Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
En büyük taraftar futbolcular sahtekar!

Türk futbolunun en önemli sorunlarından biri de taraftar kültürünün tam olarak yerleşmemiş olmasıdır.

14 Mart 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Türk futbolunun en önemli sorunlarından biri de taraftar kültürünün tam olarak yerleşmemiş olmasıdır. Bizde taraftar, oyunu seyretmeye ya da takımını ne pahasına olursa olsun desteklemeye değil, kendi oyununu oynamaya gidiyor tribünlere. Kimi küfür ederek deşarj olmayı amaçlıyor, kimi de gerçek hayatta yaşadığı zorluklardan kaçıyor, yarım günlüğüne de olsa... Kimi kavga dövüş yapmak için tribünlerde yerini alıyor, kimi de sosyal bir birliktelik için... Kimi futbolculara, hakemlere, teknik adamlara, yöneticilere bağırıp çağırarak, hakaret ederek hafta boyu amirinden, patronundan yediği azarı ödünlemeyi hedefliyor, kimi de kazanılacak bir maçla tatmin olmayı... Bazı taraftarlar da örgütlenerek kulüpten rant sağlamanın yollarını arıyor, ki onları taraftar olarak nitelemek dahi abesle iştgaldir. Oysa taraftarlık, hiç bir karşılık beklemeden, menfaat gütmeden takımını kayıtsız şartsız sevmektir.. Gerçek taraftarlık almadan vermektir... Taraftarlık, sonuna kadar takımın arkasında durmaktır. Taraftarlık, kendi futbolcusuna küfür etmemek, onu yuhalamamak, demoralize etmememektir. Taraftarlık, oyuncusu sahada kötü oynadığı zaman da onu alkışlamak, kaybedilen bir maçın sonrasında takımını bağrına basmaktır. Taraftarlık, takımı yıkılmaya başladığı anda devreye girerek futbolcuları motive etmek, onları ayağa kaldırmaktır. Taraftarlık, kaybedilen bir maçın sonunda, “Bu yenilgide bizim de ne kadar payımız var” diye düşünebilmektir. Taraftarlık, vermeden almaya kalkmamaktır. Taraftarlık, takımı hedeften uzaklaşmaya başladığı zaman tribünleri terketmemektir. Taraftarlık, iyi günde de, kötü günde de takımın arkasında durmaktır. Taraftarlık, kazanmak kadar kaybetmenin de doğal olduğunun bilincinde olmaktır. Taraftarlık, futbolcunun da nihayetinde bir insan olduğunu kavramaktır. Taraftarlık, zor günler geçiren futbolcusunu sahiplenmektir. Son yıllarda statlarımızda çok sık rastladığımız bir manzara var: Kötü oynayan futbolcu yuhalanıyor, ıslıklanıyor, küfürle protesto ediliyor. Hatta bazı futbolcular takıma yakıştıralamadığı için iyi oynadıkları zaman bile protesto edilebiliyor. Özellikle de üç büyük kulübümüzde yaşanıyor bu durum. Beşiktaş’ta Baki Mercimek, Galatasaray’da Cihan Haspolatlı, Fenerbahçe’de de Deniz Barış, tribünlerin öfkesini üzerlerinde toplayan son futbolcular. Deniz Barış’ı asıl şimdi alkışlama zamanıdır... Kabul, üçü de üst düzey futbolcu değil. Hatta yeteneklerinin sınırlı olduğunu dahi söyleyebiliriz. Ancak iyi niyetlerinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Onlar da diğer takım arkadaşları gibi kazanmak için canlarını dişlerine takıyorlar, terlerini son damlasına kadar akıtıyorlar, tekme yiyorlar, sakatlanıyorlar; onların da kafaları gözleri yarılıyor. Onlar da kaybetmek istemiyorlar. Ve verdikleri emeklerinin sonucunda küfür yemeyi, hakaret edilmeyi hiç mi hiç haketmiyorlar. Her kötü gidişte bir ya da bir kaç futbolcuyu günah keçisi ilan etmeyi yıllardır alışkanlık haline getiren, hatta Rüştü’nün dövülmesi gibi bir utancı sonsuza kadar alınlarında kara bir leke olarak taşıyacak olan Fenerbahçe taraftarının son hedefi Deniz Barış’ın durumu, diğerlerinden biraz daha farklı ve hassas. Zira bir insanın hayatta yaşayabileceği en büyük acılardan birini yaşadı Deniz Barış, hepimizin bildiği gibi. Biricik eşini kaybetti ve iki küçük çocuğuyla ayakta kalmaya çalışıyor. Onlara hem annelik yapıyor, hem babalık. Çocuklarını geleceğe en iyi şekilde hazırlamak için gecesini gündüzüne katıyor. Böylesi ağır bir travma yaşayan bir insanın sahada her zaman üst düzey performans göstermesi elbette mümkün değildir. Fenerbahçe seyircisi bunun bilinciyle hareket ederek Deniz Barış’a sahip çıkacağı yerde onu daha da yıkacak olan o ayıp tepkiyi gösteriyor. Ayağına her top gelişinde onu ıslıklıyor, yuhalıyor. Sahadan çıkarken, küfür ve hakaret ediyor. Hani nerede kaldı Türk insanının dayanışma ruhu? Eskiden mahallelerimizde bir komşunun yaşadığı acı, mahallenin öbür ucundaki evde hissedilirdi. Acıya ortak olunurdu. Birlikte üstesinden gelinirdi. Ve bu en önemli hasletimizdi, geleneğimizdi. Fenerbahçe, Fenerbahçelilik de bu ülkenin en önemli hasleti, geleneği değil mi? Deniz Barış asıl şimdi alkışı ve desteği hakediyor. Metaneti, profesyonelliği, renk aşkı için... Acısını içine gömüp, formasını sonuna kadar ıslattığı için...