Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

10 Aralık 2016 Cumartesi
Asker Bülent'in gözyaşları...

Hani bazen kelimeler de kifayetsiz kalır ya... Karşılığı yoktur o anın; hiçbir lugatta, lisanda... Sözcükler acizdir, cümleler yetersiz. Yazmak istersiniz, yazamazsınız; konuşmaya çabalarsınız, başaramazsınız.

24 Ekim 2007, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Hani bazen kelimeler de kifayetsiz kalır ya... Karşılığı yoktur o anın; hiçbir lugatta, lisanda... Sözcükler acizdir, cümleler yetersiz. Yazmak istersiniz, yazamazsınız; konuşmaya çabalarsınız, başaramazsınız. Diliniz tutulur adeta, boğazınızda bir yumru hissedersiniz. Ve susarsınız. Belki de, anlatmak isteyip de anlatamadıklarınızı, o ölümcül sükunetle dile getirirsiniz. Bilirsiniz; bazen susmak, çok şey anlatmaktır aslında... Susarak da konuşmak mümkündür!
Bugünlerde yaşadıklarımız karşısında çoğunlukla hissettiklerimizden bahsediyorum. Gazete sayfalarından, televizyon ekranlardan taşan sarsıcı görüntüler ile yürek burkan hazin öyküler karşısında nutkumuz tutuluyor. Tarifi imkansız bir hüznün sarmalında buluyoruz kendimizi. Yüreğimiz daralıyor. Yurdumun kan ve barut kokan dağlarından yükselen ağu gibi bir acı dalgası, hepimizin içini yakıp kavuruyor. Anneler-babalar, eşler-çocuklar, acıdan kaskatı kesiliyor, şehitleriyle birlikte tabuta girmek istiyorlar. Onlar ağlıyor, gözyaşları bizim içimize akıyor. Yaşanılanları ancak, onlarla birlikte yaşadığımızda anlamamız mümkün.

Trajediye bu kez
duyarsız kalmadık

Şükürler olsun ki, bu kez öyle yapıyoruz. Başardık gibi. Dağlardan tabutlar inerken, eskisi gibi vur patlasın, çal oynasın eğlenmiyoruz. Genç ölümlere kayıtsız kalmıyoruz. Şehitlerimize, şehit ailelelerine, ülkemize sahip çıkıyoruz. Tarihimizde görülmemiş bir öfke dalgası, yurdun her tarafına öylesine yayıldı, öylesine kabardı ki, önüne çıkan her şeyi yıkıp yok edecek kudrete ulaştı. Türk, kendiyle imtihanını bu sefer kazandı. Silkindi, silkeledi, silkelemeye de devam edecek. Dünya bir kez daha şaşkınlıkla izliyor bizi. Daha önce vurdumduymazlığımıza şaşarlardı, şimdi ise ayağa kalkmamıza...
Kuşkusuz, hayat bütün yeknesaklığıyla devam ediyor, hepimiz için. Lakin bugünlerde biraz farklı yaşıyoruz, farklı algılıyoruz hayatı... Önceliklerimiz değişti. Günlük kazançlar, anlık mutluluklar, küçük vurgunlar, ufak hesaplar, stres atma yöntemlerimiz; artık eskisi gibi tatmin etmiyor bizi. Dünyevi gaileler, belki bir parça doyuruyor bizi; ama içimizde hep bir burukluk, bir boşluk hissederek. Yaşadığımız travmanın yarattığı o derin boşluk...
19 Mayıs 1919 ruhu geri döndü:

Bir millet uyanıyor
Ondan dolayıdır ki, kazandığımız bir maç sonrasında bile uzatılan mikrofonlara, “Kazansak ne olur ki, inanın hiçbir önemi yok; o çocuklar pusularda kırıldıktan sonra...” diyebiliyoruz. Tribünleri albayraklarla gelincik tarlasına çevirebiliyoruz. Hem oynuyoruz, hem de şehitlerin matemini tutabiliyoruz; siyah formalar, saygı duruşları, asker selamları ve göz pınarlarımızdan süzülen yaşlarla... Şehitlerimizi yüzbinlerle omuzlayarak, son yolculuğuna uğurluyoruz. Yollara, sokaklara dökülüyoruz, terörü lanetliyoruz. İçimizdeki hainlere ve emperyalist hamilerine hep bir ağızdan haykırıyoruz: “Bizi yıkamazsınız.” Askerlerimiz ve aileleri için kampanyalar açabiliyoruz, kazançlarımızın bir kısmını hibe edebiliyoruz. Tarihte görülmemiş bir dayanışma ruhuyla tüm dünyaya ders verebiliyoruz.
Ekim 2007 bir milat oldu Türkiye Cumhuriyeti tarihi için... Bir millettin, bir kez daha uyanışına tanıklık etti, bu yaşlı kıta...
Tıpkı 19 Mayıs 1919’daki gibi...