ŞİFREMİ UNUTTUM

EMAİL ADRESİ

Yeni şifre için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

AKTİVASYON KODU TALEBİ

EMAİL ADRESİ

Aktivasyon kodu için eposta hesabınızda junk/çöp dizinini de kontrol ediniz.

ÜYE GİRİŞ DURUM


YAZARLAR

Vasiyet

05.12.2008

Babasını toprağa verdiğinde askerliğinin bitimine üç ay vardı. Amansız hastalığa yenik düşen talihsiz adam, son nefesini vermeden önce birliğinden izinli gelerek baş ucunda bekleyen basketbolcu oğluna, “Seninle gurur duyuyorum, eminim bir gün Türkiye´nin en değerli oyuncusu sen olacaksın” demişti.

Dünya Engelliler günü anısına...

Babasını toprağa verdiğinde askerliğinin bitimine üç ay vardı. Amansız hastalığa yenik düşen talihsiz adam, son nefesini vermeden önce birliğinden izinli gelerek baş ucunda bekleyen basketbolcu oğluna, “Seninle gurur duyuyorum, eminim bir gün Türkiye’nin en değerli oyuncusu sen olacaksın” demişti. O da “Elbette babacığım” dedikten sonra şöyle devam etmişti: “Senin emeklerini boşa çıkarmayacağım. Sana söz veriyorum. Ülkenin en iyi basketbolcusu olacağım.”
Bu, askerin babasıyla son görüşmesiydi.
Vatani görevini bitirip yeniden hayata atılan genç sporcu terhisinden aylar sonra babasının mezarını ziyaret ediyordu. Derin bir sessizlik içinde uzun uzun babasının yattığı yere bakan genç adam, gözlerinden süzülen bir kaç damla yaşın ardından elleriyle toprağı çapalamaya başladı. Parmakları toprağın arasında gezinirken, bir yandan da hıçkırıklar eşliğinde babasına sesleniyordu: “Rahat uyu babacığım, vasiyetini yerine getirdim. Türkiye’nin en iyi basketbolcusu oldum.”
Sustu. Bir müddet daha için için ağladı. Ardından burnunu çekerek geri döndü ve koltuk değneklerine yaslanarak mezarlığı ağır ağır terketti. 
O, Tekerlekli Sandalye Basketbol Ligi’nin “En Değerli Oyuncusu” seçilmişti. 
Terhisine bir kaç gün kala Güneydoğu’da üzerine bastığı kör bir mayın ayağının birini alıp götürmüş ve basketbol hayatını tekerlekli sandalye üzerinde sürdürmesine neden olmuştu.

Size bir özür borçluyuz...

Aslında siz-biz ayrımı yapmak da yanlış. Lakin, yaşam standartlarımız bizleri bu ayrıma itiyor. Belki, biz engelsizler Tanrı’nın daha sevgili kullarıyız. En azından şimdilik!
Sizleri anlayabileceğimizi sanmıyorum. İnsan sahip olduğu bir şeyi kaybetmeden, kaybedenleri anlayamaz ki...
Neler hissettiğinizi, ne acılar çektiğinizi, ne zorluklarla karşı karşıya olduğunuzu kendimizi sizin yerinize koyarak ne kadar anlayabiliriz ki? Sakın sizlere acığıdımı düşünmeyin. Sizleri bir birey yerine koymayarak bir insanlık suçu işlediğimizi anlatmaya çalışıyorum sadece.
Günlük hayatınızı kolaylaştıracak, sizleri yaşamın içine çekecek düzenlemeleri yapmadığımız için görev kusuru işlediğimizi dile getirme çabası içindeyim.
Bu bir günah çıkarma değil. Sekiz küsur milyon insanını yok sayan, evlerine hapseden bir ülkenin engelsiz bireyi olarak utanç duyuyorum. Her yıl 3 Aralık Özürlüler Günü nedeniyle göstermelik törenler düzenleyip sonra da unutan bir zihniyeti de lanetliyorum.
Ve sizden özür diliyorum.
En azından kendi adıma...
(Bu yazı, Dünya Engelliler Günü dolayısıyla 07.12.2005 tarihinde yayınlanmıştır. Aradan geçen üç yıllık zaman zarfında değişen hiç bir şey olmadığı için noktası virgülüne aynen yayınlıyorum. Sadece kullandığım fotoğraf farklı. Tabii nicelik olarak...)

 

0 YORUM