Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Bahri Kaya'ya kurulan tuzak

Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir rezalet yaşandı geçtiğimiz hafta...

16 Ocak 2008, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir rezalet yaşandı geçtiğimiz hafta... İşin içinde adına gazete demeye bin şahit lazım bir spor gazetesi var; kokuşmuş bir gazetecilik anlayışı var; yalanla, iftirayla, şantajla, asparagasla, menfaat ilişkileriyle basın camiasını için için çürüten müptezel bir güruh var; kendilerine iyi-kötü hizmet etmiş bir hocayı arkadan bıçaklayan bir kaç kulüp yanlısı var...
Bahri Kaya tipik bir futbol emekçisidir. Karınca kararınca Anadolu’nun çeşitli kulüplerinde teknik direktörlük yapar. Mütevazıdır, disiplinlidir, ilkelidir... Kimseye kaypaklık yapmaz, işsiz kaldığı zaman meslektaşlarının ayağını kaydıracak manevralara girmez. Kapısını çalan olursa, asgari müşterekte de anlaşılırsa gider bir kulüpte çalışır.
Bahri Kaya geçtiğimiz hafta alınan Altay mağlubiyetine kadar Orduspor’un hocasıydı. Ancak hafta içinde öyle bir iftiraya maruz kaldı ki, duyanlara “yuh” dedirtecek cinstendi. Sözde spor gazetesi, 12 Ocak tarihli sayısında, “Bahri Kaya’nın İddaa Kuponu” diye bir kupon yayınlar. Kuponda o hafta sonu oynanacak Orduspor-Altay maçının tahmini de vardır ve bu tahmin maçı Altay’ın alacağı yolundadır. Yani Bahri Kaya, sözde kuponunda teknik direktörlüğünü yaptığı Orduspor’un maçı kaybedeceğini ön görmektedir. Bahri Kaya, adının kullanıldığı tamamen asparagas olan bu kupona ertesi günü hemen itiraz eder ve düzeltilmesini ister. Gazete de küçük bir düzeltme yayınlar.
Hafta sonu maç oynanıp, Orduspor kaybedince epeydir suyu ısıtılan Bahri Kaya görevinden istifa eder. Bunu fırsat bilen Orduspor cephesinden bir grup, Bahri Kaya’ya zarar vermek için bir ajansa konuyu saptırarak yalan bir haber üflerler. Haberde, Bahri Kaya’nın yaptığı iddaa kuponunda takımının mağlubiyetini öngördüğü, yenilgi üzerine de görevi bıraktığı belirtilerek, Bahri Hoca’nın aslında bir iddaa organizasyonu içerisinde olduğu ima edilmektedir. Sözkonusu ajans da hiç bir araştırmaya gerek duymadan haberi servise koyar. Bazı internet siteleri de bu habere sazan gibi atlayarak yayınlarlar. Böylece Bahri Kaya, hayatının en büyük iftirasına maruz kalır.
Şimdi Bahri Hoca hakkını nasıl arayacak. Alnına yapışan bu lekeyi nasıl temizleyecek? Şerefiyle, namusuyla, meslek onuruyla oynayanlardan nasıl hesap soracak? Elbette, bu ülkenin mahkemeleri var, savcıları var, hakimleri var... Ancak adalet var mı acaba? Ben kuşkuluyum. Hakkın, adaletin iğdiş edildiği o kadar çok örnek var ki, Bahri Hoca’ya atılan iftira da, atanların yanına kar kalacak. Zaten, suçu işleyenler, burunlarından fitil fitil geleceğini bilseler, hiç suça meylederler mi?
Ne yazık ki, taşların bağlanıp, itlerin salıverildiği bir ülkede yaşıyoruz. Kötüler bütün pervasızlıklarıyla hayatı bizlere zehir etmeye devam ediyor.  Olan da, namusuyla, şerefiyle yaşayanlara oluyor.

PAF Ligi rezaleti
Malumunuz, Süper Lig maçlarının yanısıra PAF Ligi de bütün hızıyla devam ediyor. Ancak gözlerden ırak oynanan bu maçlarda neler olup bittiğini genellikle bilmiyoruz. Bundan bir kaç yıl sonrasının Süper Lig futbolcularının top koşturduğu PAF Ligi maçlarına ne kadar önem verildiği, hangi şartlarda oynandığı pek dile getirilmez. Taa ki, hasbelkader şahit olana kadar.
Ben de PAF’ların ne şartlarda geleceğe hazırlandığını pek bilmeyenlerdenim. Geçtiğimiz hafta oynanan Çaykur Rizespor-Galatasaray PAF maçını GS TV’den seyretme imkanım oldu. Gördüklerime inanamadım. Öncelikle genç futbolcuların birbirlerine yaptıkları gaddarca fauller karşısında gözlerim faltaşı gibi açıldı. Antrenörleri tarafından nasıl koşullandırıldıysalar, her biri birer terminatör gibiydi. Tam, bu takımlar bu maçı nasıl sakat vermeden tamamlayacak diye düşünmeye başlamıştım ki, Galatasaray’ın son haftalarda Feldkamp tarafından A takıma alınan defans oyuncularından Semih dizine aldığı bir darbe nedeniyle kenara yığıldı, kaldı. Doktorlar derhal müdahale etti. Uzun bir süre uğraştılar. Belli ki devam edemeyecekti. İki kişi kollarının altına girdi ve Semih’i sektirerek sahanın dışına doğru taşımaya başladı. Çünkü sedye yoktu! Futbolcu acı içinde tek ayakla yürümeye başladı. Başaramadı. Bu kez bir kişi futbolcuyu kucağına aldı ve öyle taşıdı. Sahanın dışına çıktılar. Dışarısı inşaat molozlarıyla doluydu. Futbolcuyu hastaneye götürmeleri gerekiyordu. Bir de ne görelim? Ambulans da yoktu. Bir polis arabası geldi, futbolcu karga tulumba, arabanın içine yatırıldı ve hastanenin yolunu tuttu. Ne yazık ki, futbolcunun diz çarpraz bağları kopmuş. Durum bu kadar ciddi. Ama bu işleri organize edenler ne kadar ciddi acaba? Sonradan öğreniyoruz ki, Rize Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Futbol Federasyonu arasında bir çekişme varmış. Saha değişmiş, saat değişmiş, futbolcular otobüs içinde bekletilmiş, ambulans başka stada gitmiş vs.vs.
Yani her işimiz gibi bu iş de yamuk. Deve misali!..