Teknik direktörlerden ne bekliyoruz?

10 Ağustos 2018, Cuma 11:04
- A +

Futbolda 2017-18 geçiş dönemini Dünya Kupası ile doldurup tamamladıktan sonra, 2018-19 sezonuna bugün giriş yapıyoruz. Kendisini tanımaktan ve birçok anıyı paylaşmaktan onur duyduğum, Fenerbahçe ve futbolumuzun efsane oyuncularından Lefter Küçükandonyadis’in adının verildiği “futbol sezonu” dilerim onun adına yakışır güzellikler içerir. Başta futbolcularımız ve teknik adamlarımız her davranışlarında “Lefter sezonu”nu anımsarlarsa aşırı, kuraldışı tutumlarının da en azından bir kısmı törpülenir.

Şunu kesinlikle biliyorum ki, futbolun hiçbir unsuru futbolun gelişimine teknik adamlar kadar katkı yapamazlar, ancak hangi teknik adamlar? Futbola kafa yoran, kendi çıkarlarını takımın ve futbolcularının yararlarının önüne koymayan, birtakım güçlere sırtını dayayıp “takımın başında kalayım da gerisi önemli değil” şeklinde düşünmeyenler. Genç oyuncuları kazanmak için gerekirse işini kaybetmeyi göze alan, ülke futbolunun geleceğinin gençlerde olduğunu gören, savunan ve arkasında duran, futbol ile yaşamı örtüştüren, araştıran, öğrenen ve takım kurgusu anlamında yenilikler peşinde koşan teknik adamlar…

Zorlukların üstesinden bilgi ve yaşamdan aldığı deneyimler ile kalkmasını bilen teknik adam denilince aklıma ilk önce 1998 Dünya Kupası’nı kazanan Fransız teknik adam Aime Jacquet gelir. Bilindiği gibi Jacquet uzun yıllar maden işçiliği yapmıştır. Maden işçiliğinin dünyanın en zor uğraşı olduğu söylenir. Jacquet, Brezilya ile final oynayacağı gün Zidane’ı oynatmamayı düşünmektedir. Fransız teknik adam Zidane’ın dünyanın en iyi oyun kurucusu olduğuna inanmaktadır. Temposu düşük, neredeyse hiçbir savunma içgüdüsü olmayan Zidane’ı nasıl kullanacaktı? Oynatmasa, kaybettiği an dünya başına yıkılacak. Sonunda bir formül bulur.

Bulduğu çözüm onu serbest oynatmaktı. Bunu yapabilmek için orta alana üç İtalyan tarzı savunma oyuncusu yerleştirmeyi planladı. Didier Deschamp, Emmanuel Petit ve Christian Karembeu. Ekstra güç olarak da Youri Djorkaeff’de sahadaydı. Sthephane Guivarch da tek forvet oynadı. Guivarch yüzünden Jacquet yerden yere vurulmasına rağmen ayağında top tutması ve geriden gelen oyunculara pozisyon hazırlaması bakımından kusursuzdu. Bunu ancak bir teknik adam görüp anlayabilirdi. Bilindiği gibi, bu kurgu ile Fransa finalde Brezilya’yı 3-0 yenip ilk kez kupayı kazandı.

Dünya Kupası tarihinde gol atmadan şampiyon olan tek santrfor Guivarch’tır. Guivarch sayesinde bugün artık şunu söyleyebiliyoruz: “Modern forvet bir golcüden fazlası ve hatta modern forvet hiç gol atmadan da başarılı olabilir.” Bunu bize Jacquet öğretti. Peki, bizim ligimizde Mario Gomez’in 28 gol atarken Beşiktaş’ın şampiyon olması ve Gomis’in 29 gole ulaşarak Galatasaray’da şampiyonluk yaşamasını nasıl açıklayacağız? Yoksa bizim ligimiz modern değil mi ya da teknik adamlarımızın uygulamalarında bir sorun mu var?  

YORUM YAZ