Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

09 Aralık 2016 Cuma
Geçmiş geçmiyor!

Zamanın bir yerinde takılmış gibiyiz. Yeni bir şeyler yok. Gelenler, gidenler aynı. Kabalık iktidarını koruyor, zerafet hep kaybediyor. Meçhule giden geminin son yolcusu, yeşil sahaların asalet timsali Jupp Derwall oldu. Bir iyi daha gitti, hayatın özü yine çekildi.

28 Haziran 2007, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Yer yuvarlağının üzerinde değil de, içindeyiz sanki! Hapsolmuş gibiyiz. Dünya döndükçe zaman ilerler sanırdık, ama buralarda böyle olmuyor. Dev bir mikserin içinde döndükçe dönüyor, alabora oluyoruz. Zamanın bir kesitinde takıldık, kaldık. Gelecek uğramıyor bize, geçmiş ise peşimizi bırakmıyor. Hep aynı sesler, aynı yüzler, aynı kavgalar, aynı sığlıklar. Yeni bir şey yok. Nicedir iktidar koltuğunu eline geçirmiş olan kabalık, semirdikçe semiriyor. Hep kaybeden zerafet ise, yavaş yavaş hayatımızdan çıkıyor. Aynı adamlar, aynı ayak oyunlarıyla hayatı bize zehir etmeye devam ediyor. Kötüler dimdik ayakta, iyiler yerle bir. Bir yıldız daha kaydı gitti, sessiz sedasız. Bu dünyaya tesadüfen düşmüş kadar bize benzemeyen biri daha o meçhule giden gemiye bindi, sonsuz yolculuğuna çıktı. Yeşil sahaların asalet timsali Jupp Derwall, ait olmadığı bu dünyaya daha fazla katlanamadı ve aldı başını gitti. Onun gidişiyle asalet, zerafet bir kez daha diz çöktü. Hayatın özü yine çekildi. Geriye tortusu kaldı. Ve biz hep aynı yerde, aynı düzlemde, aynı enlemde, aynı boylamda, aynı biçimdeyiz. Yalnız futbol devrimi yapmadı, bir felsefe, bir kültür aşıladı Oysa bize ne çok şey kazandırmıştı, ak saçlı, ak gönüllü adam. Sadece futbol devrimini gerçekleştirmedi bu ülkede, Jupp Derwall. Bir hayat felsefesi aşıladı, bir yaşam kültürü yerleştirdi, bu çorak topraklara. Bizim içimizdeki varolan potansiyeli keşfetti, onu harekete geçirdi. Yıkılan özgüvenimizi yeniden imar etti. Kaybederken bile kazanmayı onunla öğrendik; Rize’de bir hainin attığı taşla başı yarıldığında; o dik duruşuyla, metanetiyle, olgunluğuyla... Keza, kazanırken kaybetmemeyi de onunla kavradık; rakibe saygısıyla, tevazuuyla... Avrupa futbolu karşısındaki aşağılık kompleksimizi onunla yendik; bizim onlardan bir eksiğimiz olmadığını zihnimize nakşetmesiyle... O sadece teknik direktör değildi, sevecen bir dost, müşfik bir babaydı Yüreğinin ışığıyla aydınlandık; ondaki insan sıcaklığı, insan sevgisiyle huzur bulduk. O salt bir teknik direktör, bir futbol adamı değildi, ondan öte bir şeylerdi, bizim için; sevecen bir dost, müşfik bir baba, fırtınada sığınılacak bir liman, gönüllü bir Türkiye elçisi... Bazı değerler vardır... İçimizdeyken farkına varmayız. Hatta önemsemeyiz. Ancak gittikten sonra bıraktığı boşluğu görüp neler kaybettiğimizi anlarız. O boşluk ki, yeri bir daha asla doldurulamaz. Monet’nin, Goya’nın, Van Gogh’un fırçasından çıkmış ölümsüz bir tablo gibidirler. Tıpkı, aramızdayken kötülükler yaptığımız, üzdüğümüz, kırdığımız ama buna rağmen bizi ölesiye seven, hakkımızda tek kötü söz söylemeyen, yüzünden tebessümü eksik etmeyen asil, zarif adam; son şövalye Jupp Derwall gibi... Yeryüzünün gelmiş geçmiş bütün ressamları toplansa, bir daha böyle bir tablo yapamayacak...