Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Değeri bilinen (!) başkan: Canaydın

'Değeri bilinmeyen başkan: Canaydın' diye başlık atmışım, bundan yaklaşık üç yıl kadar önceki yazıma...

28 Kasım 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

“Değeri bilinmeyen başkan: Canaydın” diye başlık atmışım, bundan yaklaşık üç yıl kadar önceki yazıma... Ve devam etmişim:
”İşadamının biri, işçilerinin morallerini yüksek tutmak ve randımanlarını artırmak için fabrikasının yemekhanesine usta ressamların fırçasından çıkma değerli tablolar asar. Ertesi gün büyük bir hevesle yemekhaneye gelir ve işçilerin tepkisini ölçmeye çalışır. Ancak gördükleri karşısında büyük bir düş kırıklığına uğrar. Zira, hiç kimse, asılan tablolara dönüp bakmıyordur bile. O paha biçilemeyen tablolar işçilerin umurunda değildir sanki... Tepkisiz, ilgisiz, yemeklerini yerler ve tezgahlarının başına dönerler.
İşadamı, “neyse, belki ilk gün diye, belki de yorgunluktan görmediler, daha sonra farkederler” diye düşünür ve gözlemini bir kaç gün daha sürdürür. Ancak değişen bir şey yoktur. İşçiler hiç bir şey yokmuş gibi umursamaz bir tavırla yemeklerini yer ve sonra işlerinin başına döner. İşadamı, sonunda girişiminin başarısız çıkmasından duyduğu üzüntüyle tabloları kaldırtır ve evine yollar. Ertesi gün yemekhahaneye uğradığında ise şaşkınlıktan ağzı açık kalır sanatsever işadamının... Bütün işçiler boş duvarların önünde toplanmış, tabloları aramakta ve kim tarafından neden kaldırıldığını sorgulamaktadır. Zira, tablolar, yalnız duvarlarda değil, işçilerin, ruhlarında da boşluk yaratmıştır.”
Yazının finali ise, adeta bugünleri anlatır gibi:
“Uçsuz bucaksız okyanusun ortasında, çevresi köpekbalıklarıyla çevrili bir kazazede gibi hayatta kalmaya çalışan Türk futbolu için bir cankurtaran filikasıdır, Özhan Canaydın...
O, bir bayraktır..
O, bir şanstır...
O, sessiz sedasız ruhumuza sızmış, içimize işlemiş paha biçilemeyen bir sanat eseridir...
Değeri, ortadan kaybolduktan sonra anlaşılacak...
Ne yazık ki...”
Canaydın fenomeni, aslında
sessiz sedasız ruhumuza sızdı

Şükürler olsun ki hala aramızda Sayın Canaydın. Ancak atlattığı badire bile, değerini kavramamıza yetti de arttı.
İşte biz hep böyleyiz. Özhan Canaydın ve onun gibilere, onların temsil ettiği zihniyete yapmadığımız kötülük kalmaz. Kirli düzenimize tehdit olarak gördüğümüz için onlara düşman kesiliriz. Çağdışı yöntemlerimizin karşısına insani reflekslerle çıkmalarından dolayı onlara sırtımızı döneriz, onları dışlarız. Hatta zaman zaman alay bile eder, “bu saf adam hangi dünyada yaşadığının farkında değil galiba” deriz. Asaletlerinin gözümüzü kamaştırmasına tahammül edemeyiz ve onların içindeki iyiyi öldürmeye, etraflarına yaydıkları ışığı karartmaya, onları da kendimize benzetmeye çalışırız. Onları da sıradanlaştırmak için elimizden geleni ardımıza koymayız. Taa ki günün birinde kısmen ya da tamamen aramızdan ayrılana kadar şirretliğimiz devam eder. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi...
Bu yalan dünyaya yanlışlıkla düşmüş gibi aramızda eğreti duran Özhan Başkan’ı sevmek, onu anlamak, onun temsil ettiği değerlere sahip çıkmak için neden sağlığını kaybetmesini bekledik ki? O, işlerini Fair-Play anlayışı içerisinde yürütürken, biz neden fenalıklarımızdan vazgeçmedik ki? Ve biz aslında hangisiyiz? Gerçek biz hangisi? Canaydın sağlıklıyken, onu yerle bir etmeye çalışan biz mi, yoksa şu anda ona sımsıkı sarılan, yeniden sağlığına kavuşup aramıza dönmesi için dua eden, seferber olan biz mi?
Bilinmez. Ama çok iyi bildiğimiz bir hakikat var ki; o da Özhan Canaydın’ın tıpkı o paha biçilemeyen tablolar gibi sessiz sedasız ruhumuza sızdığı, içimize işlediğidir.
Ona bir şey olacak diye içimizin titremesi de bundandır.
Tanrı onu başımızdan eksik etmesin.