Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

09 Aralık 2016 Cuma
Umudun bittiği yerdeyim

Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard, felsefe tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak nitelendirilen 'Ölümcül Hastalık: Umutsuzluk' kitabında insanın varoluşunu, umutsuzluk duygusu üzerinden sorgular ve şu sonuca varır: 'Umutsuzluk ölümcül hastalıktır, umutsuzluk günahtır ve umutsuzluk evrenseldir.'

20 Aralık 2007, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Danimarkalı filozof Sören Kierkegaard, felsefe tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak nitelendirilen "Ölümcül Hastalık: Umutsuzluk" kitabında insanın varoluşunu, umutsuzluk duygusu üzerinden sorgular ve şu sonuca varır: "Umutsuzluk ölümcül hastalıktır, umutsuzluk günahtır ve umutsuzluk evrenseldir. Bu günah, bu ölümcül hastalık benlik ve ruhun tüm ilişkilerinin de çerçevesini oluşturur. Çünkü nasıl umutsuzluk benliğin hastalığıysa, ölümsüzlük de ruhun hastalığı; dolayısıyla umutsuzluğudur. O halde insan bu olumsuzluktan çıkmak zorundadır. Bu çıkış ise ancak sonluluktan sonsuzluğa geçişle gerçekleşebilir."
Kierkegaard'a göre, insanın sonluluktan sonsuzluğa geçişi umutsuzluk yoluyla gerçekleşir. Felsefeciler 150 yıl boyunca Kierkaegaard'ın bu tezini tartışıp durmuştur. Bir sonuca vardıklarını sanmıyorum. Çünkü tartışma hala sürüyor. Bu görüş doğruysa, yeryüzünde umutsuzluk sarmalında çırpınıp duran milyarlarca işsiz, aç, yoksul, geleceksiz insan sonsuzluğa ulaşmış olurdu! Sanırım Türkiye de, bu konuda en şanslı ülkeleden biri haline gelirdi!

Umutsuzluk gerçekten
ölümcül hastalık mı?

Sonucu her ne olursa olsun, umutsuzluk insana acı verir. Yaşama tutunmamızı engeller. En umutsuz hastaların dahi umut ederek hayata asıldıklarına sık sık şahit olmuşuzdur. Koşullar ne kadar kötü olursa olsun içimizde taşıdığımız en ufak bir umut kırıntısı bile bize güç ve enerji verir. Ancak söz konusu olumsuz koşulların üzerine her geçen gün bir yenisi ekleniyorsa, işte o zaman o umut kırıntısı da kalmaz; ki bu, umutsuzluk denen ölümcül hastalığın bedenimizi sarması anlamına gelmektedir. Hepimizin hayatında zaman zaman bu duyguya kapıldığı anlar olmuştur. Tarifsiz bir kederin içine düştüğümüz umutsuzluk halinden çıkmak, insan hayatının en zorlanımlı eylemlerinden birini gerektirir. Umudu kaybetmek ne kadar zorsa, yeniden bulmak da bir o kadar meşakkatlidir. Lakin umutsuzluk kaçınılmazdır. Bilhassa Türkiye gibi kutuplaşmaların, çalkantıların, kavgaların, kuralsızlığın, arsızlığın, adaletsizliğin, ilkelliğin, barbarlığın, çapsızlığın, katakullinin eksik olmadığı bir ülkenin vatandaşıysanız... Son olarak dünya çapında bir sanatçımızı çekip gitme noktasına getiren de, işte böylesi bir umutsuzluk halidir.

Bundan böyle olan biten
hiç bir şeye şaşırmıyorum

Ve umutsuzluk, hayatın her alanında pusu kurmuş bir eşkıya gibi bizi beklemektedir. Bir an gelir insan kendi geleceğinden umudunu keser, bir an gelir ülkesinin geleceğiyle ilgili umudunu yitirir. Her ikisi de insana yok olma hissini tattırır. Bu öylesine ızdırap veren bir süreçtir ki, yaşarken ölmeyle eş değerdir.
Ben, son bir kaç yıla kadar umut ile umutsuzluk arasında gelgitler yaşayanlardan biriydim. Fakat artık duruldum! Çünkü umudumu sonsuza kadar yitirdim. Bugün umudun bittiği noktadayım. O nedenle bizleri ilkelliğin girdabında boğan hiç bir politikacıya, politikaya, söyleme, eyleme, uygulamaya şaşırmıyorum. Toplumun yaşadağı olağandışı deformasyona da...
Benim şaşırdığım; bu değişimin, dönüşümün değirmenine su taşıyan aklı-ı selim insanların olan biten karşısında neden ağızlarının açık kaldığıdır. Ne umuyorlardı ki, ne buldular?!!

Almina Tude’yi ağlatan
insan müsveddeleri...

Neyse, sözü fazla uzatmadan bir kaç gün önce meydana gelen, ne anlatmak istediğime misal bir olayla yazıyı bağlayayım:
Sivassspor'un hocası Bülent Uygun'un 10 yaşındaki kızı Almina Tude, Ali Sami Yen Stadı tribününde maç seyrederken yanında sürekli babasına küfür edildiğinden yakındı ve çok üzüntü duyduğunu söyledi. Biz de küçük Almina'nın yaşadığı bu drama üzüldük. Bunu yapan insan müsveddelerini lanetledik. Peki, bu kaçıncı benzer vak'a? Yıllardır statlarda ne anamız, ne bacımız kalmadığını unuttuk mu? Fatih Terim'in kızı için tribünde küfür pankartı açılmış ve buna kayıtsız kalınılmış bir ülke burası. Aklın, sağduyunun, bilimin, çağdaşlığın bilinçli politikalarla yavaş yavaş hayatımızdan çıkarılıp, bu barbarlığa, rezilliğe yol açılmasına bunca zaman seyirci kalıp da, şimdi ağızlarından salyalar saçarak küfür edenlere şaşırmaya hakkımız var mı? Kırmızı ışıkta geçip de insan öldüren hayvanla, 10 yaşındaki kızın yanında babasına küfür eden zerzevat, çerçöp tipler arasında bir fark var mı? 
Ve söyleyin lütfen, bizleri her geçen gün çağdaş uygarlık düzeyinin gerisine iten bu olan bitenler karşısında sizin hala umudunuz var mı?