Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

07 Aralık 2016 Çarşamba
ultrAslan değil ultraİnsan!..

Bilenler, bilir. Taraftar konusuna her zaman temkinli yaklaşmışımdır. Netameli bir durumdur. Taraftar, iki ağzı keskin bir bıçak gibidir. Ne zaman, neyi doğrayacağı belli olmaz. Takımının gururu da olur, katili de...

26 Mart 2008, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Bilenler, bilir. Taraftar konusuna her zaman temkinli yaklaşmışımdır. Netameli bir durumdur. Taraftar, iki ağzı keskin bir bıçak gibidir. Ne zaman, neyi doğrayacağı belli olmaz. Takımının gururu da olur, katili de... Bir yüzü aydınlıktır, bir yüzü karanlık... Bu, ülkemizde yerleşik bir taraftar kültürünün olmamasından kaynaklanan öznel bir durumdur.
Ancak bu konuda son yıllarda umut verici gelişmeler de yaşanmıyor değil. Çağdaş, iyi eğitimli, vizyon sahibi, iletişim teknolojisini iyi bilen ve kullanan, gerçek taraftarlık bilinciyle donanmış insanlardan oluşan bazı taraftar grupları tribünlere yavaş yavaş hakim olmaya başladı. Yıllardır ‘çapulcu’ grupların statlarda estirdiği terörün önlenmesinin yolu, yeni yeni filizlen bu çağdaş oluşumların artmasından geçiyor.
Bu tür gruplar, takımlarını desteklemelerinin dışında yeni bir misyon daha üstlendiler: Ülkesine, değerlerine sahip çıkmak, topluma sosyal mesajlar vermek. Bu da onların sadece taraftarlık bilinciyle donanmadıklarını gösteriyor. Sahip oldukları bilinç, bir ışıma hali. Bir erdem. Bir insanlık düsturu. Tıpkı Galatasaray’ın etkin taraftar gruplarından ultrAslan’ın geçtiğimiz hafta sergilediği örnek davranış gibi.
O pankarttaki en anlamlı
mesaj: Renklerin kardeşliği

Dünya tarihinin en büyük destanlarından biri olan Çanakkale Savaşı’nın 93. yıldönümü nedeniyle birdizi anma etkinliği düzenleyen ultrAslan’ın, Denizlispor maçında Ali Sami Yen’de açtığı pankart, şehitlere karşı gösterdikleri duyarlılık kadar anlamlıydı. Kapalı tribünde açılan “Kınalı kuzular kalbimizde” yazılı pankart, insanın tüylerini diken diken edecek cinstendi. Emperyalizme karşı verilen bu zalim savaşta, ülkeleri için gözlerini kırpmadan hayatını veren gencecik Türk çocuklarını yadeden ultrAslan, açtığı pankartta ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı da unutmamıştı. Pankartta üç kulübün forma rengi yanyanaydı. Sarı-Lacivert’le başlayan, Siyah-Beyaz’la devam eden yazı, Sarı-Kırmızı’yla sona eriyordu. Verilen mesaj gayet netti: Bu savaş, hepimizin savaşı, şehitler hepimizin şehitleridir. Galatasaraylısı da, Fenerbahçelisi de, Beşiktaşlısı da, Çanakkale’de yanyana düşmana karşı koymuş, göğsünü vatanına siper etmiş, birlikte aç-susuz kalmış, birlikte kurşun atmış ve yemiş, birlikte ölmüşlerdi.
Burada bir kez daha ortaya çıkan gerçek, bizim ülke içindeki kutuplaşmamızın, yapay bir ayrışma olduğudur. Evet, biz böyleyiz. Kendi kendimizle başbaşayken zıtlaşırız. Birbirimizi kırarız, döveriz, üzeriz. Lakin, gerektiğinde tekrar yek vücut olmasını da biliriz. ultrAslan’ın tavrı, söz konusu bu vatan olunca, nasıl biraraya geleceğimizin, nasıl tek yumruk olacağımızın en açık göstergesidir. Bu ülke, gücünü de buradan alıyor zaten. Bu bilinç, bu aşk, bu ant, bu inanç olduktan sonra emperyalizmin azı dişleri etimize işlemez. İşlemeyecektir de... Bunu dosta-düşmana yeniden hatırlattığı için ultrAslan’a gönlünümüzün en mutena yerinde bir köşe açmalıyız. Ve onları kucaklamalıyız.

Ertuğrul Sağlam’ın özrü
Bu ülkede tribün terörünü tetikleyen üç ana unsur vardır: Kifayetsiz yöneticiler ile teknik adamlar, şovmen futbolcular ve sözde spor medyası. Maç öncesi ve sonrası ağzından çıkanı kulağı duymayan yöneticiler ve teknik adamlar ile gereksiz yere kendini yere atan, rakibe karşı hırçınlık yapan, hakemlere yerli yersiz itiraz eden futbolcular tribünleri tahrik ederken, bazı sözde spor gazeteleri de kışkırtıcı asparagas haberlerle onların değirmenine su taşır.
Bu bakımdan bazı spor adamlarını varlığı ülke futbolu için büyük önem taşır. Ertuğrul Sağlam da bunlardan biridir. Beşiktaş’a gelerek ateşten gömlek giyen Ertuğrul hocanın, Belediye maçının devre arasında Bobo’nun atılması nedeniyle hakemlere olan sitemi kameralara yansıdı. Hayli itiraz etti genç teknik adam. Vicdandan filan söz etti. “Rahat uyuyacak mısınız?” diye sordu hakemlere. Soyunma odasında pozisyonu izledikten sonra ise fikri değişti. Hakemin haklı olduğunu gördü. Ve bir kez daha kameralara çıkarak özür diledi. Büyük hoca olmanın en önemli koşullarından biri de kendi vicdanının sesini dinleyebilmektir. Ertuğrul hoca, bu yolda hızla ilerliyor. Yolu açık olsun.