılaşma giderek güzelleşti. Hatta Reyna’nın şutu eğer direkten dönmek yerine filelerle buluşsaydı, 28’de süper şahane de olacaktı. 1.97’lik dev Cech’in iyi kaleciğinin yanında şansı da yerindeydi o dakikada. Belki bunu istisnasız her maçtan önce yediği üzerine zeytinyağı dökülüp, parmesan peyniri serpilen spagettisinin verdiği uğura borçludur. Bugüne kadar gittim dört maçın en iyisiydi dünkü karşılaşma. ABD yenilmesine rağmen takım gibi takım. Çekler’e karşı yenildiler, ama en azından 90 dakika boyunca belli bir sistem içinde ve ellerinden geldiğince mücadele ettiler. Yarın buluşmak üzere hoşçakalın.