Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

09 Aralık 2016 Cuma
Şark yıldızı...

Orhan Çelik... O da hayata 1-0 yenik başlayanlardandı. Elazığ’da yoksul bir ailenin 4 çocuğundan biriydi. Bir apartmanın izbe bir bodrum katında hiç kimsenin fark etmediği varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Günde iki kez kurabildikleri sofralarında bir tas çorbaya altı kişi kaşık sallıyorlardı. Hayat zordu, yaşamak oldukça meşakkatliydi hepsi için. Ama ailenin en büyük çocuğu Orhan Çelik’in pes etmeye niyeti yoktu. Umudunu hiç bir zaman kaybetmemişti.

05 Nisan 2007, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Orhan Çelik... O da hayata 1-0 yenik başlayanlardandı. Elazığ’da yoksul bir ailenin 4 çocuğundan biriydi. Bir apartmanın izbe bir bodrum katında hiç kimsenin fark etmediği varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardı. Günde iki kez kurabildikleri sofralarında bir tas çorbaya altı kişi kaşık sallıyorlardı. Hayat zordu, yaşamak oldukça meşakkatliydi hepsi için. Ama ailenin en büyük çocuğu Orhan Çelik’in pes etmeye niyeti yoktu. Umudunu hiç bir zaman kaybetmemişti. Okuyacaktı, büyüyecekti ve iş güç sahibi olacaktı. Hem kendini hem de ailesini bu perişanlıktan kurtaracaktı. Var gücüyle hayata asılıyordu ki, ikinci büyük darbeyi yiyiverdi. 2000 yılında, henüz daha 8 yaşındayken evin temel direği babasını kaybediverdi ansızın. Bu, o ve kardeşleri için tam bir yıkım olmuştu. Kahve telvesi gibi koyu, karanlık yıllar onları bekliyordu. Annesi ve üç kardeşiyle birlikte kah akrabaların, kah komşuların yardımıyla yoksulluğa direnç gösteriyorlardı. Hiç bir gelirleri ve sosyal güvenceleri yoktu. İşte tam da o zamanlara denk geldi küçük Orhan’ın atletizmle tanışması. Onun yeteneğini keşfeden öğretmeni elinden tuttu, atlet olmasını sağladı. Kısa zamanda arkadaşları arasında sivriliverdi. Katıldığı okullar arası yarışmalarda finişi hep en önde geçerdi. Atletizm yeni bir umut olmuştu onun için. Hayalleri artık bir büyük atlet olarak ülkesine madalyalar kazandırmak üzerineydi. Bu şekilde 14’üne kadar geldi Orhan. Kendini her geçen gün biraz daha geliştiriyordu. Adım adım zirveye tırmanıyordu. Parlak bir gelecek önünde simli bir atlas gibi uzanıyordu. Biliyordu ki, atletizm o ve ailesi için tek kurtuluş yoluydu. Ve o nedenle koşuyor, koşuyor, koşuyordu. Bingöl karayoluna savrulan hayaller Takvim yaprakları 09.07.2006’yı gösteriyordu. Ağrı’da Doğu’nun Yıldızları Pist Yarışları düzenlenmişti. Orhan da kulübü Elazığ İhtisas ile birlikte o yarışa gitti. 200 metrede piste çıktı ve yarışı birincilikle bitirdi. Bir yarıştan daha zaferle çıkmanın gururunu yaşıyordu. Evine dönünce annesi ve kardeşlerine rakiplerini nasıl geçtiğini anlatacaktı. Yarışlar bitti ve kafile bir minibüsle yola koyuldu. Araçta hüzün ve neşe bir aradaydı. Kazananların sevinciyle kaybedenlerin hüznü birbirine karışmıştı. Bu şekilde Bingöl-Karlıova yolu üzerinde Derinçay köyü mevkiine gelmişlerdi ki, birden şoför direksiyon hakimiyetini kaybetti. Minibüs şarampole yuvarlandı. Herkes bir tarafa savruldu. Kazanın bilançosu ağırdı. Şoför ölmüş, 17 sporcu da yaralanmıştı. Çoğu hafif yaralıydı. İçlerinden üçünün durumu ise ağırdı. Bunlardan biri de Orhan Çelik’di. Derhal hastaneye kaldırıldılar. Diğer iki sporcu hayati tehlikeyi kısa sürede atlattı. Orhan’ın ise durumunda bir ilerleme olmadı. Üç gün yoğun bakımda kaldı. Narin bedeni çektiği acılara daha fazla direnemedi ve 12.07.2006 gününün öğle vaktinde hayata gözlerini yumdu. Karanlıkta kayan bir yıldız gibi sonsuz boşluğa düşüverdi Orhan’cık... Acıyla, yoklukla, mücadeleyle geçen kısacık ömrü trajik bir şekilde sona ermiş ve geride perişan vaziyette bir anne ile üç kardeşi bırakmıştı. Orhan Çelik’in annesi ve kardeşleri bugün de yoksulluğun pençesinde kıvranıyorlar. Ne bir gelirleri var, ne de herhangi bir güvenceleri... İstedim ki; bugünlerde bir takım atletlerin kepazelikleriyle gündeme gelen atletizmin bir de bu görmediğimiz, bilmediğimiz arka yüzüne ışık tutayım. Türk atletizminin sadece Süreyyalar, Binnazlar vs.’den ibaret olmadığını anlatmaya çalışayım. Büyük bir vefa örneği gösteren ve Orhan Çelik’in ailesine sahip çıkarak bir yardım kampanyası başlatan, havuza ilk olarak da karınca kararınca kendileri su dolduran Atletizm Federasyonu’nun örnek davranışını gündeme getireyim. Ve sizleri de bu kampanyaya destek olmaya çağırayım. Bir insan bir dünyadır. Bir insan yarat, bir dünya kur. Orada, Elazığ’da sizlerin desteğine, yardımına muhtaç üç küçük kardeş ve yüreği yaralı bir ana var. Onlara el atın, yeni dünyalar kurun. Dünyalar da sizin olsun... NOT: Aileye yardım etmek isteyenler şu hesaba para yatırabilir: Türkiye Vaıkflar BankasıGSGM Büro Hesabı Şube Kodu: 484 Hesap No: 001587286179894 İsmail Arslan... Bu portre de atletizmden... 100 metreci. Milli sporcu. Adı, geçtiğimiz ay Yunanistan’ın başkenti Atina’da yapılan Balkan Salon Atletizm Şampiyonası öncesi yaşanan alkol skandalıyla gündeme geldi. Havalimanında ortadan kaybolan iki sporcudan biriydi. Sonradan öğreniyoruz ki, kaybolan sporcu sayısı üçmüş! Ancak içlerinden sadece biri alkollü gelmiş, kafilenin bulunduğu otele. Biz İsmail Arslan’ın da alkollü olduğunu yazmıştık. Yanılmışız! Çünkü, Ceza Kurulu’na sevk edilen sporcular arasında adı yok! Kafile başkanı zaten hiç bir şey görmemiş! Ceza Kurulu’na sevk edilen Metin Durmuşoğlu için de kafiledeki bir başka yöneticinin raporu üzerine işlem yapılmış. Bu durumda bize de İsmail Arslan’dan bir özür dilemek düşer! Her ne kadar sicili oldukça kabarık olsa da... Tel: 0.212.505 68 32, Faks: 0.212.505 65 23 E-mail: hturhan@#fanatik.com.tr