Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

04 Aralık 2016 Pazar
Çavdar tarlasında çocuklar

'Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocukları getiriyorum gözümün önüne.'

03 Ekim 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

“Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocukları getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta. Yetişkin hiç kimse; yani benden başka... Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum? Uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarken, ben bir yerden çıkıyorum, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.”
Böyle söyler, ABD’li Jerome David Salinger’ın anti-kahramanı Holden Caulfield, yazarın kült romanı “Çavdar tarlasında çocuklar” isimli edebiyat şaheserinde. 1951 yılında yayınlanan ve başta ABD olmak üzere birçok ülkede argo ifadeler nedeniyle yasaklanan roman, 16 yaşındaki bir yeni yetme olan Holden Caulfield’in Noel öncesi üç gününü anlatır. Dört okuldan kovulan uyumsuz ve asi Holden’ın, toplumun iki yüzlülüğüne, samimiyetsizliğine, yapmacıklığına karşı masumiyetin peşinde koşmasının serüveni olan roman, 20. Yüzyıl’ın baş yapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Masumiyetin peşinde
koşan bir anti-kahraman

Otostop yaparak bütün insanlardan kaçmayı ve vardığı yerde kendini sağır-dilsiz olarak tanıtıp bambaşka bir hayat sürmeyi düşünen Holden, bir rüyaya yatar. Masumiyetin simgesi olarak gördüğü çocukların uçurumun kenarındaki bir çavdar tarlasında koşuştuğunu ve eğlendiğini hayal eder. Onların gerçek dünyanın acımasızlığıyla yüzleşmesini ise, uçurumdan aşağı düşmeleri şeklinde algılar. Ve çocukların masumiyetlerini yitirmemeleri için, onları düşmeden tutacağını ve sonsuza kadar çocuk temizliğiyle kalacaklarını söyler.
Eminim, birçoğumuz ergenlik buhranımızda birer Holden olduk. Acımasız dünyanın gerçekleriyle yüzleştiğimiz anda yaşadığımız düş kırıklığı nedeniyle uzak bir yerlere kaçmayı planladık. Fakat başaramadık. Ardından düşlerimize sığındık. Holden’ın çavdar tarlası gibi kendimize, masumiyeti sonsuza kadar koruyacağımız düş bahçeleri kurduk. Bir müddet kendi yarattığımız cennetimizde başımızda kavak yelleriyle mutlu yaşadık. Lakin rüya çabuk bitti. O uçurumdan, önce kendi çocukluğumuz düştü. Büyüdük ve masumiyetimizi kaybettik. Sonra başka çocukların da o kara delikte yok oluşlarını izledik. Kendi cehennemimize giden yola ilk taşları işte böyle döşedik.

O tarladaki Türk kızı:
Hilal Coşkuner

Futbol denen pespayelikten arada sırada başını kaldırmayı başaran Türkiye, iki haftadır 12 yaşındaki bir çocuğun davranışına verilen Dünya Fair-Play ödülüyle yatıp kalkıyor. Hilal Coşkuner’in, kros yarışmasında birinci gelecekken duyduğu çığlık üzerine geri dönüp yere düşen rakibini kaldırması ve ambulansa taşımasına methiyeler düzülüyor. Hilal’e ödül üstüne ödül veriliyor. Altın kalpli Hilal, bütün bu ilgiyi, verilen ödülleri sonuna kadar hak    ediyor. Ancak başına gelenlerden şaşkına dönen Hilal kız, kendisine gösterilen aşırı ilgiden çok sıkıldığını ve bunun nedenini bir türlü anlayamadığını söylüyor. Ve devam ediyor:
“Bu olay neden bu kadar abartılıyor merak ediyorum. Ben ne yaptım ki? Yapmam gerekeni yaptım. Doğrusu budur. Herkesin de bunu hayatında uygulaması gerektiğini düşünüyorum. Yarış sonrası eve gittiğimde ne ailem, ne de başkalarına bu konuda hiçbir şey söylemedim. Nedeni de; önemli bir şey olmadığını düşündüm. Gazetelerde çıkınca, bunun üzerine de ödüller verilince şaşırdım.”
İşte size çavdar tarlasında bir çocuk. Bütün masumluğuyla koşuşturup duruyor. O çocuksu saflığıyla yaptığı hareketi biz büyüklerin neden bu kadar kutsadığını bir türlü anlayamıyor. Bilmiyor, kendisine nasıl bir dünya hazırladığımızı. Henüz farkında değil; samimiyetsizliğimizin, riyakârlığımızın, yapmacıklığımızın, maskelenmiş hayatlarımızın, yitip giden masumiyetimizin.
Ben de tıpkı Holden gibi Hilal ve ona benzer çocukların koşturduğu çavdar tarlasının bekçisi olmak isterdim. O altın sarısı başakların arasında gizlenmek, uçuruma koşan çocukları son anda yakalamak ve onlara, “Hep burada kalın; çocuksu ve masum” diyebilmeyi arzu ederdim. Ve eklerdim:
“Büyüdüğünüzde siz de bekleyin o tarlayı. Çocukluğunuzun elinden sıkı sıkıya tutun, çocuklarınızı iyi kollayın, uçurumdan düşmelerine izin vermeyin.”