Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Yatağımdaki düşman!

Herkesin bir Brütüs’ü vardır” diye başlamışım ve devam etmişim, 20.10.2006 tarihli Fanatik Gazetesi’nde:

23 Mayıs 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Herkesin bir Brütüs’ü vardır” diye başlamışım ve devam etmişim, 20.10.2006 tarihli Fanatik Gazetesi’nde: “Nice dostluklar, kardeşlikler, arkadaşlıklar, aşklar, ortaklıklar hain bir bıçak darbesiyle sona ermiştir. Bu darbelere dayanıklı olanlar kanayan bir yara ve derin bir sızıyla birlikte yaşam yolculuğuna devam eder. Taa ki, ikinci bir ihanet dalgası kapısını çalana kadar. Çünkü ihanet tsunami gibidir. İlk dalgadan kurtulsanız bile ikincisinden kurtulamazsınız. Narin bir bedene ve ruha sahip olanlar ise zaten ilk darbede yıkılır ve bir daha da ayağa kalkamaz. Dudaklarından içli bir şarkı gibi dökülen son sözlerini hepimiz biliriz: Sen de mi Brütüs!.. Yalnız insanların mı ‘Brütüs’ü olur? Elbette hayır. Toplumların da, ülkelerin de, şirketlerin de, kurumların da ‘Brütüs’leri vardır; bilenmiş bir bıçakla kuytu bir köşede pusuya yatarak avını bekleyen... PSV Eindhoven’a yenilerek Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkma şansını mucizelere bırakan Galatasaray’ın ‘Brütüs’ü kendi seyircisiydi, önceki akşam. İkinci yarıda Mondragon’un yediği golün şokunu üzerinden atamayan takım, Gerets’in üst üste yaptığı değişikliklerle tam ayağa kalkmak üzereydi ki, ortaya ‘Brütüsleşen’ seyirci çıktı ve Galatasaray’ı Olimpiyat Stadı’nın çimlerine gömdü; daha bitime 10 dakika varken takımını protesto ederek...” O günden bugünlere çok şeyler değişmiş! İhanet dalgası öylesine kabarmış ki, 100 yıllık bir çınarı silkelemeye başlamış. Herkesin ‘Brütüs’ü aynı zamanda koynunda taşığıdı yılanıdır. Hayat yolculuğumuz boyunca hep yanıbaşımızdadır ve ne zaman fırsat bulup da bizleri sokacağını hiç bir zaman kestiremeyiz. Hep gafil avlanırız. Çünkü su uyur, o uyumaz. Nitekim uyumadığını pazar günü tüm dünyaya ispatladı. Her daim Galatasaraylılığı ile gurur duyan ben ve benim gibiler hicap duydu, gördükleri karşısında. O zavallılar ne bilir ki, sahaya atılan her yabancı madde aslında Galatasaray değerlerine sıkılmış bir kurşundur... ‘Dünya markası’ ve ‘batıya açılan pencere’ olmakla övünen bir kulübün, ‘taraftar’ diye sırtını dayadığı güruhun maskesi düşmüştür. Ali Sami Yen, ‘yeniçeri ocağı’na dönmüştür. Çeteleşen bir takım menfaat grupları kendi rantları için, kitle psikolojisinden de faydalanarak diğer taraftar gruplarını da harekete geçirip kulübü vesayet altına almaya çalışmaktadır. Olayın Fenerbahçe ile fazlaca ilgisi yoktur. Bu bir kıyamdır ve Galatasaray yönetimine karşı yapılmıştır. Galatasaray yönetimi bu oyuna gelmemelidir. Özhan Canaydın asıl şimdi direnmelidir. Kesinlikle istifa etmemelidir. Bunlara papuç bırakmamalıdır. Bırakırsa kulübün geleceğini bu çetelerin eline teslim eder. Bunlar istediklerini başkan yapar, istediklerini indirir bundan böyle. Bunun yolunu açmamalıdır Sayın Canaydın... Gerçek Galatasaraylının bugün Özhan Canaydın’a ve yönetimine sahip çıkması zamanıdır. Ve şunu hiç bir zaman akıllarından çıkarmamalıdırlar: Bugün Türkiye’nin en başarılı başkanı olarak kabul edilen Aziz Yıldırım, ilk 5 sezonunda 4 Galatasaray şampiyonluğu görmüştür. Gün sağduyunun günüdür. Ve bu sağduyu da Galatasaray camiasında yeterince vardır. Gelecek de bir gün gelecek ve hep beraber göreceğiz. Bayrak nöbeti! Galatasaray’ı bugünlere getiren en önemli nedenlerden biri de, vizyon sahibi insanların bir kenara çekilmesidir. Dar görüşlü, ufuksuz, yerel düşünen, bilgiyi paylaşmayan yöneticilerin işbaşına gelmesi, dünyanın en çok tanınan markalarından birini büyük bir kısır döngünün içine çekmiştir. Bu bir süreçtir. Gelir, geçer. Galatasaray marka değerinden hiç bir zaman bir şey yitirmez. Su yatağını mutlaka bulur. Gelgelelim, pazar günü Ali Sami Yen’i gerçek bir cehenneme çevirenler kadar utanç verici bir durum da bir yönetici ile bir kaç futbolcunun orta sahada bayrak nöbeti (!) tutmasıydı. Bayrak nöbeti derken, elbette sahip olunan bayrağın korunması için tutulan nöbetten bahsetmiyorum. Söz konusu işgüzarlar, bir delinin çıkıp da, Ali Sami Yen’in ortasına Fenerbahçe bayrağı dikmemesi için nöbete durmuştu. Manzara traji-komikti. Gerçekten absürt bir durumdu. Galatasaray’ın geldiği nokta bu mu olmalı? Velev ki, bütün olanlardan sonra bir zırdeli çıktı, oraya bayrak dikti. Ne olacak? Galatasaray kalesi düşmüş mü olacak? Sounnes bayrağı Saracoğlu’na dikti de Fenerbahçe kalesi düştü mü? Bu anlık bir tepkiydi ve özelliği de ilk olmasıydı. Bundan sonrakilerin hiç bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Ali Sami Yen’in ortasına 50 tane Fenerbahçe bayrağı dikilse ne yazar? Güler, geçersin. Hadi Sabri ve benzerlerinin böyle bir eyleme kalkışmasını anlayabiliz. Takımda futbol şube sorumluluğu gibi hayati bir görev üstlenmiş bir yöneticinin orada ne işi var? Balık baştan kokuyor... Son söz: Hasan Şaş, Ayhan Akman ve Sabri Sarıalioğlu pazar günkü gözü dönmüş taraftarlar kadar Galatasaray’a zarar veriyorlar. Her türlü çirkefin içinde bunları görebiliyorsunuz. Galatasaray yönetimi radikal bir karar alıp sezon sonu üçünün de biletini kesmelidir. ‘Bizim çocuklar’ demeden... Zira bu toplumun başına ne geldiyse, ‘bizim çocuklar’ denilerek müsamaha gösterilenlerden gelmiştir. Yönetim işe önce kendi kapısının önünü süpürerek başlamalıdır.