Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
Benim kendimle sorunum var!..

Çünkü uyumsuzum. Tamam, kırk yıllık ömrümün hiç bir zaman diliminde uslu başlı bir çocuk-genç-yetişkin olamadım. Olmak da istemedim. Düzene ayak uyduramadım. Düzeni de kendime! Lakin hiç bir zaman kendimi bu kadar içinde yaşadığım dünyanın dışında hissettiğim de olmadı. Gerçekleşmesi imkansız ütopyaların peşinde değilim aslında... Tek istediğim, insanlarla birlikte, barış ve huzur içinde, insanca yaşayabilmek. Yalan ve riyadan uzak...

22 Şubat 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Nereden başlasam bilemiyorum. En iyisi sizden başlayayım: Siz kim misiniz? Siz kendinizi bilirsiniz! Ben sizi anlayamıyorum, anlamakta zorlanıyorum. Her dönem her şeyden şikayet ediyorsunuz, ama düzenin değişmesi için hiç bir şey yapmıyorsunuz. Size sınırlı ölçüde de olsa seçme ve seçilme özgürlüğü, yönetime müdahale etme hakkı verilmişken, bunu bile kullanamıyorsunuz. On yıllardır aynı isimleri, aynı kadroları iktidara taşıyorsunuz, sonra da “ne olacak bu memleketin hali” diye birbirinize umutsuzca soruyorsunuz. Üzerinizde bir atalet, bir miskinlik, bir yorgunluk ki, kıpırdayacak gibi gözükmüyorsunuz. Siyaset erkinin oy toplamak, iktidarlarını sürdürmek için size verdiği ufak rüşvetlere, boş hayallere kanıyorsunuz, ardından da hakkın, hukukun, adaletin olmadığından yakınıyorsunuz. Bu düzen sanki hepinizin bir parça işine geliyor gibi... Her dönem bir kısmınıza küçük mutluluklar sunuluyor, gözünüzü boyamak için. Verdikleriyle yetiniyorsunuz. Hakkınızın bu olduğuna inanıyorsunuz, inandırılıyorsunuz. Kendi hak ve özgürlüklerinizin sınırlarını bile onlara çizdiriyorsunuz. Çoğu zaman başkalarından alıp size veriyorlar, alıyorsunuz, kabulleniyorsunuz. Sizden alıp başkalarına verdiklerinde de ağlıyorsunuz. Oysa onların iktidarı bunun üzerine kurulu; bunun da farkındasınız. Lakin sıranızı bekliyorsunuz! Toplumsal hayatımızın her alanında aynı manzaralar. Politikada, ekonomide, eğitimde, sanatta, sporda... Zaten hepsi de iç içe geçmiş değil mi? Birini, diğerinden ayırtedebilir miyiz? Bir ramazan kumanyası karşılığında meclise vekil seçiyorsunuz, sonra da sizi daha fazla fakirleştirmelerini seyrediyorsunuz. Arada bir cılız sesler çıkarıyorsunuz, sonra yine kendiniz bastırıyorsunuz. Çünkü size en önemli düstur olarak tevekkül öğretilmiş. Belediyede iş sahibi olmak, ihale düşürmek ya da kaçak inşaat yapmak, kat çıkmak, kooperatifin en güzel evini almak, sahnede küçük bir rol kapmak, odalarda, sivil toplum kuruluşlarında makam, mevkii edinmek, mücadele verdiğiniz liglerde şampiyonluğa ulaşmak veya kümede kalmak için yöneticiler seçiyorsunuz, ardından da çağın dışında kalmaktan şikayet ediyorsunuz. Bir zamanlar sizi perişan edenlere, arkalarından teneke bağlayarak koltuktan indirdiklerinize, kapalı kapılar arkasında yapılan gizli pazarlıklarla yeniden “umut” diye sarılıyorsunuz. Hakemler hakkınızı yediğinde, sizden alıp başka takımlara verdiğinde feryat figan ediyorsunuz, fakat aynı düdükler rakiplerinizin aleyhine çalındığında, müstehzi bir yüz ifadesiyle “ama” diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Sürekli kirlilikten söz ediyorsunuz, ancak bir türlü kendi evinizin önünü süpürmüyorsunuz. Sanki sizin kavganızmış gibi muktedirlerin iktidar kavgasına taraf oluyorsunuz, çıkarları çakışıp kolkola girdiklerinde de kendinizi aldatılmış hissediyorsunuz. Aynı sesleri, aynı renkleri, aynı popüler figürleri, aynı pespaye kavgaları, aynı bayağılıkları baştacı ediyorsunuz, reytinglerde zirveye çıkarıyorsunuz, sonra da yeni neslin ne kadar dejenere olduğundan dem vuruyorsunuz. Akşamları evlerinizde oturup mafya dizileriyle kendinizden geçiyorsunuz, ardından sabahları sokağa çıktığınızda canınızı yakan çetelere lanet okuyorsunuz. Taraf ya da ait olduğunuz parti, takım, cemaat, lobi, grup vs. şaibeli bir şekilde kazandığında, iktidarı ele geçirdiğinde, rakiplerin de bir zamanlar aynı yöntemi uyguladığını hatırlatarak, yapılan haksızlığı meşruiyet zeminine oturtmaya çalışıyorsunuz. Her daim hoşgörüden, saygıdan, sevgiden, tevazuudan bahsediyorsunuz, ama yapılan en küçük eleştiriye, karşı fikre bile tahammül edemiyorsunuz, yakıyorsunuz, yıkıyorsunuz, yok ediyorsunuz. Bu nasıl bir toplum modeli, nasıl bir anlayış, nasıl bir mantalite, nasıl bir riyakarlık?.. Anlayamıyorum, kavrayamıyorum, işin içinden çıkamıyorum. Sizin kurduğunuz, büyüttüğünüz bu düzene adapte olamıyorum. Siz her geçen gün çoğalıyorsunuz... Siz çoğaldıkça ben biraz daha eksiliyorum. Eksildikçe öfkeleniyorum, hırçınlaşıyorum, hem sizinle, hem kendimle kavga etmeye başlıyorum. Benim kendimle sorunum var!.. Benim sizinle sorunum var...