Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
Bir münzevinin huzursuz anıları

Bir yol kenarındayım. Duruyorum. Yol nehir gibi. Öylesine bakıyorum önümden akıp giden insan seline. Ellerimi daldırıyorum. Avuçlarıma birkaç nafile hayat takılıyor.

19 Nisan 2007, Perşembe Yorum Yaz
A+ A-

Bir yol kenarındayım. Duruyorum. Yol nehir gibi. Öylesine bakıyorum önümden akıp giden insan seline. Ellerimi daldırıyorum. Avuçlarıma birkaç nafile hayat takılıyor. Hepsi umutsuz, umarsız. Sonra bırakıyorum onları. Kaderlerine doğru gidiyorlar. Yürüyorum. Kaldırımlar da farksız. Uğultulu bir dere gibi. Asık yüzlü, çatık kaşlı, hayalleri bile ölmüş bir güruh geliyor üzerime. Yarmaya çalışıyorum onları. Başaramıyorum. Kenara çekiliyorum. Onlar da akıp gidiyor önümden. Gümbür gümbür çağlıyorlar. Kuru gürültü! Evime gitmeliyim. Odamın içindeyim. Perdelerim kapalı. Dışarının karanlığı odama sızmasın. Dört dönüyorum, kendi dünyamda. Burada bana çarpan kalabalıklar yok. Bazen oturuyorum, bazen kalkıyorum. Düşünüyorum. Sonra yolculuğa çıkıyorum. Kendi içime doğru. İçim çok derin, çok uzak, çok tenha, çok karmaşık. Labirent gibi. Bazen kayboluyorum. Sonra beni buluyorlar. Tekrar kayboluyorum. Aslında bulmalarını istemiyorum. Bütün çıkışlar kapatılmalı! İç yolculuğum sürüyor. Uzaklardan sesler geliyor. Bu sesler farklı sesler. Ne istediklerini biliyorlar, ne istemediklerini de... Ayaklarının altındaki zeminin sürekli kaymasına isyan ediyorlar. Ülkelerine, Cumhuriyete, Atatürk’e sahip çıkıyorlar. Güzel insanlar. Ama azlar. Daha çok olmalıydılar. Yüzbinlerce değil, milyonlarca... Gözlerim doluyor. Sonra gözlerim birilerini arıyor, onların arasında. Göremiyorum. Yoklar. Oysa ülkenin gelmiş geçmiş en büyük sivil inisiyatifinin içinde onlar da olmalıydılar. Zira bu ülkenin en büyük sivil toplum örgütleri aslında onlar... Bildiniz kimlerden bahsettiğimi... Evet, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş... Güzide kulüplerimiz. Gözde takımlarımız. Ne düşünürler, ne hissederler acep Atatürk’e, onun Cumhuriyetine yapılan bunca saldırılar karşısında. Bilmem! Aklıma Atatürk’ü sahiplenme konusunda birbirleriyle yaptıkları sidik yarışı geliyor. Acı acı gülüyorum. Sonra o acı bütün bedenimi sarıyor. Bir ülkenin sporcusu, yöneticisi bu kadar duyarsız mı olur? Ya o milyonlarca taraftar... Başkanları için, federasyon için yürüyenler, ülkeleri, Atatürkleri için neden yürümezler? Tribünlerde neden pankart açmazlar, neden slogan atmazlar? Yoksa onlarda mı?.. Biraz daha çekiliyorum kendi kabuğuma. Sesler gelmeye devam ediyor. Bu kez çocuk sesleri duyuyorum. Sesten ziyade bir feryat bu. Çığlık çığlığalar. Anlıyorum, ölüyorlar. İçim yanıyor bir kez daha. Ruhum alev alev. Ömrüm yangın yeri. Biliyorum, yine ihmal var işin içinde. O ihmal bu kez direksiyona oturmuş. Ya ona çocukları teslim edenler? Hangisi daha ihmal?.. Çocuklar paramparça, ben paramparça... Birden bir serinlik kaplıyor odamı. Titriyorum. Üşüyorum, çok üşüyorum. Üşümem, bir yaz günü üşümek gibi. Güneş de fayda etmez, bir dost da... Sığınmalıyım, kendi ıssızlığıma. Dalmalıyım içimin derinliklerine. Yine kaybolmalıyım. Başka dünyalar bulmalıyım; çocukların sonsuza kadar çocuk kalmadığı, insanın insana kıymadığı, insanın insana, ülkesine ihanet etmediği, insanın insanlıktan çıkmadığı, insanın insanca yaşadığı...