Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

25 Temmuz 2017 Salı
Neler oluyor?

Güney Kore ve Japonya’da düzenlenen 2002 Dünya Kupası Finalleri’nde nasıl üçüncü olmuştuk? Şampiyonaya nasıl başlamıştık?

06 Ekim 2005, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Brezilya’ya ilk maçta 2-1 yenildiğimizde takıma “fazla yüklenildi” diye millilerin büyük bir bölümü tarafından nasıl aforoz edilmiştik... Son günlerde Ay-Yıldızlı ekiple beraber olduğumda bunlar geliyor aklıma. Danimarka maçı hazırlıklarıyla başlamıştı, “Konuşmak isteyenler ve konuşmak istemeyenler” hikayesi. Tuhafıma gitti doğrusu. Kimse kimseye yanlış yapmamıştı ki! Almanya ve Arnavutluk ile oynayacağımız kritik sınav öncesi bu anlaşılmaz uygulama yine devam ediyor. Basın mensuplarından hangi milli oyuncularla görüşmek istediği soruluyor, ardından, “Şu oyuncular konuşmak istemiyor, bu oyuncularla isterseniz görüşebilirsiniz” mesajı iletiliyor bizlere! İşte, o andan itibaren şu kanıya vardım: Kadroda bulunan Türk Milli Takım futbolcuları 3’e ayrılıyor; Konuşanlar: Rüştü, Alpay, Emre, Nuri Şahin (Basın toplantısı), İbrahim Toraman, Nihat, Hamit, Tolga, Tümer, Nihat, Okan, Necati...Konuşmayanlar: Selçuk, Ümit, Yıldıray, Halil, Volkan, Serhat, Serkan...Hüseyin ve Orkun’a ise medya mensuplarından pek talep gelmiyor... Unutmadan, Milli Takımlar Başdanışmanı Fatih Terim ise konuşmak isteyenle de sohbet ediyor, konuşmak istemeyenlerle de!.. Bizler medya mensupları olarak işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Yaparken de, zaman zaman karşılıklı hata yapabiliyoruz, hoşgörüyle hayata devam ediyoruz. Hepimiz halkanın birer parçalarıyız. Avrupa Birliği’ne girme yolunda emin adımlarla ilerleyen bir ülkenin bayrağını göğsünde taşıyan oyunculara bu tavırlar pek yakışmıyor. Hele hele 2006 Dünya Kupası Finalleri yolundaki bu kritik viraj öncesi. Yurtdışında top koşturmuş veya hala top koşturan millilerimiz, oradaki uygulamaların nasıl olduğunu çok iyi bilir. Bu nedenle bizlere karşı gösterilen tavrın pek hoş olmadığı ortaya çıkıyor. Sonuçta; ülke olarak, Türk insanı olarak galiba ne başarıyı hazmedebiliyoruz, ne de başarısızlığı. Bizim halimiz ne olacak?