Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

24 Mayıs 2017 Çarşamba
Bütün mesele insan oldum diyebilmekte

Kolay değil elbette, insan oldum diyebilmek... Bizi insanlıktan çıkaran, zaaflarımızdan arınabilmek... Şişmiş egolarımızın esaretinden kurtulabilmek...

06 Ekim 2005, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Aklımızı hırsımızın önüne geçirebilmek... Kendimize reva görmediğimizi başkalarına da görmemek... Hak ararken, diğerlerinin haklarını gaspetmemek... Narsizmimizin doruklarından inebilmek... Hatalarımızla yüzleşebilmek... Eğer kolay olsaydı, birbirimizin gözünü bu kadar oyar mıydık? Birbirimizi gömmek için tırnaklarımızla böylesine derin çukurlar kazar mıydık? Sevgisizliği ilke haline getirir miydik? Haset ve kıskançlık, ölümcül bir virüs gibi içimizi çürütür müydü? Bütün camialar cadı kazanı gibi kaynar mıydı? Türk sporu bu kadar tepetaklak olur muydu? Son bir ay içinde halterde, basketbolda, güreşte, voleybolda yaşanan başarısızlıkların, skandalların arkasında yatan asıl nedenleri incelediğimizde, karşımıza çıkacak manzara sizce de belli değil mi? Sistemsizliğin ve çapsız yöneticilerin yanısıra, hiç bir camiada bir ekip ruhu yaratılamaması, birbirine düşman bireylerin, kendi kişisel çıkarlarını ait oldukları camianın çıkarlarının üzerinde görmesi, ilişkilerin yalan ve riya üzerine kurulması, asıl neden değil midir? Gerçek ortada değil mi? Birbirimizi neden kandırıyoruz? İtiraf etmekten neden korkuyoruz? Aslolan; insan kalitesinin, belki de tarihimiz boyunca hiç olmadığı kadar düşmüş olmasıdır. Aslolan; insan oldum diyebilmekte, hiç zorlanmadığımız kadar zorlanmamızdır. Aslolan; günlük yaşamımızda maskelerle dolaşarak, iyi huylu, temiz insanı oynarken, aynanın karşısına geçtiğimizde, başımızı kaldırıp bakmaktan ürkecek kadar başka bir yaratığa dönüşmemizdir. Aslolan; yüzyıllardır bizi ayakta tutan değerlerimizden giderek uzaklaşmamız, her geçen gün biraz daha bencil, biraz daha hasis, biraz daha kibirli, biraz daha hoşgörüsüz, biraz daha sevgisiz-saygısız olmamızdır. Küçük bir iğne darbesiyle bu kadar cerahatın, pisliğin ortaya saçılmasının başka bir izahı var mı? Yıllardır kapanmayan bu yaralara şimdi kim apse yaptırdı? Israrla gerçeklere sırtımızı dönerek, biriken çöpü halının altına süpürerek, eyyam yaparak, doğru teşhis koymayarak, sorumluluktan kaçarak, kamplara bölünerek, cepheleşerek, belden aşağı vurarak Türk sporunu yoğun bakıma soktuk. Musalla taşına koymamıza ramak kaldı. Hepimiz suçluyuz. Ama az, ama çok... Bu oyunda kimse siyah ya da beyaz değil. Herkes gri. Kiminin tonu açık, kiminin koyu... İngiliz yazar Rudyard Kipling’in “EĞER” şiirini hatırlamanın şimdi tam zamanıdır: Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü ve bunun sebebini senden bildikleri zaman... Eğer sen kafanı dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen... Eğer kimse sana güvenmezken, sen kendine güvenir ve onların güvenmemesini de haklı görürsen... Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan, veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen ya da senden nefret edilir de, kendini nefrete kaptırmaz bütün bunlarla beraber ne çok iyi, ne de çok akıllı görünmezsen... Eğer hayaller kurabilir ve hayallerine esir olmazsan, Eğer düşünebilip de düşüncelerinin kölesi olmazsan, Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır ve bu iki hokkabaza da aynı şekilde davranabilirsen; Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen, ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür ve eğilip, yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen, Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir ve bir yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen ve kaybedip yeniden başlayabilir, ve kaybın hakkında tek kelime dahi söylemezsen... Eğer kalp, sinir ve damarlarını eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen, ve kendinde onlara “dayan” diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman bile dayanabilirsen... Eğer kalabalıklarla beraberken erdemlerini koruyabilir ya da krallarla gezip halka ait huylarını kaybetmezsen... Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse... Eğer, aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen... Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, katedilen mesafeye değer, altmış saniye ile doldurabilirsen... Yeryüzü ve üstündekiler senindir. Ve dahası oğlum, sen İNSAN oldun demektir... Yanlışa sahip çıkılmaz Sema Hanım!.. Ard arda patlayan doping skandallarına geçtiğimiz günlerde bir yenisi daha eklendi, bildiğiniz gibi... Fenerbahçeli yüzücü Sibel Piroğlu’nun Türkiye Yüzme Şampiyonası sırasında verdiği idrar numunesi pozitif çıktı. Ortada, bilerek ya da bilmeyerek yapılmış bir doping vak’ası var. Burada yapılması gereken tek şey, eğer itiraz edilmişse B numunesinin de açılmasını beklemek. Yüzme Federasyonu Başkanı Sema Küçüksöz’ün olay sonrası verdiği demece bakılırsa itiraz edilmiş ve kesin sonuç B numunesinin açılmasından sonra açıklanacak ve ona göre sporcu ceza kuruluna sevkedilecek. Ardından dereceleri alınacak, şampiyon olmasına katkıda bulunduğu takımının puanları silinecek, muhtemelen şampiyonadaki takım sıralaması değişecek. Buraya kadar herşey normal. Normal olmayan, Sema Hanım’ın sporcusuna sahip çıkarak basını yargısız infazla suçlaması. Bir sporcuya, kaybetmemek için sahip çıkılması anlaşılabilir bir davranış. Ve doğrudur da... Onu ömür boyu hatasıyla yargılayamayız. Ancak Sema Hanım açıklamasıyla bu olayda taraf durumuna düşüyor. Oysa onun konumu tarafsız olmasını gerektiriyor. Zira Piroğlu’nun ceza alması iki ezeli rakibi; Fenerbahçe ve Galatasaray’ı yakından ilgilendiriyor. Sporcu ceza alırsa Fenerbahçe’nin puanları silinecek, Galatasaray şampiyon olacak. Alması da kuvvetle muhtemel. Zira, Sema Hanım da çok iyi biliyor ki, A numunesi pozitif çıktığı takdirde, B numunesinin de aynı sonucu vermediği bir olaya bugüne kadar rastlanmadı. Burada Sema Küçüksöz’ün yapması gereken, her ne şekilde yapılmışsa yapılsın, dopingin üzerine gitmek ve gönül verdiği renkleri üzerinden çıkararak bütün kulüplere aynı mesafede durmaktır. Bir zamanlar yöneticiliğini yapmış olsa da...