Gerçek Spor Sitesi

Gerçek Spor Sitesi

09 Aralık 2016 Cuma
Arka Bahçe

Bu ülkede başarıya giden yol, Kaf Dağı'na giden yoldan farksızdır. Bin bir türlü engel çıkar karşınıza; statükonun bekçileri tarafından konulmuş ve korunmakta olan... İki ucu keskin bıçak gibidir o yol...

18 Ekim 2006, Çarşamba Yorum Yaz
A+ A-

Alabalık! Bu ülkede başarıya giden yol, Kaf Dağı'na giden yoldan farksızdır. Bin bir türlü engel çıkar karşınıza; statükonun bekçileri tarafından konulmuş ve korunmakta olan... İki ucu keskin bıçak gibidir o yol... Sırat köprüsünden farksızdır. O dikenli yolu aşmak için sadece hırs, akıl ve zeka yetmez. Çelik gibi bir irade, şövalye ruhu, cesaret, kararlılık, azim ve dayanıklılık da gerekir. Hedefinize ulaşmak istiyorsanız, devasa engebeleri, cehennemi uçurumları, fırtınaları, tayfunları, boraları, her köşebaşında sizi bekleyen yedi başlı ejderhaları (!), dar ve grift labirentleri, tek gözü, tek aklı olan ilkel yaratıkları (!) geçmeniz gerekecektir. Adına 'başarı' dediğimiz sihirli elmaya sahip olmak isteyenler, ağır bedeller ödemeyi göze almalıdır. Tökezleyeceksiniz, düşeceksiniz; ardından tekrar kalkacaksınız. Yanacaksınız; sonra küllerinizden doğacaksınız. Vurulacaksınız, linç edileceksiniz, paramparça yapılacaksınız; akabinde ilahi bir güçle her parçanızdan yeni "sizler" yaratacaksınız. İşte o zaman zirve sizindir ve tek başınasınızdır. Yapayalnız. Zira bizde başarmak, yalnızlaşmaktır. Ve başarıya giden o netameli yolun taşları ihanetlerle döşenmiştir! İhanet şebekeleri işbaşında Yaklaşık 10 yıl önce başladığı o uzun ve soluksuz yolculuğuna hala devam eden değerlerimizden biridir Ersun Yanal. Denizlispor, Ankaragücü, Gençlerbirliği, A Milli Futbol Takımı derken, şimdi de Vestel Manisa ile sürdürüyor zirve yolculuğunu. Her durakta bedeni ve ruhu delik deşik ediliyor, vasatlar takımı tarafından. Ama o, her seferinde yeniden ayağa kalkıyor. Yere düşen her parçası toprakta yeniden filizleniyor, ete kemiğe bürünüyor, canına can, gücüne güç katıyor. Yürüdükçe büyüyor. O büyüdükçe yoluna çıkan yecüc mecüc ordusu biraz daha küçülüyor, yokoluşa doğru son sürat yuvarlanıyor. Kolay değil elbette, mayası hurafelerle yoğrulmuş bir toplumda akılla, bilgiyle, teknolojiyle iş yapmak. O işini yaptıkça başkalarının makyajı dökülüyor. Yıllarca Türk insanının içi boş yaldızlı laflarla, iksir sloganlarla nasıl uyutulduğunu ispatlıyor Ersun Hoca, kendine özgü yöntemleriyle... Ve buna dayanamayanlar, katlanamayanlar, her geçen gün sayıları artan işbirlikçileriyle birlikte her köşe başında ona yeni hain pusular kuruyorlar. Ve çıktığı her yükseklikte yeni ihanetler bekliyor onu. Olsun. Beklesinler. Bilimin önünde duramazlar. Çağ Ersun Yanal'ın çağı. Fransız düşünür Voltaire 18. Yüzyıl'da başlatmış "Aydınlanma Çağı"nı. Batı onun savunduğu değerlerin peşinde koşarak bugünkü bilimsel ve teknolojik düzeyine ulaşmıştır. Türk futbolunun Voltaire'i Ersun Yanal da "Türk futbolunun Voltaire"dir. Bilimsel metodla tanıştırmıştır futbolumuzu... Aslında bugünkü çatışmanın kaynaklarından biri de budur: Geleneksel ile modernitenin; daha başka bir deyişle, bilimle demagojinin kavgası... Yanal'ın değeri bugün anlaşılamıyor. Anlayanların önemli bir kısmı da, kişisel ihtirasları, kinleri ve kıskançlıkları için saldırıyorlar Ersun Hoca'ya... Ama tarih onun hakkını verecektir. Her devrimcinin hakkını verdiği gibi. Onu parça pinçik etmek için pusuda bekleyen ve her fırsatta dişini gösteren sırtlanlar kendi kusmuklarında boğulacaktır ama Ersun Yanal'ın adı, "Türk futbolunun mihenk taşı" olarak yazılacaktır spor tarihimize. Çünkü o futbolumuzu dönüşü olmayan bir yola sokmuştur. Çığır açmıştır, yeni bir ufuk olmuştur. O bir milattır. Bilimin yön göstericiliğine inanmayan kulüp yöneticilerinin ve bu yönde kendini geliştiremeyen teknik direktörlerin bundan böyle başarı şansı yoktur. Ersun Hoca zirve yolculuğunda yolu yarılamıştır. Yara bere içindedir ama hiç olmadığından daha güçlüdür artık. Ve hedefe çok daha yakın. Onun yolculuğu, piranhalarla dolu azgın bir nehirde yol alan alabalık gibidir, akıntıya karşı yüzen, çağlayan çıkan... Tıpkı Türk şiirinin büyük ustası Murathan Mungan'ın 'Alabalık' şiirinde tarif ettiği gibi: Alabalık bir metafor/denizler ve balıklar içinde/kutsal kitaplara göre ilk yaratılanlar içinde/akıntıya karşı yüzen tek balık/tekini koruyan tekinsiz/ölüme doğru ve ölüme karşı/çağlayan çıkan dikine yüzen bir balıkmış yalnızlık!