Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

08 Aralık 2016 Perşembe
Köle tüccarları

Anadolu-İstanbul arasındaki fark, sahip oldukları zihniyettir. Üç Büyükler’de gitmek isteyene “dur” denmez. Ama diğerleri öyle mi? Ya bırakmazlar ya da astronomik fiyat belirlerler. Kazananı olmayan bir inatlaşmadır bu...

03 Temmuz 2007, Salı Yorum Yaz
A+ A-

Endüstriyel futbol kavramı ortaya çıktığından beri, insan faktörü ikinci plana itildi. Futbolun ağır işçileri olan futbolcular birer “meta” olarak kabul edilmeye başlandılar, işveren konumundaki kulüp yöneticileri tarafından. Belli bir fiyatı olan, istendiği zaman alınan, istenmediği zaman da atılan bir makine, alet-edevat gibi... Demokrasinin işlediği Batı ülkelerinde, özellikle Bosman olayından sonra yasalar, yönetmelikler, kurallar futbolcular lehine değişti. Fakat bizim de içinde bulunduğumuz üçüncü dünya ya da gelişmekte olan ülkelerde durum pek de iç açıcı değil. Bu ülkelerde futbolculara kulübün malı gibi davranılır. Herhangi bir kulübe bir kaç yıllık imza atan bir futbolcu, bir daha kendi geleceği hakkında söz sahibi olamaz. Bu durum bizim ülkemizde, özellikle de Anadolu kulüplerinde böyle cereyan eder. Rüştü, Tuncay ve Ümit Fener’den ayrıldı, Cim Bom, Karan’a derhal yol verdi İstanbul-Anadolu arasındaki en büyük fark da bu çağdışı zihniyettir. Daha kurumsal bir yapıya sahip olan Üç Büyükler’de gitmek isteyen futbolcuya “dur” denmez. Futbolcunun tercih hakkına saygı gösterilir. Son yıllarda sık sık bu tür örneklerle karşılaşıyoruz. Bilindiği gibi, son olarak Tuncay şanlı, Ümit Özat, Rüştü Rençber; Fenerbahçe’nin üç kaptanı, gitmek istedi ve gittiler. Yönetim bırakmak istemese de, futbolcuların tercihine saygı duydu ve önlerini kesmek için bir girişimde bulunmadı. Keza, Galatasaray’daki Ümit Karan, takımının en önemli futbolcularından biri olmasına ve sözleşmesi devam etmesine karşın, Fenerbahçe’de oynamak istediği ortaya çıkınca, derhal yol verildi. Bu doğru bir anlayış ve insan haklarına saygı duymanın bir gereğidir. Futbolda Batı normları yakalanmak isteniyorsa, her alanda zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. İstanbul, eksik de olsa bu alanda çok önemli adımlar attı, atmaya da devam ediyor. Kayserispor Yönetimi’nin tavrı insan haklarına aykırıdır... Gelgelelim, Anadolu kulüplerinde hala aşiret kuralları işliyor. Yönetici isterse, bir futbolcunun hayatını karartabiliyor. Yıldızı parlayan bir futbolcuya Üç Büyükler’den teklif geldi mi, ya verilmiyor ya da astronomik rakamlar istenerek önü kesiliyor. Geçmişte bir çok kulüpte bu tür olaylara şahit olduk. Bir çok futbolcunun futbol hayatı karardı veya sekteye uğradı. Bu türden bir olay, bu transfer sezonunda ise ligin 5. büyüğü olmaya en namzet takımı Kayserispor’da yaşanıyor. Yönetimin, gitmek isteyen Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz’a yaptığına akıl sır erdirmek mümkün değil. 24-25 yaşına gelmiş bir futbolcunun kendi geleceğini İstanbul’da görmesi kadar doğal bir şey yoktur. İddialı bir takım kurmak isteyen yönetimin bırakmak istememesi de doğal, ancak bu, uzlaşmayla olur. Eğer bir uzlaşı sağlanamıyorsa, futbolcunun önünü kesmek, ne insan haklarıyla bağdaşır, ne de çağdaş yöneticilik anlayışıyla... Efendi-köle ilişkisi insanlık tarihi kadar eskidir. Lakin, Batı toplumları bunu aşalı 100 yılı geçmiştir. Günümüz modern dünyasında efendi-köle ilişkisinin yeri yoktur. Futbolcusuna köle muamelesi yapan bir yönetimin de büyüklükten söz etmeye hakkı yoktur.