Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

04 Aralık 2016 Pazar
Kırk yıl bir yalanın peşinde koşmuşum...

Biz ütopyalarımızla büyüdük. Herkesin bir hayal ülkesi vardı. Uzak bir ummanın ortasında bir cennet ada düşlenirdi genellikle; özgürlüğün, barışın, kardeşliğin, adaletin, çağdaşlığın, hakça düzenin hüküm sürdüğü, insanın insanca yaşadığı, yalanın, riyanın olmadığı...

06 Eylül 2007, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Biz ütopyalarımızla büyüdük. Herkesin bir hayal ülkesi vardı. Uzak bir ummanın ortasında bir cennet ada düşlenirdi genellikle; özgürlüğün, barışın, kardeşliğin, adaletin, çağdaşlığın, hakça düzenin hüküm sürdüğü, insanın insanca yaşadığı, yalanın, riyanın olmadığı... 
Ama bizim o kadar uzak ütopyalarımız yoktu. Bizim hayallerimiz, üç yanı denizlerle çevrilmiş bir yarımadayı cennete çevirmek üzerineydi.
Ve korkmazdık, hayal kurmaktan. Korkmazdık, hayallerimizin peşinde koşmaktan. Korkmazdık, bu uğurda bedel ödemekten. Ve hiç bir baskı, işkence öldüremezdi hayallerimizi, umutlarımızı...
Bir gün derdik, bir gün gerçekleşecek düşlerimiz. Bizim ülkemiz de, bir gün gelecek Ata’nın yol gösterdiği gibi muasır medeniyetler düzeyine çıkacak. Biz göremesek de, biz yaşayamasak da... Çocuklarımıza, torunlarımıza miras bırakacaktık.
Yanılmışız.
Asla gerçekleşemeyecek hayaller kurmuşuz. Hayallerimizin peşinde nafile koşulara çıkmışız. Boşuna bedeller ödemişiz. Pisi pisine ölmüşüz, sakat kalmışız. Boş yere ruhlarımızı paramparça ettirmişiz. Yok yere nesiller boyu heba olmuşuz. Değmezmiş, bu topluma değmez...
Bir torba kömüre oyunu satacak, bir gıdım rüşvete onurunu ayaklar altında çiğnetecek kadar düşmüşüz meğer. Kişiliksizleşmişiz, kimliksizleşmişiz. Eciş bücüş, kuru kalabalıklar olmuşuz. Kitleden, kütleye dönmüşüz. Gün be gün çürüyen, kokuşan...
Boşuna değil, en çok çalanı, en iyi yalan söyleyeni, en fazla rüşvet vereni baştacı yapmamız; yönümüzü koyu bir taassuba çevirmemiz, aydınlık yarınlara sırtımızı dönmemiz, çağdaşlığı reddetmemiz. Biz buymuşuz meğer...
Nasıl da kanmışız. Nasıl da inanmışız. Kendi değerlerine bu kadar ihanet edebilen bir toplumu nasıl da farketmemişiz.
Ne çok aldanmışız, ne çok yanmışız, ne çok safmışız.
Ne çok, ne çok...

Neden şaşırıyorsunuz ki?
Bazı sürprizler, size hâlâ sürpriz mi geliyor? Alışmadınız mı? Türkiye’nin sürprizi olmayan bir ülke olduğunu anlayamadınız mı daha? Kendi insanınızı tanımıyor musunuz? Hâlâ adalet mi bekliyorsunuz, bazı güç odaklarından. Mesela, Futbol Federasyonu’nu yönetenlerden filan...
Neden kızıyorsunuz, niçin isyan ediyorsunuz? Adamlar kendi klasiklerini sergilediler. Hep bugüne kadar yaptıkları gibi. Tarzları, yöntemleri bu. Bunu bilmiyor musunuz? Bugüne kadar sustunuz da, şimdi mi feveran ediyorsunuz?
Yoksa geçmişte, bazı haksızlıklar işinize mi geldi de, üç maymunu oynadınız? Ben sizi anlayamıyorum. Göz göre göre gittiniz, oy verdiniz, seçtiniz. Daha yeni iktidar yapmadınız mı, Haluk Ulusoy ve ekibini? Şimdi ter ter tepinmeye hakkınız var mı?
Klasiktir; her toplum layık olduğu şekilde yönetilir.
Türk futbolu da layıkını bulmuştur.
Geçmiş olsun.

Elvan hangi ülkenin kızı?Türk atletizm tarihinin en büyük iki başarısından birini elde eden Elvan Abeylegesse’yi yurda dönüşte havalimanında kimse karşılamamış. Bu, gerek teşkilatın, gerek Atletizm Federasyonu’nun, gerek spor medyasının, gerekse atletizm camiasının büyük ayıbıdır. Hepimizin ayıbıdır. Elvan’ın ne olduğunu, ne zamandan beri milli formayla yarıştığını, elde ettiği başarılarını burada uzun uzun anlatmamıza gerek yok. Gerçek olan şu ki, Elvan Abeylegesse bu ülkenin bir değeridir. Tıpkı Süreyya Ayhan gibi, Halil Akkaş gibi, Halil Mutlu gibi... Japonya’daki başarısıyla Türkiye’nin adını tüm dünyaya duyurmuştur. Ve belki de hepimizden daha Türk’tür ve hepimizden daha fazla bu ülkeye hizmet vermiştir. Ama görünen o ki, bizim de bilinçaltımızda ırk ayrımcılığı yatıyor. Doğduğu ülkesi ve rengi nedeniyle bir türlü Elvan’ı benimseyemiyoruz, kucaklayamıyoruz. Hâlâ onu bir yabancı gibi görüyoruz. Başarısını içimize sindiremiyoruz.
Bu ayıp, ihmalden öte... Bakalım kim üstüne vazife alıp da, özür dileyecek.