Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

06 Aralık 2016 Salı
Aydın Örs'ün laneti!

Bu dünyada yapılan kötülüklerin, haksızlıkların, adaletsizliklerin, yapanın yanına kar kalacağına inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. Adına ister ilahi adalet deyin, isterse kozmik denge...

12 Eylül 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Bu dünyada yapılan kötülüklerin, haksızlıkların, adaletsizliklerin, yapanın yanına kar kalacağına inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. Adına ister ilahi adalet deyin, isterse kozmik denge... Her ne ise, mutlaka bu hayatta tecelli ediyor. Başkalarına zulmeden, eninde sonunda bedelini ödüyor. Acı çektiren, acı çekiyor. Ah alan, ah ediyor. Rüzgar eken, fırtına biçiyor. Kaderimiz, başkalarına karşı nasıl bir niyet beslediğimize bağlı. 

Ülkemizde spor adamı denince akla gelen ilk isimlerden biridir Aydın Örs. Yalnız spor adamı değildir, aynı zamanda adam gibi adamdır da kendisi... Öyle olduğu içindir ki, eli öpülecek, heykeli dikilecek yerde, türlü türlü ali cengiz oyunlarına kurban edilir. Türk basketboluna verdiği hizmetlerin üzerine bir anda kalem çekilir, sinsi hesaplarla, çirkin yöntemlerle derdest edilir, kapı önüne konur. Biraz ironik olacak ama, aslında iyi bir şey de sayılabilir, Örs’e yapılan bu muamele! Zira hastalıklı bünye onu kabul etmez.

Basketbol Örs’le çağı yakaladı ama o bazılarına göre demode!.. 
İlkelidir, dürüsttür, prensip sahibidir, beyefendidir, mütevazıdır, centilmendir, disiplinlidir, basketbol emekçisidir... Bütün bu özellikleri onun baştacı edilmesi için yeter de artar bile. Lakin ne gezer... Postmodern anlayış (!) onu demode bulur. Türk basketbolu, o ve onun gibilerle çağı yakalamasına karşın, Aydın Örs çağdışı (!) ilan edilir. Aslında hesap başkadır. İşin içinde ahbap çavuş ilişkisi vardır, biat kültürü vardır, menacer tahakkümü vardır, kişisel husumetler vardır. Bütün bunlar yeni bir şey de değildir. Sözünü ettiğimiz, yıllardan beri Türk basketbolunun içinde varolan ve camiayı için için çürüten, sağlıksız ilişkiler yumağıdır. Nasıl oluyor da Aydın Örs, bu gayya kuyusunda çizgisini hiç bozmadan dimdik ayakta kalabiliyor, o da cevaplanması güç ayrı bir soru, tabii... Belki de Aydın Örs’ü, Aydın Örs yapan ve Türk basketbolseverinin gönlünde mutena bir yer edinmesine yol açan sır da burada yatıyor.

Ortam onun konuşması için uygun fakat o asaletinden bunu yapmaz
Onun elde ettiği başarıları, Türk basketboluna kattığı değeri burada anlatmaya kalksak, sayfalarımız yetmez. Benim dikkat çekmek istediğim mesele, şu kurak iklimimizde çok zor yetişen az sayıdaki değerimize reva gördüğümüz muamele. Ve sonrası... Önce Avrupa ikincisi yaptığı milli takımı, ardından 16 yıl sonra şampiyonluk yaşattığı Fenerbahçe’yi hiç de şık olmayan yöntemlerle bırakmaya zorlandı. Arkasından dedikodu yapıldı, filmler çevrildi. Yere düşmesi için ayağına çelme takıldı. Tuzaklar kuruldu. Ve o da daha fazla dayanamadı, çekti gitti. 

Bu gün bir yerlerde münzevi hayatı yaşıyor gibi. Ne gören var, ne de sesini duyan. Oysa ortam onun konuşması için öylesine müsait ki... Ama biliyorum, bunu yapmaz. Asiller ne zaman konuşacaklarını, ne zaman susacaklarını iyi bilirler. Puslu ortamdan kendilerine menfaat temin etmezler. Şova çıkmazlar, Düşene tekme vurmazlar. Sadece içleri yanar. Türk basketbolunun başarısızlığı onları derinden yaralar. 

Siz bakmayın, yazıya “Aydın Örs’ün laneti” başlığını attığıma... Aydın Örs gibilerinin içi insan sevgisiyle doludur. Kimseye lanet etmezler. Hiç kimsenin kotülüğünü, düşmesini istemezler. 

Onların laneti, yaşadıkları derin düşkırıklıklarının bir bumeranga dönüşerek, bunu kendilerine yaşatanlara geri dönmesinden ibarettir. Şimdi olan bitenin bir kısmı da, galiba budur. Umarım aynısı Fenerbahçe’nin başına gelmez.

Galatasaray’ın teklifine verdiği  cevaba bir bakar mısınız?
Nasıl bir bilge insana kötülük yapıldığını daha iyi anlamanız için basketbol editörümüz Ümit Avcı’dan bir anekdot aktararak yazımı noktalamak istiyorum:

Aydın Örs Fenerbahçe’den ayrılır ayrılmaz İstanbul dışına çıkar. Bir iki gün sonra telefonu çalar. Arayan Galatasaraylı yöneticidir. Görüşmek istemez. Telefon bir kaç kez daha çalar. Açmak zorunda kalır ve şöyle der: “Biliyorum beni neden aradığınızı. Sizden gelecek hiç bir teklifi kabul etmiyorum. Etmem de mümkün değil. Çünkü etik bulmuyorum. Değil mi ki, bu Fenerbahçe taraftarı beni bağrına bastı, benim için yürüyüş düzenledi. Onların gönlünde bu kadar özel bir yere sahip olmuşum. Buna ihanet edemem. Onları hayal kırıklığına uğratamam. Ayrıca sizin başınızda çok yetenekli genç bir antrenör var. Onun önünü kesmiş olurum, ki bu bana yakışmaz. İlginize teşekkür ediyorum.”
Yaa, işte böyle sevgili dostlar...